metrika yandex
  • $43.6
  • 52.04
  • GA54900

Haberler / Yorum - Analiz

Bir rüya; Suriye’nin Yeni Anayasası: Hepimiz Arap’ız! / Av Semih BİTEN

27.01.2026

Suriye’nin Yeni Anayasası: Hepimiz Arap’ız!

Geçtiğimiz günlerde bir rüya gördüm. Rüyamda Suriye’deydim. Adı rüya ama gerçek gibi. Baas rejiminin devrilmesinden sonra Ahmed el-Şara liderliğinde kurulan “Suriye Arap Cumhuriyeti”nin yeni anayasası yürürlüğe girmişti. Yeni anayasanın en çok konuşulan maddesi ise vatandaşlık maddesiydi. Madde şöyle diyordu: “Suriye Arap Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Arap’tır.” Özellikle nüfusu birkaç milyon bulan Türkmenler bu maddeye itiraz ediyordu.

Televizyon kanalları açık, telefon elimde: sosyal medya alev alev.

İktidar partisi sözcüsü, bir muhabirin sorusu üzerine kısa kesiyordu: “Bu bir etnik kimlik değil; bir üst kimlik.”

Bir televizyon programında, parlamentoda grubu bulunan bir partinin genç başkan yardımcısı heyecanla anlatıyordu: “Millet tektir, o da büyük Arap milletidir. Bu hükümde ırkçılık yoktur. Devlet senin cebindeki kimliğe bakar. Suriye Arap Cumhuriyeti kimliğin var mı? Var. Devlet sen Türk müsün, Arap mısın diye ilgilenmez.” Ardından bazı örnekler sıralıyordu: “Devletin tüm hizmetlerinden yararlanabiliyorsun. Belediye başkanı olabiliyorsun, milletvekili olabiliyorsun, hatta Anayasa’ya göre cumhurbaşkanı olmanın önünde bile bir engel yok.” Son cümleyi özellikle vurguladı: Türkmenler de Arap milletinin bir parçasıdır. Aksi yorumlar ülkeyi böler, vatanın bölünmez bütünlüğüne zarar verir.”

Bir akademisyen bu tartışmaya şöyle bir katkı yapıyordu: “Bakın, biz ‘Ne mutlu Arap olana’ demiyoruz; ‘Ne mutlu Arap’ım diyene’ diyoruz. Bu ikisi arasında son derece önemli bir fark var. Bizim milliyetçilik anlayışımız dışlayıcı değil, kapsayıcıdır. Arap milliyetçiliği din ve ırk ayrımına dayanmaz; ortak yurttaşlık temelinde yükselir.”

Programa katılan Arap milliyetçisi bir parlamenter ise tartışmayı tamamen kapatıyordu: “Türkmenler bir kavimdir, millet değildir. Türkmen diye ayrı bir halk yoktur. Onlar Arap milletinin bir parçasıdır.”

Sosyal medyada “Tek Millet” etiketli bir hesap şunu yazmıştı: “Efendim, Arap kelimesi burada genetik bir köken ifade etmiyor. Bu bir hukuki bağdır. Bayrağımızın rengini seven, bu toprağın suyunu içen herkes Arap’tır. Türkmen olmanız bu şemsiyenin altına girmenize engel değil.”

Bir başka hesap son derece emin bir tonda yazmıştı: “Bak kardeşim, biyolojik olarak Türkmen olabilirsin. Buna saygımız sonsuz. Ama bu bir ‘millet’ tanımıdır. Suriye’de yaşayan herkes de Arap milletindendir. ‘Ben Türkmenim’ diyerek alt kimlikçilik yapıp birliği bozmaya gerek yok. Ne mutlu Arap’ım diyene!”

Bir köşe yazarı daha kapsayıcı bir dille yaklaşıyordu: “Arap milleti kavramı o kadar geniştir ki içine her türlü kültürel rengi alır. Türkmen kardeşimiz evinde Türkçe konuşabilir. Ama dışarı çıktığında, devletle muhatap olduğunda o da ‘Arap’tır’. Bunda alınacak ne var?”

Sosyal medyada bu tabloya itiraz eden bir hesap, basit ama can yakıcı bir soru sormuştu: “Halep’in bir köyünde, dedesinden kalma Türkçe türküleri söyleyen bir Türkmen amca, sabah kalkıp anayasada ‘Herkes Arap’tır’ ifadesini gördüğünde ne hisseder? Ona gidip ‘Üzülme amca, bu etnik bir tanım değil, hukuki bir üst kimlik’ dediğimizde, amca bize ‘Madem bu kadar kapsayıcıyız, neden Suriyeli demiyoruz da Arap diyoruz?’ diye sormaz mı?”

Tabi bu itiraza cevap gecikmemişti, mesajın hemen altında şöyle bir cevaba rastladım: “Suriye, devletin adıdır, coğrafi bir isimdir. Milletin adı ise Arap Milleti’dir. Bu ismi değiştirmek, tarihimize ihanettir!”

Suriye’nin en çok satılan gazetesine röportaj veren bir şair, ezber bozan bir tezle tartışmaya katılmıştı. Ona göre Araplık kanla, soyla ilgili değildi: “Kâfirle çatışmayı göze alan Müslümana Arap denir.” “Müslüman değilse bir insan Araplıktan çıkar” diyordu.

Milliyetçi olmadığını söyleyen bir din adamının bir konuşmasında şöyle dediği aktarıldı: “Arapça Kur’an dilidir. Allah insanlığa Arapça hitap etmiştir. Bu dil kutsaldır. Sadece Arapların dili değildir, bu coğrafyada yaşayan herkesin dilidir. Elbette herkes istediği dilde konuşabilir; ancak devlet ve eğitim dilinin Arapça dışında bir dil olması kabul edilemez.”

Türk asıllı bir milletvekilinin, parlamentoda Türkçe konuşma yaptığına dair bir habere rastladım. Tutanaklarda konuşma “bilinmeyen bir dil” olarak geçmişti.

Suriye Meclis TV’yi izlerken, Türkçe birkaç cümle kuran milletvekiline Meclis Başkanı’nın şu uyarıyı yaptığını duydum: “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin resmî dili Arapça’dır. Lütfen Genel Kurul’a başka bir dilde hitap etmeyiniz.” Uyarı bununla da kalmadı; oturma sıralarından bazı vekillerin, Türk asıllı milletvekiline dönerek “Anayasal suç işliyorsunuz!” diye bağırdıklarını da işittim.

Tam bu noktada uyandım. Merakla internette kısa bir arama yaptım. Suriye’de hâlen geçici bir Anayasa’nın yürürlükte olduğunu, bu yönde bir hükmün bulunmadığını gördüm. Ardından aklıma şu ihtimal geldi: “Acaba rüyamda eski Baas rejiminin Anayasası’nı mı gördüm?” diye düşünüp eski Suriye Anayasa’sını da araştırdım. Fakat onda da buna benzer bir hükme rastlayamadım. Belki de rüyamda ülke adları karışmıştı.

Av Semih BİTEN

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Yakup Kemal Kalyoncu | 28.01.2026 00:12
Üstad, makalenizi okuyan pekçok okurun "bu rüyayı" görmüş olabileceğini düşünüyorum.