modern zaman, bazı kelimeleri cilalayıp hakikatlerin yerine koymayı seviyor.
“eşitlik” de onlardan biri. kulağa hoş geliyor, adil gibi duruyor;
ama çoğu zaman adaletin yerini örtüyor.
evlenen gençler, evliliği iki yolcunun yan yana yürüdüğü eşitlerin bir yürüyüşü gibi görüyor.
“hayat müşterek” diyorlar. doğru… ama eksik.
çünkü müşterek olan her şey, aynı yükü taşımak değildir;
insan, yaratılışı itibariyle birbirinin aynısı değil; tamamlayıcısıdır.
kadınla erkek arasındaki fark, bir üstünlük meselesi değil; bir vazife taksimidir.
ama modern zihin, farkı tehdit olarak algılıyor.
oysa fark, nizamın kendisidir.
erkek…
sadece bir eş değildir.
o, bir yön tayinidir.
bir omuzdur.
bir siper, bir kapıdır.
erkek dediğin, evin dışına karşı duran tarafıdır.
rüzgârı ilk o karşılar.
tehlikeyi önce o koklar.
yolu önce o yoklar.
buna eskiler “kavvamlık” derdi.
yani ayakta tutan, gözeten, sorumluluğu sırtlanan.
ama bugün kadınlar, erkeği sadece “duygusal destekçi” gibi okumaya başladı.
onun sertliğini hoyratlık,
suskunluğunu ilgisizlik, bitmeyen taleplerine yetmediği vakit yetersiz,
yön verme çabasını baskı zannediyor.
sonra ince ayar mobingler geliyor erkek üzerine…
halbuki erkek, sevdiğini bazen sararak değil; koruyarak sever.
her sevgi şefkat gibi görünmez.
bazı sevgiler nöbet tutar.
erkek “kodlayıcıdır”…
evet, çünkü hayatın kaosuna karşı bir düzen kurma refleksi vardır onda.
ve “avcılık”…
bu kelimeyi modern kulak sevmez.
ama hakikati var.
erkek, arayan ve bulan taraf olmaya meyillidir.
rızkın peşine düşen, fırsatı kovalayan, risk alan savaşcıdır…
şimdi bu tarafı törpüleyip, erkeği nötrleştirdiğinde;
evde iki hassas kalp kalır ama yön kaybolur.
işte tam burada başlıyor bugünün bazı ev içi tatsızlıkları…
sessiz kırgınlıklar, adı konmamış öfkeler, bitmeyen tartışmalar.
çünkü roller silinince, beklentiler çarpışıyor.
herkes anlaşılmak istiyor ama kimse anlamak için geri adım atmıyor.
herkes eşit olmak istiyor ama kimse sorumluluğun ağırlığını taşımak istemiyor.
kadın, erkeğin yön verme çabasını bastırdıkça; nasıl mı bastırır dedin dost?
surat asar, tat vermez, söylenir, başı ağrır…
sonra erkek içine çekiliyor.
geri çekildikçe, evde boşluk büyüyor.
o boşluğu da çoğu zaman sitem dolduruyor.
erkek konuşmamaya başlıyor…
kadın daha çok konuşuyor.
erkek sustukça kadın yükseliyor,
kadın yükseldikçe erkek daha da susuyor.
ve bir noktadan sonra artık mesele tartışma değil;
yorgunluk oluyor.
aynı evde iki yabancı…
aynı sofrada iki yalnız…
ayrılıklar da çoğu zaman büyük sebeplerle değil;
küçük hakikatlerin ihmalinden doğuyor.
kimsenin kötü olmadığı ama kimsenin yerini de bilmediği evler yıkılıyor.
çünkü nizam bozuldu mu, muhabbet uzun sürmüyor.
muhabbet azaldı mı, merhamet çekiliyor.
merhamet gidince, geriye sadece hesap kalıyor.
oysa evlilik, iki ben’in yarıştığı bir alan değil;
iki farklı yaratılışın, tek bir istikamette birleşmesidir.
aynı olmak değil mesele.
aynı hedefe yürümek.
ve bazen,
yolu kaybetmemek için
birinin önden yürümesi gerekir…
diğerinin de o yürüyüşe güvenmesi.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
Hürmüz'de sıcak çatışma
09.05.2026
4 PKK'lı teslim oldu
11.05.2026
Slovenya, NATO'dan çıkmayı tartışıyor
16.04.2026
İspanya, Çin’i Ortadoğu’ya çağırdı
16.04.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İRAN SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 20.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026