Rachel'in Onurlu Mücadelesi ve Anlamlı Ölümü
Rachel geride bıraktığı ailesine ve hayatına bir daha dönemeyeceğini bilmeden kararlı ve onurlu bir duruşla Gazze'ye giriş yapıyordu. İşgalcilerin keyfi muamelelerle birkaç yıl sonra dünyadan soyutlayacakları ve açık hava hapishanesine dönüştürecekleri Gazze'ye... Dünyanın kör, Mısır'ın sağır, İsrail'in zalim kesildiği Gazze... Nüfusun çoğunluğunu mültecilerin oluşturduğu, işgal güçlerinin hemen hemen bütün yapılarına ve duvarlarına darbeler vurduğu, keyfi yıkımların durmadan sürdüğü mahzun Gazze'ye...
Gazze'yi güney ve kuzey olarak ikiye bölen işgalcilerin, burada kurduğu kontrol noktaları sebebiyle insanların hayat düzeni alt üst olmuş, birçok noktadaki keyfi kontroller ve kapatılan geçişler nedeniyle sağlık hizmeti ve eğitimden mahrum bırakılmışlardı. Günün çok az bölümünde elektrik verilen bölgede tarım arazileri tahrip ediliyor, verimli olan bu tarım arazilerinin birçok ürün vermesine rağmen dünyadan izole edilmeye çalışılıyordu. Bütün bunlara rağmen Rachel, bu insanların gözlerinde sıcak bir tebessüm görmenin şaşkınlığı ile yoluna devam ediyor, Refah'a ulaşmaya çalışıyordu. Evet dünyadan soyutlanmış bu mazlumlar, kendileri için burada bulunan insanlara en içten bakışlarla teşekkür ediyorlardı.
Güneye doğru yola çıkan Rachel, Refah'a ulaştığında duyduklarının az, gördüklerinin ise devasa olduğunu fark etti. Evler yıkılıyor, molozlar yığınına dönmüş mahallelerin canına kıyılıyordu. Metrelerce yükseklikteki duvarlar inşa etmek için buldozerler durmadan çalışıyordu. Neredeyse tamamı mültecilerden oluşan Refah kenti, Gazze'nin dünyaya açılan penceresiydi. Mısır ile İsrail arasında sınır kapısı kurulmuş ve Filistinlilerin bir kısmının Gazze, diğer kısmının Mısır'da kalmaları yıllar önce imzalanan Camp David Anlaşması ile kararlaştırılmıştı. Yeni Refah, bir anlamda ikiye bölünmüş bir kentti. Acımasız, hesapsız ve küstah bir şekilde Gazzelilerin evleri yok ediliyor, topraklarında rahat etmesinler diye koca duvarlarla dünyaları paramparça ediliyordu. Rachel, habersiz bir şekilde kendi sonunun resmini izliyordu aslında. Öyle ya buldozerlerin kendi hayatını sonlandıracak katiller olduğunu nereden bilebilirdi?
Keskin nişancıların, gözetleme kulelerinin, helikopterlerin, kameralı araçların yoğunluğu altında adeta cehenneme dönüştürülen topraklarda yürüyordu Rachel. İnsanlık dışı muamele ile örülen duvarları engelleme yolunda atılan adımlarla yürüyordu...
Bütün bunlar, bu koca gezegen uyutularak yapılıyordu. Sessizce... Yavaş yavaş... Adım adım... Parça parça... Hem zorba hem haklı olmanın imkansızlığı bu dünyada mümkün duruma dönüşebiliyor; zalim mağdur olduğunu dünyaya kabul ettirebiliyordu. Öldürdüğü halde hesap vermeyebiliyor; öldürdüklerini suçlu ilan edebiliyordu. Rachel bunlara inanamıyor, insanlığın bunlar karşısında takındığı tavrı bağrında yanan ateşle ve dehşete düşen yüreğiyle nefret içinde tanımlıyordu. Bunların yapılmasının temelinde kendilerine askeri ve ekonomik anlamda destek veren ülkenin kendi ülkesi olması onu ayrıca dehşete düşürüyor, kahrediyordu. Evi, ailesi, özgürlüğü elinden alınmış insanların yalnız bırakılmış olmaları Rachel'in vicdanında alevlere dönüşüyordu.
Rachel ve 7 arkadaşı Avrupa ve Amerika'dan gelmişti. Evlere, bahçelere, su kuyularına ve bunların yok edilmemesi için çabalayan insanlara kalkan olmak için gelmişlerdi. Batılı olmanın vermiş olduğu statü gereği kendilerine zarar verilmeyeceğini düşünüyorlardı. Kuyulara ve yapılara zarar veren İsrail'in işgalci askerlerinin kurşunları altında buraları onarmaya çalışan belediye çalışanlarını korumak için barışçıl çağrılar yapıyorlardı. Patlatılan su pompaları nedeniyle oluşan su krizini adeta yalvararak gidermeye çalışan bu aktivistler, Gazzelilerin gözünde birer kahramandı. Rachel Gazze'nin tertemiz direnişçisiydi. Rachel, Gazzelilerin yapmış olduğu el sanatlarını Olympia'daki insanların satın almasını sağlayarak maddi destek yolunu açmaya çalışacak kadar mükemmel bir kişiliğe sahipti.
Rachel kefiye taktığı vakit saf bir Filistinli oluyordu. Temkinli yaklaşımın ardından bütün Refah onu çok sevmiş o da buranın halkındaki samimiyet, içtenlik ve insanlığı gördükçe onları ne kadar çok sevdiğini derinden hissetmişti. Gazze'nin terörist yurdu olmadığını, haklının türlü saldırı ve sorgusuz sualsiz öldürüldüğünü, haksızın öldürmek için bahane aradığını, dünyanın Gazzelileri unuttuğunu bilmiş oluyordu. Rachel, İsrail'in en büyük destekçisinin kendi ülkesi olmasından ötürü utanç duyuyor belki de özrünü bu insanlara sunmaya gelmiş oluyordu. Rachel, kefiyeler içinde daha güçlü, Gazzeli insanların arasında daha samimi ve içten duruyordu. Onlarla geçirdiği her bir an için dünyanın öteki insanların büyük bir sorumluluk altında olduğuna inanıyordu. Durup dururken bir masum çocuğun canına kıyma suçunun bütün dünyaya ait olduğunu, İsrail'e dur demeyen ve yardım eden herkesin, bu suçun ortağı olduğunu düşünüyordu.
Belirtildiği üzere Refah, Mısır ile İsrail arasında ikiye bölünmüş bir kentti. Kentin sınıra yakın olan evlerin keyfi bir şekilde yıkılması binlerce kişinin evsiz kalmasına neden olmuştu. Bir şehir önce iki ülke arasında bölünmüş sonra birbirinin yakınları olan insanlar bu toprağın bölünmesi neticesinde birbirinden ayrı düşmüştü. Yetmemiş, İsrail işgal güçleri, bölünen bu kentin evlerini yerle bir ederek devriye gezeceği tampon bölge oluşturmayı planlamıştı. Rachel bu bölgede, insanlarla dayanışma içinde günlerini geçirirken yıkım ve enkazlarla daha yakından karşılaşma imkanı da bulmuştu.
Gazze'de bunlar yaşanırken ABD de Irak'ı işgale hazırlanıyordu. Rachel savaşa dur diyen yürüyüşlerin içinde bulunmaktan her zaman gurur duyduğu gibi burada da savaş karşıtı protestolara katılırken en ön saflarda yer alıyordu. Elindeki Amerika bayrağını yaktığı görüntülerde aslında savaş tutkunlarına, katliam destekçilerine, bir avuç kudurmuş katil sürüsüne olan öfkesini haykırıyordu. Bu görüntüleri sonraki süreçte Rachel'in aleyhine delil olarak sunulsa da vicdan sahibi herkes gerçeğin, bir bayrağa dönük öfke değil zalimlerin işgal politikalarına dönük nefret olduğunu biliyordu.
Rachel Olympia'ya geri dönülmesi durumunda olanları düşünüyordu. Büyük bir konfor ortamı onu hazır bir şekilde bekliyordu. Ancak gittikten sonra dünyasının yerle bir olacağına, vicdan olgusunun kendisinde depresif etkiler oluşturacağına, mutsuz ve agresif biri olacağına emindi. Bu insanları bu şekilde hiçbir şey olmamış gibi görmezden gelmenin kendi dünyasına aykırı olduğuna karar vermişti. Gitmedi, kaldı. Bu insanların haklı olduklarını haykırmak için çırpınmayı ilke edinmişti. Emek verdikleri bahçelerinin, zeytin ağaçlarının, evlerinin, evlatlarının İsrail eliyle yok edilmeleri karşısında bu insanların direniş yolunu seçmelerinden daha doğal bir şey olmadığını idrak edecekti. Gizlenerek korkaklar gibi insanları avlayan işgalcilerin, bu dünyaya bela ve felaket dışında bir katkı sunmayacaklarından artık kesin olarak emindi.
Rachel anne babası ile internet üzerinden sürekli mesajlaşıyor, onlara Filistin'deki acıyı, gerçekleri, sorunları, işgali anlatıyordu. Yaşadıkları o kadar derindendi ki rüyalarında sürekli buldozer ve tanklar görüyordu. İnsanlığın böylesi bir zulüm gerçekliğinde durdukları yer itibariyle çaresizliğini ve hayal kırıklığını annesine anlatıyordu.
Ve tarih 16 Mart 2003'ü gösterdiğinde bir gülün toprağa düşüşü gerçekleşiyordu. Toprak kendisine siper olmaya gelmiş gencecik bir direnişçiyi usulca kabul ediyor, bağrına basıyordu. Yakınlarda binlerce mazlumun gözyaşları akarken, binlerce kilometre ötedeki bir ailenin ise hüznünü doğuruyordu. Arkadaşları ile beraber insanlığı uyandırmak, zulmün gerçek yüzünü gündeme taşımak için çıktığı bu yolda şiddete şiddetsiz bir şekilde tepki veriyor ve uyanış ruhunu, insanlık vicdanını diriltmenin arayış mücadelesini sürdürüyordu.
Mısır sınırına yakın bulunan Gazzelilere ait evlerden birinin yıkılma haberini alır almaz yerinden fırlayıp dışarı çıktı. Harekete geçen buldozerlerden önce orada bulunmak üzere hızlıca hareket eden Rachel, her zamanki gibi pankartlar ve megafonla barışçıl söylemler dile getiriyordu. Dik duruyor, evin yıkılmaması için direniyordu. Bir ABD vatandaşı olması hasebiyle İsrail'in kendisine karşı güç kullanmayacağı ve geri adım atacağı düşüncesi ne yazık ki bu sefer geçerliliğini yitirmişti. Buldozerin acımasız ilerlemesi karşısında ayağı bıçağın altına sıkışmış ve yere yuvarlanmıştı. Kolları açık bir şekilde etraftakilerin yardım çağrıları, ağlamaları ve çığlıkları karşısında bedeni ezilmişti. Onu ileri doğru iterek üzerinden geçen işgalci çetelerin buldozeri, bu sefer geri manevra ile üzerinden bir kez daha geçmekte tereddüt etmemişti. Acılar içinde kalan Rachel'in beli ve kaburgaları kırılmış, ciğerleri ezilmiş, tüm hayati organları zarar görmüştü. Rachel, insanlıktan çok şey beklediğini defalarca dile getirmişti. Uyanışın mümkün olabildiğini haykırdığı bu yolda, dünyanın gözü önünde aralıksız katledilen bir halkın yanında durarak, işgalcilerden nefret ede ede canını feda etmişti. Kefiyeler içinde melekleri andıran Rachel, anlamlı yaşantısını onurlu bir sonla süslemişti.
Geriye dönüp baktığımızda, basit bir çıkarım yapma gerekliliği ortaya çıkıyor.
Rachel Corrie'yi okyanusun ötesinden alıp buraya getiren sebeplerle, insanlığın küresel kötülüğe karşı sessiz kaldığı sebepler yeniden ele alınmak mecburiyetinde. Bir ailenin umutlarını ayakta tutmak adına evin yıkılmaması için verilen mücadele ile evleri yerle bir ederek ve insanların dünyasını başına yıkarak bu acılar üzerinden zevk devşirip tepinen yaratıklar arasındaki farkı derinlemesine incelemek durumundayız. İnsanlık için nefes alanlarla, insanlığın bütün haysiyet ve itibarını yerle bir eden işgalciler arasında tercih yapmanın kaçınılmaz olduğu gerçeğini idrak etmeli dünya.

İnsanlık, büyük bir anlam timsali Rachel Corrie'yi yeniden tanımalı, anlamalı, yaşatmalı, sahiplenmelidir. Rachel bir çiçek gibi toprağa düşmüş, düşman onu yok ettiğini sanmıştı. Ancak giderek büyüyen bir insanlık davası var ortada. Ve bugün batıdan doğuya, Avrupa'dan Amerika'ya nice Racheller yeniden filizleniyor. Daha gür, daha kalabalık, daha organizeli, daha etkili...
Vefatının ardından düzenlenen taziye yerlerine bile tahammülü olmayan işgal güçlerinin, elbette giderek yok oluş süreçlerine evrilmeleri gerçekleşecektir. Bir çiçeği ezmeye kıyamayan Rachellerin, tonlarca buldozerlerin altında kalarak ezilmesi işgalcilerin zafer belirtisi değildir. Küresel ölçekte dillendirilmesi Rachel'dan 20 yıl sonra gerçekleşmiş olsa da işgalcilerin soykırımcı katiller olduğu, insanlık adına kötülük yuvası oldukları ve dünyanın giderek en nefret ettikleri yaratıklar oldukları artık bütün dünyada konuşulmaya başlandı. Katlettikleri binlerce insan için tek bir hesap vermeyen bu katil sürülerini, dünya yıllarca korudu, besledi, şımarttı. Basit gibi görünse de geçen yıllar içinde artık bunların katil olduğu gerçeği, ekseriyetin dilinde dolaşmaya başladı. Güç ve lobilerinin varlığı istenilen neticenin oluşmasını engellemiş olsa da bu durum da değişecek ve şartlar onların aleyhine dönmüş olacaktır. Zalimler için netice, belki geç olabilir, belki çok uzun yıllar sürebilir; ama bu neticenin hüsran olmak dışında bir seçeneği yoktur. İşgalciler, Rachelleri öldürmekle geçen zaman içinde insanlığın takdirini mi kazandı yoksa nefretini mi? Bu sorunun cevabını vermekte kimsenin zorlanmayacağı aşikar.
Rachel'in cenazesi öldürüldükten beş gün sonra Olympia'daki evine gönderildi. Sevdiği toprakları terk edip dert edindiği topraklara yolculuk yaptıktan sonra, sahip çıktığı topraklardan anlamlı bir neticenin ardından ait olduğu topraklara tekrar geri dönmüş oluyordu. Bu sefer daha temiz, hiç olmadığı kadar daha mutlu ve en büyük amacının peşinde kararlı adımlarla dönüyordu. Rachel Olympia'ya izzeti taşımış oluyordu. Filistin'in Rachel'i, kendisini öldürenlerin destekçileri ve besleyicileri konumundaki ülkesinin bayrağına sarılı bir şekilde annesine getirilmişti. Oysa kendisine en çok kefiye yakışıyordu. Kefiyeye sarılı bir şekilde getirilmesi belki de onun son arzusu olabilirdi. Kim bilir? Zira daha önce "Zulüm bizdense ben bizden değilim." demiş ve mazlumdan yana olduğunu kesin bir manifestoyla ortaya koymuştu. Zulümden yana olmadığı kesin olmasına rağmen zalimlerin bayrağına sarılı olması, bir anlamda onun yaşam biçimine de aykırıydı.
Ve bundan yaklaşık bir ay sonra ABD, Irak'a işgal harekatı başlatıyordu. İsrail'in güvenliği için yüz binlerce insanı katletme hazırlıkları yapılıyordu. Rachel'in ölümü de bu yoğun gündemin gölgesinde kalarak kaybolmaya başlayacaktı. ABD, Rachel'i öldüren buldozerlerin aynısını Irak'ta da kullanmaya başlayacaktı. Ahlaksız sistemin sürdürücüleri yeni canlar almak için sabırsızlanıyor, dünyayı enkaza dönüştürmekle meşgul oluyordu.
İnsan hakları savunucuları, balina ve köpek ölümlerini gündeme taşıyanlar, kadını işine yaradığı ölçüde değerli gibi gösterenler, algı dünyasına bir ur gibi çöken senaristler İsrail'i kınamadığı gibi Rachel'i de gündeme taşımadı. Çünkü o, onların dünya görüşüne, düşüncelerine, konformist yaşamlarına oldukça uzak bir kişilikteydi. Girmiş olduğu yol ise onların kokuşmuş zihniyet ve sistemlerine açık bir savaş açma hâliydi.
Rachel'den sonra işgalciler yine yıktı, yine talan etti, yine çaldı, yine yağmaladı, yine tahrip etti, yine öldürdü, yine katletti... Rachel'den sonra dünya yine sustu, yine izledi, yine görmedi, yine korktu... Ancak dünya halkları öyle bir gün geldi ki her ülkede tek bir yürekle İsrail'den nefret etti. Artık işgalciler en masum, en ahlaklı, en haklı kesim olarak değil; soykırımcı ve bebek katilleri olarak tanınıyor. Belki çok öldürdüler ama maskeleri de düşmüş oldu.
Ölümünden sonra ailesinin mahkemelere başvurarak açmış oldukları davalar ve onu öldüren işgalci askerlerin yargılanması ve ceza almaları talebi, uluslararası hiçbir yaptırımla karşılaşmadan katliamlarına devam eden İsrail yargı mercileri tarafından reddedildi. Zaten adalet adına hiçbir fonksiyonu olmayan işgal devletinin bunu reddetmesi kadar doğal bir durum da olamazdı. Corrie ailesinin, işgal devletine açmış olduğu 1 dolarlık tazminat davası da ne yazık ki reddedildi ve olayın sadece bir kazadan ibaret olduğu belirtildi.
Rachel'in ölümü, yıllarca televizyon ekranlarından izledikleri İsrail-Filistin çatışmalarını yanıltmacı bir yaklaşımla ele alan ailesinde büyük değişimler meydana getirdi. Önceleri daha çok İsrail'in haklılığı üzerinden fikir yürütüyorlardı. O topraklarda gerçekte neler yaşandığının hakikat yönü kendilerine asla gösterilmediği için katilleri masum olarak görebiliyorlardı. Katillere karşı kendilerini savunan masumları da terörist olarak görmeleri bu durumda oldukça olağandı. Dünyanın büyük bir kısmı böyle düşünüyordu aslında. Ortada var olan bir zulüm vardı. Ancak bunun dış dünyaya yansıtılma olanakları zalimlerin bizzat kendi ellerinde olduğu için insanlar hakikati görme yoksunluğu içindeydiler. Bu böyle yıllarca devam etti.
Rachel'in ölümü en çok ailesini uyandırdı. Onlar artık zalimi ve onları fonlayanları çok iyi tanıyordu. Annesinin "Rachel'in kendi gözlerini gerçeğe açtığını, onu tanıyanların da gerçeğin farkına varmaya başladığını" dile getirmesi bir uyanış belirtisiydi. Tıpkı yirmi yıl sonra 7 Ekim 2023 yılında binlerce Rachel'in ölümü üzerine dünyadaki birçok insanın hakikati görmeye başlayacağı gibi... Corrie ailesi, Rachel'in ölümünden 6 ay sonra Gazze'yi ziyaret edecek, bu ziyareti sonradan gerçekleştirilen birkaç ziyaret daha takip edecekti. Artık Corrie ailesi, Filistinlilerin neler yaşadığını açık bir şekilde görebiliyorlardı. Ve Rachel'in böyle bir yola niçin çıktığını, iç dünyasında kimi destekleyip kime karşı nefret biriktirdiğini çok açık bir şekilde hissedebiliyorlardı. Rachel'in öldürüldüğü yere gitmiş, evleri yıkılmasın diye kendini siper ettiği aile ile tanışmış ve adeta öz aileleri olduklarını vurgulamışlardı. Rachel, ailesinin gözleri önündeki hakikati örten perdeyi açmayı başarmış, tüm insanlığın bu karanlık perdeden kurtulması yolunda anlamlı bir adım atmıştı.
Bir süre sonra Olympia'da onun anısını yaşatmak için Rachel Corrie Vakfı kurulmuş, burada sanatsal etkinliklerin yanında zulüm gören coğrafyaların gündeme taşınması için faaliyet ve yürüyüşler düzenlenmişti. ABD'nin Irak'a işgali ve İsrail'in Gazze'ye saldırıları protesto edilmiş ve insanların artık katil sürülerinin yaptıkları zulümlerin masumane olarak görülmesinin insanlığa ihanet olduğu belirtilmeye başlanmıştı. Önceleri sayıları oldukça az olan bu topluluğun her gün artması, insanlığın hakikate açık olduğunu da gösteriyordu. Yeter ki hakikatin önündeki karanlık perdeyi kaldıracak eller var olsun.
Bunlara ilave olarak Filistin’de birçok okul veya hastane gibi kurumlara Rachel Corrie adı verilmişti. Başta İngiltere ve Amerika olmak üzere birkaç yerde onun hayatından kesitlerin oynandığı tiyatro gösterileri düzenlenmişti. Yazmış olduğu günlükler, mektuplar ve çizimlerinden derlenen ve hayat hikayesini anlatan "Bırakın Tek Başıma Direneyim" adlı kitap basılmış; 2010 yılında İsrail'in Gazze üzerindeki ablukasını kırmak için yola çıkan Özgürlük Filosundaki gemiye onun adı verilmişti. 2006'dan yılında öldürüldüğü gün olan 16 Mart, Dünya Vicdan Günü olarak kabul edilmektedir. Rachel ölürken bir anlamda insanlığı uyandırmayı başarabilmişti.
Rachel yaşamış olsaydı Gazze'yi yıkmaya devam eden İsrail ve onu besleyen zalim yönetimlerin karşısında durmaya devam edecekti. Çünkü o, slogan atmanın peşinde değildi. O mazlumun elinden tutmayı dert edinmişti. Gayesi çok konuşmak değil, az da olsa anlamlı adımlar atabilme kararlılığı ortaya koymaktı. Rachel'in dünyasında insanlık, gücü elinde bulunduran küçük bir azınlığın dünyayı susturarak mazlum coğrafyalarda işlediği günahlara karşı durmak yatmaktaydı. Rachel'in bunu görebildiğini söylemek zor olsa da bu yolu açtığını söylemek abartı olmaz sanırım.
İz bırakmak yolda yürümeyi kolaylaştırır. Rachel iyilik yolunda iz bırakmakla yetinmeyip o yolu açmak için kısa ömründe büyük işler de yapmıştı. Ve Rachel ölürken insanlık görebilsin diye ne yapmaları gerektiğini de işaretlemişti.
Rachel Corrie'ye saygıyla...
40 günün gösterdiği gerçek I Hamza Er
09.04.2026
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026