metrika yandex
  • $43.6
  • 52.04
  • GA54900

Gardaş Ülke Özbekistan

AHMET SEMİH TORUN
28.01.2026

Semerkand

Semerkant Registan Meydanı'ndaki Uluğ Bey, Şirdar ve Tillekârî medreseleri.

707-715 yıllarında Mâverâünnehir ve Hârizm, Kuteybe b. Müslim kumandasındaki İslâm orduları tarafından fethedilince bölge halkı İslâmiyet ile tanıştı. Temmuz 751'de yapılan Talas Savaşı neticesinde İslâm Ordusu karşısında Çin Ordusu yenilmiş, Batı Türkistan Çin tasallutundan kurtulmuştu. Talas Zaferi neticesinde Türkler arasında İslâmiyet hızla yayılırken Abbâsî Halifeliği'nin askeri ve siyasi kadrolarında Türkler yer almaya başlamıştı.

IX. yüzyılda Sâmânîler ve Karahanlılar, XII. yüzyılda Karahıtaylılar, XII. yüzyılın ikinci yarısıyla XIII. yüzyılın başında Hârizmşahlar'ın hükümranlığı altında kalan bölge, 1220-1221 senelerinde Moğollar’ın istilâsına uğradı. Buhara, Semerkant, Ürgenç, Hucend ve Tirmiz şehirleri tamamen tahrip edildi. Moğollar XIII ve XIV. yüzyıllarda hâkimiyetlerini sürdürdüler.

Moğollara karşı mücadeleye devam edildi ve XV. yüzyılda ülkede Timur Hanedanı hâkim oldu. Daha sonra Şeybânîler güçlendi. Ebülhayr Han, 1428'de bağımsızlığını ilân ettikten sonra Timurlular saltanatına son verdi. Ancak XVI-XVII. Yüzyıllar arasında devlet bölünerek küçük hanlıklar ortaya çıktı. Bu dönem, “Üç Özbek Hanlığı” olarak adlandırıldı.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türkistan, Rusya tarafından işgal edilmeye başlandı. Mücadeleler devam etse de işgaller sürdü. Sovyetler rejimi döneminde Özbekistan mâneviyat olarak çok zarar gördü. 1930-1950 yılları arasında 40.000 kadar âlim ve münevver Sovyet rejimi tarafından katledildi.

Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle 31 Ağustos 1991 tarihinde Özbekistan Cumhuriyeti bağımsızlığını ilân etti. Başkanlık sisteminin uygulandığı Özbekistan; 21 Aralık 1991’de Bağımsız Devletler Topluluğu’na, 2 Mart 1992’de ise Birleşmiş Milletler’e girdi. 1 Temmuz 1994’te millî parası tedavüle giren cumhuriyette dış ticaret gelişmekte.

Özbekistan, maneviyat büyüklerinin bulunduğu güzel bir ülke. Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan ve Türkmenistan ile komşu olan genç devletin Başkenti olan Taşkent diğer şehirlere göre daha pahalı. Nemengan, Andican, Nukus, Buhara ve Semerkant diğer önemli şehirlerinden.

Özbekistan'ın resmî dili Özbekçe. Türkiye'den Özbekistan'a gidenler, oradaki ahaliyle rahatça konuşabileceklerini zannetseler de bu pek mümkün olmuyor. Ancak Türkiye'de bulunmuş olanlara veya Ahıska Türklerine rastladığınızda rahatça anlaşabiliyorsunuz.

Türkiye Türkçesi'ni çok az bilenlerle anlaşmak ayrı bir dert. Bunlar, anlamadıkları halde anlıyormuş gibi yaptıklarından, ya isteğiniz gerçekleşmiyor veya yanlış anlaşıldığından istenen şeyin tam tersi yapılıyor. Organizasyon otobüsleriyle Taşkent'ten Semerkant'a gidecektik. Sabah namazı vaktinde yola çıkacak otobüsün içi biraz serindi. Otobüste bulunan bir hanım yolcu, otobüsün ısıtılmasını rica etti. Otobüsle ilgilenen ve çok az Türkçe bilen delikanlı otobüstekilerin bunaldığını zannederek klimanın soğuk tarafını açtırdı. Epey uğraştıktan sonra meramımızı anlatabildik.

Özbeklerin ekmekleri, plavları, üzümleri, kavunları ve yeşil çayları meşhur. Katıldığımız bir programdan çıkar çıkmaz, Özbek pilavları soğumadan yetişelim diye hızlıca bahçeli bir tesise gittik. Bahçedeki ağaçlarda asılı üstü örtülü kafeslerden gelen kuş sesleri insanı mest ediyordu.

Masada, kesilmeden konmuş meyveler bulunmaktaydı. Meyveleri pay etmek için bıçak istedik. Önce anlamadılar. Sonra Özbekçe bilenler durumu izah ettiler. Bir müddet sonra; bizim kurban keserken veya mutfaklarda kullandığımız türde büyük bir bıçak geldi. Ya o esnada meyve bıçağı bulamadılar veya gittiğimiz tesiste meyve bıçağı mevcut değildi.

450.000 km kare civarında olan Özbekistan'da 37 milyona yakın insan yaşıyor. Para birimi olarak kullanılan Özbekistan Somu (Som), Ülkeye ilk gelenleri milyoner yaparak mutlu etse de harcamalar esnasında bu mutluluk gittikçe azalıyor. Özbekistan'a ilk gelen insanların hesaplama alışkanlıkları altüst oluyor. 100 dolar bozdurduğunuzda 1 milyon 200 bin civarında som ediyor. Milyoner oldum diye sevinirken en basit bir hediyeye 25 bin som ödediğinizde meseleyi anlıyorsunuz.

Geleneksel Özbek başlığı "Doppi"nin Özbekistan'da özel bir yeri olup erkeklerle hanımların kullandıkları başlıklar farklı. Milli kıyafetler ile göz alıcı renk ve desenlerle süslü eşyalar insanın içini ısıtıyor.

Rus işgali altında kalmış bölgelerden olan Özbekistan'da cami sayısı sınırlı olup ihya edilen camiler yanında yeni yapılan mescidler de bulunmakta. Taşkent'te bulunan Özbekistan Müslümanları İdaresi'ne bağlı Yunus Ota (Ata) Mescidi'ndeki saf tutulan kısımların farklı olması dikkatimi çekti. Tahiyyatlara oturulduğunda diz hizasına kadar gelen bu kısımlar, secde yapılan yerlerden biraz daha kalın ve yumuşak. İmam efendinin, Türkiye'deki müezzinlerin yapmış olduğu namaz tesbihatını da yerine getirmesi ayrıca dikkat çekici.

Özbekistan'ın en meşhur şehirlerinden olan Semerkant ile Buhara ilim ve maneviyat merkezleriyle dolu. Medreselerin görkemli mimarileri görenleri etkiliyor. Semerkant Registan Meydanı'ndaki Uluğ Bey, Şirdar ve Tillekârî medreseleri ile çevresi çok güzel. Buhara, Hive ve diğer şehirlerdeki tarihî eserler mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Özellikle Buhara'daki Kalan Minare ve civarı ile kaleyi geceleyin ziyaret etmek insana ayrı bir huzur veriyor.

Buhara

Buhara Kalan Minare ile etrafındaki medreseler.

Peygamber Efendimiz'in amcasının oğlu Sahabeden Şehid Kusem bin Abbas Hazretleri başta olmak üzere, İmâm-ı Buhârî, İmâm-ı Tirmizî, İmâm-ı Mâturîdî, Abdülhâlik-ı Gucdüvânî, Ârif-i Rivgerî, Mahmud-ı İncirfağnevî, Ali-i Râmîtenî, Muhammed Baba Semmâsî, Emir Külâl, Şâh-ı Nakşbend, Hâce Ubeydullâh-ı Ahrâr gibi büyük şahsiyetler Özbekistan'da bulunan manevi önderlerden.

 

Özbekistan; ziyaretçilerin doyamadığı ve tekrar, tekrar gitmek isteyeceği bir ülke. Müslümanların tek yumruk haline gelmesi ve gardaşlığımızın daim olması dileğiyle…

 

"Gardaşlarımız vâr olsun.

Allah bize yâr olsun!"

Yorum Ekle
Yorumlar (7)
Zafer Kılıç | 29.01.2026 10:10
Özbekistan'a gitmeden önce okumak elzem, faydalı,güzel bir yazı. Çok teşekkür ederiz.
Mustafa Çelenlioğlu | 29.01.2026 00:32
Sayın Selvi, Şu bir gerçek ki insanlığın var olduğu günden bugüne kadar, geçmiş kavimlerin, medeniyetlerin peygamberlerine itaat ettiği dönemler hariç, bütün kavimlerlerde, milletlerde, zulüm (haksızlık) hakim olmuş ve nihayetinde helak olup batmıştır. Buna, zamanına göre en gelişmiş, tabir caizse en medeni toplumlar da dahildir. Dünyada adil bir İslâm devleti (otoritesi) altındaki halklar hariç bütün insanlık muhakkak zulüm altındadır ki buna günümüzden de çok net örnekler vermek mümkündür. Velev ki bu ülkeler sınai, iktisadi, askeri, teknolojik yönden en gelişmiş seviyede olsalar bile. Bütün yeni kıta ülkelerinin hali, nasıl sömürüldükleri halen ortadadır. Kısaca çok nettir ki dünyaya ya adil bir İslâm ülkesi hükümdar olacak dünya halkları rahat edecektir, yada gayri İslami güçler daha zayıf ülkeleri kanının son damlasına kadar emmeye çalışacak, öyle ki kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bu insanlar bebekleri ile okyanuslara atlayıp sözde çok medeni bu zalim ülkelere kaçak göçek de olsa ayak basmaya çalışacaklardır. Bu zulüm, günümüzde ve yakın tarihte olduğu gibi, acımasız köle düzeni, kast sisteminin hakim olduğu antik Yunan, Roma ve antik Mısır medeniyetleri için de söz konusudur. Velhasıl dünyada ve bir ülkede İslâm hakimse uzun vadede de, insanlık adalet, huzur ve refah içindedir. Aksi muhakkak ve muhakkak zulüm içindedir. Bunun için yeryüzünde, uzun vadede ilelebed huzur ve adaletin hakim olması için İslâmın otorite olması gerekmektedir. Bu otorite, bütün halkların Müslüman olması, Müslüman edilmesi anlamına gelmemektedir. Buna Osmanlı Devleti örnek verilebilir, ki bu kadar farklı din ve kültüre, etnik kökene sahip ülkeler altı asır boyunca İslâm otoritesi altında her türlü dil, din, inanç ve kültürel varlıklarıyla, diğer Afrika, Amerika, Avustralya vs halkları gibi dili, dini, kültürleri yok edilmeden kısaca asimile edilmeden özgürce yaşamışlardır. Bu ancak ve ancak İslâm ile İslam’ın insana, eşyaya bakış açısı ile mümkündür. Kesinlikle dünya tarihi şahittir ki başka hiçbir medeniyet, din bunu temin etmez, sağlamaz. İşte bunu sağlamaya fetih denir ki velev savaş bu otorite altına girmeyi kabul etmeyen kavim Türkler olsa bile... Viyana kapılarına gitmemiz, Almanya içlerine akınlar düzenlememiz bu yüzden olup tevbe süresi 29 ayeti kerimesinin emridir vesselam.
Mustafa Çelenlioğlu | 29.01.2026 00:30
Sayın Selvi, Şu bir gerçek ki insanlığın var olduğu günden bugüne kadar, geçmiş kavimlerin, medeniyetlerin peygamberlerine itaat ettiği dönemler hariç, bütün kavimlerlerde, milletlerde, zulüm (haksızlık) hakim olmuş ve nihayetinde helak olup batmıştır. Buna, zamanına göre en gelişmiş, tabir caizse en medeni toplumlar da dahildir. Dünyada adil bir İslâm devleti (otoritesi) altındaki halklar hariç bütün insanlık muhakkak zulüm altındadır ki buna günümüzden de çok net örnekler vermek mümkündür. Velev ki bu ülkeler sınai, iktisadi, askeri, teknolojik yönden en gelişmiş seviyede olsalar bile. Bütün yeni kıta ülkelerinin hali, nasıl sömürüldükleri halen ortadadır. Kısaca çok nettir ki dünyaya ya adil bir İslâm ülkesi hükümdar olacak dünya halkları rahat edecektir, yada gayri İslami güçler daha zayıf ülkeleri kanının son damlasına kadar emmeye çalışacak, öyle ki kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bu insanlar bebekleri ile okyanuslara atlayıp sözde çok medeni bu zalim ülkelere kaçak göçek de olsa ayak basmaya çalışacaklardır. Bu zulüm, günümüzde ve yakın tarihte olduğu gibi, acımasız köle düzeni, kast sisteminin hakim olduğu antik Yunan, Roma ve antik Mısır medeniyetleri için de söz konusudur. Velhasıl dünyada ve bir ülkede İslâm hakimse uzun vadede de, insanlık adalet, huzur ve refah içindedir. Aksi muhakkak ve muhakkak zulüm içindedir. Bunun için yeryüzünde, uzun vadede ilelebed huzur ve adaletin hakim olması için İslâmın otorite olması gerekmektedir. Bu otorite, bütün halkların Müslüman olması, Müslüman edilmesi anlamına gelmemektedir. Buna Osmanlı Devleti örnek verilebilir, ki bu kadar farklı din ve kültüre, etnik kökene sahip ülkeler altı asır boyunca İslâm otoritesi altında her türlü dil, din, inanç ve kültürel varlıklarıyla, diğer Afrika, Amerika, Avustralya vs halkları gibi dili, dini, kültürleri yok edilmeden kısaca asimile edilmeden özgürce yaşamışlardır. Bu ancak ve ancak İslâm ile İslam’ın insana, eşyaya bakış açısı ile mümkündür. Kesinlikle dünya tarihi şahittir ki başka hiçbir medeniyet, din bunu temin etmez, sağlamaz. İşte bunu sağlamaya fetih denir ki velev savaş bu otorite altına girmeyi kabul etmeyen kavim Türkler olsa bile... Viyana kapılarına gitmemiz, Almanya içlerine akınlar düzenlememiz bu yüzden olup tevbe süresi 29 ayeti kerimesinin emridir vesselam.
Ahmet Semih Torun | 28.01.2026 22:24
Fetih kelimesi; "Açma, açılma, bir memleket, şehir veya mevkii savaşla ele geçirme, galibiyet ve zafer " manalarına gelmekte. Bilhassa İslâm ordularının bir yeri İslâm topraklarına katmaları hakkında kullanılmıştır. Fetih kelimesi; İslam ordularının ele geçirdikleri İran, Bağdat, Şam, Mısır, İstanbul vesair yerler için de kullanılmıştır. Fetihlerle toplumlar İslam'la tanışmış, zalim yöneticiler bertaraf edilmiştir. Fethedilen yerlerde adalet hakim olmuş, o bölgenin halkı kendi rızalarıyla İslam'ı seçmiş veya kendi dinlerinde devam etmişlerdir. Şayet Türkler zulme uğrasalardı İslamiyet Türkistan'da yayılmaz ve Müslüman Türkler zaferden zafere koşmazlardı. Doğruluk ve cesarete önem veren Türkler, İslam'ın prensiplerine hayran kalarak Müslüman olmuşlar ve İslam Tarihi'nde kahramanlıklarıyla anılmışlardır. Tuğrul Bey, "Doğu ve Batı'nın Hükümdarı" ünvanını alarak İslam Dünyası'nın siyasi hakimiyetini Türkler temsil etmeye başlamış, Sultan Alparslan ve sonrakiler İ'la-yı Kelimetullah Sancağı'nı dalgalandırmak için mücadele etmişlerdir. Türkler tefrikaya düştüklerinde birbirleriyle savaşıp parçalanmışlar, tek yumruk olduklarında ise adaletle cihana hükmetmişlerdir. İslam'a hizmet eden ve zalimlere karşı birçok cephede savaşan kahraman ecdadımızı minnetle anıyor ve onların torunları olmaktan şeref duyuyoruz vesselam...
Alper Özel | 28.01.2026 19:47
Allah(c.c.) razı olsun Hocam, gönülden Amin diyoruz, kardeşlerimizin elinden alınan ilimlerin bir an önce tamamlanmasını niyaz ediyoruz.
Mahmut Çelik | 28.01.2026 18:52
Amiiin
S. Selvi | 28.01.2026 12:44
Size saldırmayan Türk ülkelerine askerle giderek yüzbinlerce Türkü öldürüp, kadın ve çocuklarını esir edip köle pazarlarında satmanın adı nasıl oluyor da fetih oluyor? Emeviler, Nebi ailesinin düşmanı ve vahyin ilk saptırıcılarıdır. İktidara gelen yezid ve haccac gibi azgınların, güçlerinin yettiği herkesi öldürüp, her yeri haraca bağlayıp, soyup soğana çevirmesinin adı, nasıl fetih olabilir? Türk kasabının adı nasıl bir kahramanmış gibi zikredilir. O dönem ve sonrasında arap kabile ırkçılarının yaptığının, günümüz emperyalistlerinin yaptığından bir farkı var mı? Sizler acaba ne zaman tarihi, kendilerini övmekten yorgun düşen arap ırkçılarının anlattığı sanmaktan vaz geçeceksiniz... Arabın, Kurana aykırı yaptığı ne varsa İslam tarihi diye sunarak meşrulaştırmaya çalışmaktan ne zaman vaz geçeceksiniz???