metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

Amerika Kaybetti / Mehmet Taşdöğen

26.06.2026

 

İsrail’in ve onun küresel hamisi Amerika’nın başlattığı o kibirli şer saldırısı, bölgeyi tamamen dizayn etmeyi amaçlıyordu. Hedefleri haritaları yeniden çizmek ve kendilerine muhalif her odağı yok etmekti. Ancak bu saldırganlık, tarihin cilvesine bakın ki bambaşka bir hayra vesile oluyor.

Batı medyası bu savaşı, "dört günde, bilemediniz iki haftada yok edilecekler" diyerek yürüttü. Netanyahu’nun mutfağında pişip Trump’ın yakın çevresine dikte edilen bu devasa psikolojik savaş ve askeri şantaj, sahadaki sarsılmaz iradeye toslayarak darmadağın oldu. Emperyalizmin bu küstahlığı, aslında Amerikan hegemonyasına artık "yeter" diyen yeni bir dünyanın doğum sancısına dönüştü.

Planlanan Şer Sahada ve Masada Dağıldı

Donald Trump ve Benjamin Netanyahu ikilisinin aylardır tüm dünyaya ilan ettiği bir "şer planı" vardı. Batı medyasının ise birer emir gibi köpürttüğü bu plan çok net ifadelerden oluşuyordu.

Buna göre İran’da rejim değişecekti. Tahran’ın başına Trump’ın onayladığı bir yönetim getirilecek, nükleer faaliyetler tamamen sökülüp uranyum zenginleştirmeye son verilecekti. Ülkenin tüm balistik füze kapasitesi tasfiye edilecek ve direniş cephesi koşulsuz olarak teslim alınacaktı. Bölgeyi tamamen köleleştirmeyi amaçlayan bu açık şantaj planı sahada çöktü. Asimetrik direniş, savaşı zamana yayarak emperyalizmin tüm imha kartlarını elinde patlattı.

Doğan Hayır Dünyayı Ayağa Kaldırdı

Egemen güçlerin bu vahşi dayatmasına karşı sarsılmaz bir bölgesel ve küresel direnç örüldü. Bu direnç; insanlığın ortak vicdanıyla, sokakların haykırışıyla ve bölge devletlerinin senkronize duruşuyla birleşti.

Amerika’nın ve Siyonizm'in coğrafyamıza dayattığı o sinsi, mezhepçi "böl-yönet" oyunu tarihte ilk kez bu kadar ağır bir darbe aldı. Batı ittifakının ve onun bölgedeki ortaklarının tüm hesapları altüst oldu. Böylece çok kutuplu yeni bir dünyanın ve adil bir küresel oluşumun fitili ateşlenmiş oldu.

Bedeli Halklar Ödedi Süreç Değişti

Olayın çıkış noktası, ilk günden beri kalbimizi sızlatan Gazze’deki o vahşi soykırımdı. Unutmamak gerekir ki Gazze zaten Sünni bir toplumdur.

Bu süreçte en büyük, en ağır ve en sarsıcı bedeli şüphesiz ki Filistin, Lübnan, Yemen ve İran halkları ödedi. Çocuklarıyla, kadınlarıyla, evleriyle ve canlarıyla insanlık tarihinin gördüğü en vahşi ambargolara, bombalara göğüs gerdiler. Yıkılan şehirlerin, kaybedilen canların acısı her bir coğrafyada derin yaralar açtı. Ancak ödenen bu ağır bedeller, İslam dünyasında ve küresel vicdanda yepyeni, geri dönülemez bir jeopolitik süreci başlattı. Halkların canı pahasına sergilediği bu fedakarlık, emperyalizmin bölgedeki askeri ve psikolojik üstünlük anlatısını kökünden sarstı.

Tehditler Canlı Kalkan Duvarına Tosladı

İran, topyekûn bir yok oluş tehdidine karşı tavizsiz bir şekilde aynı anda karşılık verdi. Bu askeri mukavemetini ilk günden son güne kadar hiç azaltmadan sürdürmesi, zaten Pentagon’un tüm savaş senaryolarını altüst etmişti.

Ancak Washington’ı asıl felç eden hamle, sahada örülen o sosyolojik duvar oldu. Trump yönetiminin "İran'ın stratejik ve nükleer noktalarını vuracağız" şantajına karşı büyük bir sürpriz yaşandı. Normal şartlarda mevcut yönetime en sert muhalefetiyle bilinen İranlı dünyaca ünlü sanatçılar, aydınlar ve halk tek yürek oldu. Tehdit edilen o stratejik hedeflere, askeri tesislere canlı kalkan olmak için akın ettiler. "Halkı kışkırtıp ülkeyi içeriden çökerteceğiz" diyen Amerikan yalanı, kendi canını vatan topraklarına siper eden bu muazzam toplumsal direnç duvarına çarparak paramparça oldu.

İslam’ın Nükleer Gücü Sınırı Çizdi

Pakistan savaşın vitrininde doğrudan yer almadı. Buna rağmen, İslam dünyasının tek nükleer gücü olarak masaya koyduğu o görünmez ağırlık, bu savaşın kaderini belirleyen en büyük stratejik caydırıcılık unsurlarından biri oldu.

İsrail ve Washington’ın "nükleer silah kullanabiliriz/kullanmalıyız" tehditleri ve küstahça göz boyamaları havada kalmadı. Pakistan’ın "Nükleer silaha karşı İran'ın yanındayız" diyerek sergilediği sarsılmaz duruş, emperyalizmin nükleer şantajını daha başlamadan bitirdi. Olası büyük çılgınlıkların önünü kesti. Cepheye doğrudan girmeyen ama direniş cephesinin arkasında bir yedek asker gibi bekleyen Pakistan’ın bu askeri varlığı, batılı güçlerin tüm hesaplarını altüst etti.

Sokakları Halklar İnletti Vicdan Sansür Tanımadı

Küresel şantajın o karanlık perdesi yırtıldıkça, karşılıklı bir cesaret dalgası tüm dünyayı sardı. Bu süreçte sokakları kelimenin tam anlamıyla halklar, kitleler inletti.

Şov dünyasının popüler isimlerinin cesur çıkışları dikkat çekti. Küresel ödül törenlerinin canlı yayınlarında kameralara haykırılan protestolar, batı üniversitelerindeki gençlerin mezuniyet kürsülerini birer direniş alanına çevirmesi ve sosyal medyanın tüm kurumsal sansür duvarlarını yıkan o kolektif öfkesi dünyayı ayağa kaldırdı. İnsanlığın bu devasa ortak haykırışı; Ankara, Riyad ve Kahire gibi bölge devletlerinin liderlerine ve diplomatlarına da Amerikan dayatmalarına karşı durabilmeleri için muazzam bir meşruiyet alanı ve cesaret aşıladı.

Sumud Ruhu Güce Dönüştü

Tüm bu gürültülü dalganın merkezinde ise parlamadan, bağırmadan ama köklü bir zeytin ağacı gibi sarsılmadan yerinde duran o sarsılmaz "Sumud" bilinci yer edindi. Bu sarsılmaz ve vakur direnç iradesi, Avrupa’nın göbeğinde İspanya, İrlanda ve İtalya gibi ülkelerin parlamenterlerine kadar ulaştı. Orada diplomatik birer kaleye dönüştü.

Batı ittifakının kendi içinden yükselen bu çatlak sesler yalnız kalmadı. Ankara’nın net itirazlarıyla, Suudi Arabistan’ın tüm baskılara rağmen hava sahasını ve üslerini operasyonlara kapatan o dirençli duruşuyla birleşti. Süreç, Mısır’ın (özellikle Mart 2026'da taraflara sunulan 5 günlük geçici ateşkes muhtırasının mutfağında yer alan, resmi diplomasiyi ikame eden gizli istihbarat kanalları üzerinden) arkada yürüttüğü akıllı istihbarat diplomasisiyle mühürlendi.

Bedeli Ümmet Ödedi Parsayı Çin mi Toplayacak?

Ancak bu tarihi zafer, İslam dünyası için aynı zamanda çok ciddi bir uyanış alarmıdır. Cephede can veren, ambargoyla boğuşan, evladını toprağa veren İslam ümmetidir. Fakat ABD’nin boşalttığı alana hiçbir askeri veya insani risk almadan zahmetsizce kurulan bir aktör var: Çin. Pekin yönetimi, bölgenin enerji kaynaklarını ve limanlarını kendi küresel vizyonuna bağlıyor.

Eğer Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve İran bu geçici diplomatik uzlaşıyı kalıcı, şuurlu ve kurumsal bir "İslam Dünyası Ortak Güvenlik ve Strateji Ekseni" haline getirmezse, sömürgeciliğin sadece rengi değişecektir. Siyonizm ve Amerikan şantajı bugün püskürtülmüştür. Ancak bu tehlike kökten anlaşılmaz ve kurumsal bir set çekilmezse, İsrail yarın yeni küresel ortaklarla karşımıza çıkacaktır. Yeni kılık değiştirmiş tezgahlarla ve çok daha sinsi katliam mekanizmalarıyla coğrafyamızı hedef almaya devam edecektir. Ümmet, kendi kanıyla ödediği bedelin üzerinde başkalarının hegemonya sarayları kurmasına izin vermemelidir.

Yılların Ezberleri Çöktü

Tahran yönetiminin resmi açıklamalarla Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır gibi bölge ülkelerine teşekkür etmesi, tarihin en büyük kırılma anlarından biridir. Üstelik bu diplomatik süreci ortak bir istişare ve koordinasyon zeminiyle yürüttüler.

Dış güçlerin yıllardır bu coğrafyayı kamplara bölmek için kullandığı o sinsi mezhepçi tanımlamalar ve yapay inanç ezberleri sahada tamamen çökmüştür. Krizin başından beri Gazze soykırımı üzerinden "Ümmet" ortak paydasında buluşulması, ABD’nin "böl-yönet" stratejilerine indirilen en büyük darbe olmuştur. Siyonizm ve onun arkasındaki Amerikan hegemonyası; askeri teknolojileri, finansal yaptırım güçleri ve medya aparatları ne kadar büyük olursa olsun, ümmetin ve küresel vicdan ittifakının kurduğu bu yeni duvara çarpmıştır. Maskeler düşmüş, kibir kırılmış ve o yerleşik ezberler bozulmuştur.

Netice ne olursa olsun, tarihin bu yeni şafağında tek bir gerçek yalın bir şekilde ortada durmaktadır: Siyonizm ve Amerika kaybetti!

26 Haziran 2026

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş