metrika yandex
  • $43.24
  • 50.29
  • GA44500

Haberler / Yorum - Analiz

Sudan'da Adı Olmayan Çocuğun Aynasında Yüzleşmek|Ufukcan Değer

01.01.2026

Sudan’a insani yardım için çıktım yola. Ancak bu sadece bir yolculuk değildi. Daha çok, insanın kendi vicdanına doğru attığı zor bir adımdı. Çünkü Sudan bugün dünyanın bilmediği bir yer değil; bilip de hatırlamak istemediği bir yer.

Uzun zamandır kaotik durum yaşayan Sudan bir ara gündem oldu ancak kolay unutuldu.

Rakamlar var. Raporlar var. Basın açıklamaları var.

Bir de sessizlik var. En çokta o var.

Port Sudan’dan Atbara’ya doğru yola çıktık. El Faşir’den kaçan insanların kurduğu kamplar için hazırlık yapmıştık. Altı saat süren bir yol… Bizim için uzun, onlar içinse bitmeyen bir bekleyiş. On gün önce 800 aile denilen kamp, 1500 aileye ulaşmıştı. Bu artış ne istatistikti ne de sürpriz. Çünkü zulüm durmuyordu; mazlumun göçü her gün biraz daha büyüyordu.

Dağıtıma geçmeden önce sıraya giren ailelere hitap ettim. Türkiye’den geldiğimizi, Türkiye’deki hayırseverlerin selamını ve dualarını getirdiğimizi, onları Allah için sevdiğimizi söyledim. O an yüzlerde bir değişim oldu. Sevindiler ve birazda rahatladılar.

Aslında sevincin sebebi verilecek gıdadan ziyade hatırlanmış olmaktı.

Anladım ki bazen bir selam, bir dua; gıdadan önce gider ve kalbi doyurur.

Dağıtım başladı. Karşımızda binlerce insan vardı. Sabırsızdılar. Ama bu, bizim bildiğimiz türden bir sabırsızlık değildi. Bu, açlığın sabırsızlığıydı. Hayatta kalma telaşıydı. O an kendime sordum: Biz sabrı ne zaman bu kadar rahat konuşur olduk? Tok insanın sabrı, aç insana öğüt olur mu? Açlık ve yokluk sadece sabrı mı tüketir, ayrıca insanın onurunu da aşındırır mı?

Dağıtım sonrası zekât emanetlerini ulaştırmak için çadırları dolaştık. İşte orada, savaşın gerçek yüzüyle karşılaştık. El Faşir’de Hızlı Destek Kuvvetleri tarafından taranmış gençler, kadınlar, yaşlılar… Sahra hastanelerinde ameliyat olmuşlar ama şimdi toprağın üstünde yaşıyorlar. Yaralar hâlâ açık. Enfeksiyon riski çok yüksek.

Tedavi için bir miktar zekat emanetini teslim edip çıkarken çadırın kapısından iki yaşlarında bir çocuk girdi.

Kucağında taşıyan kadının sesi titriyordu. Anlattı… Bu çocuk, kaçış sırasında annesini ve babasını kaybetmişti. Şimdi ona kendisi bakıyordu. Annesi yoktu. Babası yoktu. Dayısı, halası, teyzesi yoktu. Soracak, arayacak, arkasında duracak kimsesi yoktu.

Yetkililere haber verilmişti. Fotoğrafı paylaşılmıştı. Ama kimse çıkmamıştı. Kimse “Ben tanıyorum” dememişti. Kadın, bir açıklama yapar gibi değil, bir yükü taşır gibi söyledi:

“Şimdilik ben bakıyorum.”

Kucağıma aldım. Gülümsedi. Adını sordum.

Adı yoktu.

Savaş, bu çocuğun sadece anne babasını değil, adını da almıştı. Başını okşadım, öptüm, fotoğraf çektirdik. Ona “Tekrar geleceğim” diye söz verdim. Asıl zor olan gitmek değildi; geride bırakmaktı. Çünkü onun için hayat daha yeni başlamıştı ama şimdiden büyük bir belirsizliğin içine düşmüştü. Verdiğim söz ile belki onun durumunu değiştiremezdim ancak belki yetimin kalbine düşen bir umut, bazen ümmeti ayağa kaldıracak duanın başlangıcı olur.

Bu sahnede ne silah sesi vardı ne patlama. Ama her şey eksikti: Güven eksikti, aidiyet eksikti, gelecek eksikti.

Yetimlik sadece anne babasızlık değildir. Yetimlik, hatırlanmamaktır. İnsan hatırlamadığı şey için sorumluluk da hissetmez. Belki de bu yüzden bu kadar rahatız. Çünkü uzak olan, yük olmaz.

Sudan’dan döndük. Yardımlar bırakıldı. Raporlar yazıldı. Hayat kaldığı yerden devam etti.

Peki ya o çocuk?

Hâlâ bir çadırın içinde.

Hâlâ isimsiz.

Hâlâ bekliyor.

Sudan bize küsmedi. Kimseyi suçlamadı.

Sadece aynayı tuttu.

Ve biz, aynaya uzun süre bakmayı sevmedik.

Çünkü bazı yüzleşmeler sessizdir.

Ancak bazı çocukların adı yoksa,

bizim fazlasıyla konforumuz vardır.

Yazan ve Şahitlikte Bulunan: Ufukcan DEĞER

Yorum Ekle
Yorumlar (6)
Ayşe yıldız | 02.01.2026 11:39
Yazıyı ben okurken çok duygulandım. Ya onlar budurumu yaşarken hangi duyguyu yaşıyorlar. Açlık duygusumu, ailellerinin yokluğu duygusumu, ezilmişliğin ve caresizliğin duygusumu?yoksa hepsinden öte canlarının korkusumu?Rabbim bütün bunlardan dolayı umarım bizi hesaba cekmez.
resul yanık | 02.01.2026 10:20
yazılarınızın devamını bekliyoruz inşallah
Mikail Şeref | 02.01.2026 10:08
Değerleri Ufuk ağabey, Bu şahitliğinizi bizlerle paylaştığınız ve ümmetin mazlum coğrafyalara karşı hassasiyetini yeniden canlandırma yönündeki gayretlerinizden dolayı sizlere teşekkür ediyoruz. Allah (cc) yardımcınız olsun.
Tuğba Değer | 02.01.2026 00:17
Bir gün bu anıların bir kitaba dönüşmesini temenni ediyor ve kalemine sağlık diyorum kıymetli eşim...
Muhammed Emin CAMALANOĞLU | 01.01.2026 18:29
Allah şahitliğini makbul eylesin aziz kardeşim.
Abdulrahman Köylüoğlu (Hamd Evi Haus der Dankbarkeit e.V., Almanya) | 01.01.2026 17:56
Sudan’da yaşananlar, rakamlarla değil ancak vicdanla anlaşılabilir. Bu satırlar ise kalplerimize tutulmuş ağır bir emanettir. Kıymetli kardeşimiz Ufukcan Değer, sahadaki samimi şahitliğiniz ve hakikati incitmeden, edep ve merhametle kaleme aldığınız bu yazı için size gönülden teşekkür ediyoruz. Yazınız; yalnızca bir yolculuğu değil, ümmetin kanayan bir yarasını, unutulmuş yetimlerin sessiz feryadını ve adı bile elinden alınmış çocukların duasını bizlere taşıyor. Sudan’daki bu hayır çalışmasının bir parçası olmayı bizler için bir lütuf olduğu kadar ağır bir sorumluluk olarak görüyoruz. Zira bazen verilen yardımdan önce, hatırlamak ve hatırlatmak gerekir. Çünkü yetimlik sadece anne-babasızlık değil; hatırlanmamaktır. Rabbimiz bu yazıyı, gafletimizi uyandıran bir uyarı; mazlumların duasını kalplerimize düşüren bir vesile eylesin. Belki bir yetimin kalbine düşen umut, Allah katında ümmeti ayağa kaldıracak bir duaya dönüşür. Allah sizden, sahada emek veren tüm kardeşlerimizden, destek olan ekipten, bağışta bulunan ve hayra vesile olan herkesten razı olsun. Yapılan her iyiliği kabul buyursun, niyetleri halis eylesin. Abdulrahman Köylüoğlu Hamd Evi Haus der Dankbarkeit e.V., Troisdorf / Almanya | https://hamdevi.org/