Sabah acı haberin telefonuyla uyandım..
Kahramanmaraş’ta deprem olmuştu. “Ülkemiz deprem kuşağında. Sürekli gelen deprem haberlerinden biri.” diye düşündüm. İlerleyen saatlerde depremin etkisinin büyüklüğü ortaya çıkmaya başladı. Fakat depremin yıkıcı etkisini Hatay’a gidince tam olarak idrak edebildik.
1999 Gölcük depremi, 2011 Van depremine gidip sahada çalışmıştık. Fakat Kahramanmaraş merkezli deprem çok daha farklı. Yüzyılın felaketi ifadesi gerçekten önemli. Bu bir felaket belki de küçük bir kıyamet. Hatay’da başınızı çevirdiğiniz yer yıkılmış, koca binalar yere yapışmış.
Ekrandan izlediğiniz ile yakinen gördüğünüz arasında gerçeklik ve sanallık kadar fark var.
Sadece Türkiye’de 10 il gibi geniş bir alanı etkileyen bu felaketin etkileri, sonuçları çok derin.
Deprem haberi üzerine İnsan Vakfı’ndan arkadaşlarımızla ne yapabiliriz diye düşündük. Hava soğuk, insanlar aç bitap. Yemek dağıtmaya karar verdik. Eldeki imkanları aracımıza yükleyerek kurduk ocağımızı bir parkın içerisine. İkinci gün ilk çorbamızı verdiğimizde belki de ilk sıcak aşa ulaştı Kırıkhan’daki bazı kardeşlerimiz.
Gecenin soğuğunda bir kap çorbanın sıcaklığı insanların kalplerini ısıtıyordu. Sabahları, özellikle de geceleri dağıtım yaptık. Gece 01.00’e kadar mahalle mahalle, sokak sokak dolaştık on ekip arkadaşımızla. Aslında sadece çorba dağıtmaya gitmedi onlarca insan. Elektriğin olmadığı gecenin zifiri karanlığında, soğukta titreyen ellere umut dağıttık. Selam dağıttık. Kardeşliğimizi paylaştık.
En yakınını kaybetmiş insanlara buradayız, sizinleyiz, milyonların kalbi burada atıyor dedik.
Yapayalnız kalmış insanlara yanlarında olduğumuzu gösterdik, karanlığın en koyu olduğu bir anda.
Kimi ağıtlarıyla, kimi gözyaşlarıyla, kimi minnetle karşıladı bizi. Neredeyse hepsinde bir mahcubiyet oldu, Ankara’dan geldiğimizi duyunca.
Her enkaz başında, günlerce umutla bekleyen insanların bakışları vardı, gözyaşları içinde.
Bir heykel gibi duruyordu sokak ortasında insanlar, birbirine sarılmış çaresizlik içinde.
Bir Anne'nin hıçkırıkları yürekleri deliyordu kuytu bir köşede.
Yerde bekliyordu anne, baba ve ikiz çocuğun cenazesi kimseleri olmadığı için. Savaştan kaçan Suriyeli mazlum bu ailenin cenaze aracı olan aracımız misk kokuları içinde kalmıştı.
Suriyeli kardeşlerimizin nasıl yardıma koştuğuna ise bölge halkı bizzat şahid oldu.
Binlerce dram, binlerce hikaye ile küçük kıyameti gördük Hatay’da.
Ve dedik ki kardeşlerimizle biz buraya bir şey vermeye değil, almaya geldik.
“Secde et ve yakınlaş.” (Alak Suresi 19)




Gardaş Ülke Özbekistan AHMET SEMİH TORUN 28.01.2026
Otoriterlik YUSUF YAVUZYILMAZ 01.02.2026
Tahammül, Tahammülsüzlüğe Bile... MUSTAFA ATILGAN 28.01.2026
ABD Terörü ve Rızanın Çözülüşü BEKİR BERAT ÖZİPEK 04.01.2026
maduro madara olunca! MUSTAFA AKMEŞE 08.01.2026
Ağaçlar Ayakta Ölür OSMAN YURT 05.01.2026
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
Hayal Kırıklıkları ve Gerçekler YUSUF YAVUZYILMAZ 10.01.2026