metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Deniz Göktaş’a Gülmenin Psikolojisi

FEYZULLAH AKDAĞ
01.07.2026

FEYZULLAH AKDAĞ/Deniz Göktaş’a Gülmenin Psikolojisi

 

"İlk üç kitap iyiydi, dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere iddialı bir çıkış 600'lü yıllarda. Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse 'son kitap' dedik. Domuz da yemeyiversinler… Fazla empati şirke girmiyordur umarım birkaç aya öğreniriz." Komedyen Deniz Göktaş gösterisinde kullandığı bu ifadelere toplumdan büyük bir tepki geldi. Bunun üzerine savcılık da bu sözler üzerinden bir soruşturma başlattı.

Tabi tepki gösteren müslümanlar olunca elbette İslam denince kırmızı görmüş boğaya dönenler “gülüp geçin, insanlar gülmesin mi, ofansif mizah bu…” gibi zırvalarla savunma moduna geçiverdiler her zamanki gibi. Bu güruh için tek kriter toplumun büyük oranda iman ettiği ve kurumsal olarak varlığını güçlü biçimde sürdürmeye devam eden İslam’ın aleyhine ne olursa desteklemektir. Çünkü kurumsallık demek suya, sabuna dokunan din demektir. Yani pratik hayata dair emirleri olan, haram-helal hükmü veren, insanlara buyruk veren ve bunun sonucunda ceza ya da mükâfat vermeyi vaadeden din kurumsal bir dindir.

Kurumsal bir dinde meseleler insanların şahsi vicdanlarına bırakılmaksızın net hükümler üzerinden ele alınır. Yani kişi kafasına göre bir şeyi helal ya da haram sayamaz. Böyle bir dine karşılık şehvetine tapan post-modern insanın azdıkça azan nefsine gem vurmayı emreden eden İslam ve onun sahibi Allah (azze ve celle) elbette her zaman hedef tahtasında olacaktır ve oluyor. Zira nefsini tanrı edinmiş insanların başka türlü davranmasını beklemek garip olur.

Bununla beraber bu azametli din karşısında insanların her kahkahası gerçek kahkaha yani bildiğimiz zevk kahkahası anlamına da gelmez. Gösteriyi seyrettiğinizde komedyen otorite figürleri, riskli alanlar ve din hakkında espri yapmadan hemen önce ortamda gergin bir sessizlik oluşuyor. Zira insanlar gelen esprinin kritik bir konu hakkında olduğunu hissetmiştir. Espri yapıldığı anda da büyük bir boşalmayla çılgınca bir kahkaha tufanı kopuyor. Bu tarz kahkahaya “gergin kahkaha” adı veriliyor. Gergin kahkaha aslında stresli, utanç verici veya zor durumlarda kişinin kendini rahatlatmak ya da gerginliği azaltmak için verdiği istemsiz tepkidir. Bu aslında bir savunma mekanizmasıdır. Kendi başına asla yapmayacağı ya da yapmaya cesaret edemeyeceği alanlarda birisinin bu alana girip at oynatması onu gerer. Ancak bu gergin ortamdan o anda çıkamadığı için ya da bunu engelleyemediği için beyin devreye girerek en azından gerginliğini azaltmak için kahkaha tepkisini verir.

Yani o salonda diğer esprilere oranla otorite figürleri ve kutsal kavramlar hakkında yapılan esprilerin çok daha yüksek kahkaha ve alkış alması insanların daha fazla zevk aldığı anlamına gelmiyor. Bilakis çok fazla gerildikleri anlamına geliyor. Kahkaha koptuktan sonra gerginlik boşalıyor ve sosyal kahkaha devreye girdiği için ortama uyuveriyor insanlar. İşin psikolojisi böyle…

İşin aslı buyken “insanlar güldüğüne göre sorun yok” mantığıyla hareket ederek kutsalına dil uzatıldığı için tepki gösteren Müslümanlara “özgürlük havarisi” kesilmek ise tamamen ideolojik bir rövanştır. Birileri sizin sevmedğiniz bir dinle alay ediyor ve siz de bundan mutlu oluyorsunuz ve elinizde bu kurumsal dine karşı düşmanlığınızı ustalıkla kamufle edecek kullanışlı aparatlar var. “Düşünce özgürlüğü, insanlar gülüyor işte, gülmekten korkuyorlar vs..” bu aparatlarla son derece güvenli alanda kalıp kin besledikleri figürlere ve dine karşı intikam almanın hazzını yaşıyorlar.

Mesela bir siyasetçi Deniz Göktaş’ın bu herzelerini savunurken geçmişte yine bir komedyenin Alevilik ile ilgili yaptığı esprileri çok ağır biçimde saldırmıştı. Zira kendisi bir alevi. Yani kendi değerleriyle alay edilmesi ona dokunmuştu. Görüldüğü üzere en özgürlükçü takılan insanların bile bir sınırdan sonra “dokunulmaz” alanları vardır ve buraya dokunulması onu gerer. Bu gerginlik sonunda gülmesi onun bundan zevk aldığı anlamına gelmez ve bu yapılanın da doğru olduğu anlamına gelmez.

İnsan sınırları ve dokunulmaz alanlarıyla insandır. Namusu, şerefi ve haysiyeti için gerektiğinde canını ortaya koyabilme cüretine sahiptir. Şuan ezan yankılanan vatan topraklarımızda bağımsız bir şekilde yaşıyorsak bunu dinini, vatanını, eşini ve çocuklarını namusu ve şerefi sayan yiğitler sayesinde elde ettiğimizi unutmayalım. İsrail’in ustalıkla yaptığı beşinci kol faaliyetleri tam olarak bu hakikati unutturmak odaklıdır. Zira kutsal yoksa, işgal kolaydır.

Bir Müslüman için Allah, Kur’an ve peygamber kavramları uğruna hayatını verebileceği kavramların en başında gelir. İnanmamanız inananların canlarından aziz bildikleri kavramlar hakkında alay etme ve espri yapma hakkını size vermez. Eğer inananlar değerleri hakkında espri yapmıyorsa, bundan hoşlanmıyorsa siz de yapmayacaksınız demektir. Tıpkı insanların sizin canınızdan aziz bildiğiniz her ne varsa (anne, kız kardeş, eş, çocuk vs) alay etmeye hakkı olmadığı gibi.

Deniz Göktaş eğer gerçekten empati yapmak istiyorsa o sahnede kendisi, sevgilisi, annesi ve ya değerleri hakkında aynı düzeyde “espri” yapıldığını hayal etsin. Ha böyle bir değere, dokunulmaz alana sahip değilse zaten empati yapamaz zira empatiyi sadece insanlar yapabilir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş