metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Mizah, Hakaret, Deniz Göktaş ve Özgürlük Üzerine

YUSUF YAVUZYILMAZ
05.07.2026

YUSUF YAVUZYILMAZ/Mizah, Hakaret, Deniz Göktaş ve Özgürlük Üzerine

 

"Eşit şartlar altında değiliz. Çünkü biz mücadele ederken Ahlaklı olmak zorundayız. Sizin böyle bir derdiniz yok. "

(Aliya izzetbegoviç)

 

Türkiye'de mizaha bakış konusunda bir standardın olmadığı açıktır. Kendine dönük mizaha "bu adamı susturun" yaklaşımı, başkasına dönük mizahta yerini fikir, düşünce ve sanat özgürlüğü söylemine bırakıyor. Öyle görülüyor ki mizah da diğer olaylar gibi, kendi ideolojik bakışı doğrultusunda araçsallaştırılabiliyor. Mizaha yaklaşımlar, sanatta özgürlükten çok kendi ideolojisine zemin hazırlamaya ve avantaj sağlamaya çalışıyor.

Nitekim bir olaya tepki gösterenlerin benzer olaylar karşısında suskun hatta onaylayıcı davrandıkları sıklıkla görülmektedir. Deniz Göktaş'a özgürlük ve sanat adına destek olanların Benzer bir olaya gösterdikleri tepkiyi merak edenler dönemin gazetelerine bakabilirler. İlkesel davranmak ahlakiliğin ön şartıdır. Deniz Göktaş olayına benzer ancak konusu farklı olan bir olayda Stand-up'çı Günsal, Atatürk ve Mevlana'ya hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı. 2020 Nisan Cumhuriyet Başsavcılığımızın talimatı ile söz konusu video içeriği nedeniyle şüpheli Emre G. isimli şahıs hakkında Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki yasaya muhalefetten, ‘kişinin hatırasına hakaret suçu ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu’ maddeleri gereğince soruşturma başlatılmış olup, şüpheli hakkında yakalama ve gözaltı talimatı verilmekle birlikte soruşturma titizlikle yürütülmektedir.” Ocak 2021'de sonuçlanan davada mahkeme, Emre Günsal'a toplamda 3 yıl 5 ay hapis cezası verdi. Şimdi Deniz Göktaş’a sahip çıkanlar, o zaman büyük ölçüde sessiz kalmışlardı.

Sol, Kemalist, Ulusalcılar ve mizah üzerine yaklaşımları da, tıpkı muhafazakarlar gibi ikirciklidir. Atatürk, Anıtkabir, Alevilik mizah konusu yapılsa ve alay edilse gösterilecek tavrın farklılığı bu konuda var olan ikiyüzlülüğün somut göstergesidir. Kemalist kesimin Örneğin 2006 yılında Atatürk'ü eleştiren Atilla Yayla ve resmi tarihe mesafeli olan Kadir Mısıroğlu hakkındaki dışlayıcı ve aşağılayıcı tavırları, sadece mizah konusunda değil, eleştiri konusunda da taraflı olduklarını gösteriyor. Mizah ve eleştiri herkese göre değişmemelidir. Türkiye'de asıl sorun fanatik taraftarlığın beslediği ikiyüzlülüktür. Kuşkusuz komedyenin tutuklanması doğru değildir. Entelektüel ve mizah yoluyla yapılan eleştirilere gösterilecek tepki sivil alanda olmalıdır.

 

 

Öte yandan eleştiri konusunda toptancı davranan bir zihinsel genetik var. Bir olayı değerlendirirken karşımızdaki kitleyi bir bütün olarak düşünüyoruz. Onlar içerisinde garklı düşünenlerin olabileceği düşüncesi bize uzak duruyor. Bu da aşırı genellemenin zaafını ortaya çıkarıyor.

Ötekine olumsuz yargı konusunda Ulusalcılar, Kemalistler ve Aleviler, muhafazakar dindarları aratmayacak şekilde negatif ve dışlayıcı yargılara sahip ne yazık ki. Bu durum sosyolojik olarak Türkiye toplumunun bölünmüş bir toplum olduğunu gösteriyor. Önemli bir nokta da muhafazakarlığı salt dindarlara ait bir düşünce biçimi şeklindeki kullanma da yanlışıdır. Muhafazakarlık, politik bir eğilim olarak Ulusalcılar, Kemalistler ve Aleviler arasında da bir hayli yaygındır. Çünkü muhafazakarlık her eğilimin içine sızma potansiyeli yüksek bir öğretidir.

Türkiye'de hemen her kesim eleştiri ve mizah konusunda ilkesel davranmıyor. Bu yüzden Atatürk'ün mizah konusu yapılması ile Kur'an merkezli mizah farklı değerlendiriyor. Bir olay eleştirilirken, ötekinin olumsuz davranışları üzerine hüküm inşa edilemez. Ötekinin davranışı ancak benzer olaylara verdiği tutarsız tepkiler üzerinden eleştirilir. Dolayısıyla "Ak Partililer veya Laikler/ Kemalistler şöyle davranıyor üzerinden tutarlı eleştiri yapılamaz. Ahlaki eleştiri referans değerler üzerinden yapılır; başkalarının tutarsızlığı üzerinden değil. Kutsal değerler ile alay davranışı, başkalarının tutarsızlıkları üzerinden sahiplenilemez ve görmezden gelinemez. Hırsızlık yapan biri hırsızlık yaptığı için eleştirilir. Hırsızlık yapanların çokluğu bahane edilerek savunulamaz. Başkalarının ahlaksızlığı ve hayatındaki tutarsızlıklar, yapılan ahlaksızlığı normalleştirmez.

Deniz Göktaş olayına eleştirel yaklaşanların değerlendirmeleri mizaha konu olan şeyle, onun yaklaşım biçimiyle sınırlı kalmalıdır. Deniz Göktaş’ın etnik ve dini aidiyetini, babasının konumunu tartışma konusu yapmak ahlaki değildir. Biz suçların şahsi olduğuna inanan bir kültürden geliyoruz.

Bir olay, diğerlerinin olumsuz tutum ve davranışları üzerinden meşrulaştırılamaz. Bu durum diğerlerinin eleştiride tutarlı davranmadığını gösterir. Ötekinin tutarsız davranışı, eleştiriye konu olan davranışı normalleştirmez.

İslam, yolsuzluğu, liyakatsizliği, adaletsizliği, adam kayırmayı, sözünde durmamayı, yalan söylemeyi yasakladığı gibi kendi değerleriyle alay edilmesini de yasaklar.

İnsanlar eleştiri yaparken, kendileri için en değerli inanç, olay veya konunun aynı kelimelerle mizah konusu yapıldığını düşünsünler. Böylece tepkileri daha sağlıklı olur.

Yanlı eleştiri, salt muhalif oldukları hakkında yapılan eleştiridir. Bu eleştiri tarzının öznesi ötekilerdir. Bu yüzden tek yönlüdür, ideolojiktir, seçmecidir.

Deniz Göktaş etrafında dönen tartışmalar, Türkiye'de tartışma ahlakının ne kadar yetersiz olduğunu da gösterdi. Farklı görüş sahiplerinin Deniz Göktaş tartışmasını bahane ederek muhatabına hakaret etmeyi amaçladığı da ortaya çıktı.

Egemen Bağış'ın "Bakara makaraya, her cuma bir ayet sallıyorum," şeklindeki yakışıksız ifadelerine tepki göstermeyen kişilerin Deniz Göktaş'a tepki gösterme hakkı yoktur" şeklindeki eleştiri haklıdır. Aristo mantığınca bu eleştirinin düz döndürmesi de doğrudur. "Komedyen Deniz Göktaş'a tepki göstermeyenlerin Egemen Bağış'ı eleştiri hakkı yoktur.”

Türkiye, herkesin kendi acısına ağladığı, kendi yarasını kapatmaya çalıştığı, ötekinin acısına duyarsız kaldığı bir toplum oldu. Toplumsal olaylara tepkimiz bağlı bulunduğumuz, ideoloji, dini ve mezhebi anlayış, kültürel konuma göre değişiyor. İdeoloji ve mezhebi anlayışın keskinleştiği yerde ötekinin acısına duyarlılık gösterilemez. Bu yüzden sahiplenmeler ve tepkiler adalet ve ahlaktan uzak şekilleniyor. Bir vicdan hareketi oluşturmak gerekiyor.

Türkiye'de ifade özgürlüğüne dair bir standart olmadığı açıktır. Bu yüzden tepkiler de ilkesel olmaktan çok, ideolojik ve siyasal taraftarlık ağır basıyor. Kur’an'a dönük bir hakaret içerikli bir söylem olduğunda diğer kesimler sessiz kalıyor. Bu kesim Alevilere veya Kemalizm'e dönük bir hakaret içerikli bir mizah olduğunda tepkisel davranıyor. İlgili konuşmada Kur'an yerine " Nutuk " kullanılsa hangi kesimlerin aşırı tepki vereceği, kimlerin sessiz kalacağı açık. Yıllar önce bir TV sunucusu olan Güner Ümit, bir televizyon programında Alevilere dönük " Mum sönme" söylemini mizah konusu haline getirdiğinde bütün kariyeri bitmişti.

Burada sorulacak temel soru şu" Mizah ahlak ve hukuk tarafından denetlenmeyen bir alan mıdır? " Öte yandan "Mizahın sınırı ne olmalıdır" sorusu önemlidir. Çünkü sınırı belirlenmemiş bir eylem yoktur. Ahlak, sınırla ilgili bir alandır.

Kuşkusuz dindarlar kutsallarına dönük söylemlere cevap vermelidirler. Bu cevap hem tutarlı hem de inançlarının temel kabullerine uygun olmalıdır. Öte yandan, mizah veya başka bir yolla inançlarımın kutsalları alay konusu yapılan dindarlar nasıl davranmalıdır, sorusu üzerinde durulması gereken bir sorudur. Bu konuda Kur'an temel referanslar vermektedir. Peki, Kur'an, böyle bir durumla karşılaşıldığında müminlerden nasıl davranmasını beklemektedir. Bu konuda doğrudan referans alacağımız ayetler şunlardır:

​"O, Kitap’ta size şunu da indirmiştir: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe onlarla bir arada oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz. Şüphe yok ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır." (Nisâ, 4:140)

​"Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze geçinceye kadar kendilerinden yüz çevir (onları terk et). Eğer şeytan sana bunu unutturursa, hatırladıktan sonra hemen kalk ve o zalimler topluluğuyla oturma." (En'âm, 6:68)

​​Tebük Seferi sırasında yaşananlar da Kur'an ve Peygamberle alay edenlere karşı nasıl davranılması gerektiği konusunda yol göstericidir. Bir grup münafığın İslam ve onun en kök değerleri olan Hz. Peygamber ile ve Kur'an ayetleriyle "Eğleniyorduk, lafa dalmıştık" sözleriyle alay etmeleri üzerine şu ayet inmiştir.

​"Eğer onlara soracak olursan, 'Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?'" (Tevbe, 9/65)

Sonuç olarak;

1- Allah’ın ayetleri ile alay edildiği yerden uzaklaşmak gerekir. Yani bu konudan hoşlanılmadığını gösteren mesafe konulmalıdır. Karşı tarafa şiddet içermeyen eleştiriler yapılmalıdır.

2- Bu tür konuşmaların yapıldığı kişilerden yüz çevirmek gerekir. Yüz çevirmek eyleminin neyi içerdiği tartışılmalıdır.

3- Kişilerin Allah ve Peygamberle alay etmeleri asla hoş görülemez.

4- Bunu yapan insanlara karşı entelektüel düzeyde cevap verilmeli güç kullanılmamalı, onların kutsalları alaya alınmamalıdır.

5- Onlar böyle davrandı biz de davranalım şeklindeki davranış İslami bir davranış değildir.

6- Müslümanların tavrı alay edenler gibi olamaz.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş