Yeni nesil ana-babalar, aynı bu atasözündeki gibi davranıyorlar. Çünkü tek çocuk istiyorlar. Onun kendilerine yeteceğini fazlasının ise kendilerini yoracağını zannediyorlar. Vaziyet bu olunca da çocuklar, biricik ve çok kıymetli oluyor. Aslında hikayesini araştırdığınızda zavallı olduğu anlaşılan bir çocuğun kendi okulunu silahla basarak önüne geleni öldürmesi üzerine herkes meselenin sadece eğitim ile ilgili olduğu zehabına kapıldı. Bu çok bildik allameler, bakan istifası dahil eğitim ile ilgili pek çok yol gösterdiler!
Sosyal hadiseler tek sebep ile açıklanamazlar. Mevzubahis hadiseye de pek çok zaviyeden bakarak incelemek (tetkik etmek) gerekir. Biz, bu makalede meselenin sadece ana-baba kısmına bakacağız.
Öncelikle şunu söyleyeyim. Çocuktan uzak durmak bunun yerine köpek beslemek doğru değildir. Aslında çocuk istemiyoruz ama ondan da mahrum kalmayalım diyerek tek çocuk doğurup sonra da onu el üstünde tutmak için tuhaf davranışlarda bulunmak da hiç doğru değildir. Turgut Özal gibi, açık-seçik söyleyeyim: Tek çocuğun psikolojisi, bozulmaya daha müsait olur. Bir zamanlar benim bir çalışanım vardı. Bir evin bir oğluydu. Bir evin tek çocuğu olmak üzerine biraz muhabbet etmiştik. Bana şöyle demişti: “Anama ve babama çok kızıyorum. Beni hayatta yapayalnız bıraktılar. Kardeş sevgisi ve desteğini hiç yaşayamadım. Yani sırtımı yaslayacağım, her hâlükârda güveneceğim biri hiç olmadı.
İnsan, sosyal bir beşerdir. Tek başına varlığını sürdüremeyeceği için öncelikle Allah ona bir eş var etmiştir. Sonra da kız ve erkek evlatlar vermiştir. “Yalnızlık Allah’a mahsustur” demiş atalarımız. Evet gerçekten de yalnız yaşamak ancak Allah için mümkündür. Yaratılmış insanın tek başına hayatını idame ettirmesi daha doğrusu sağlıklı biçimde hayatını sürdürebilmesi pek kolay değildir. Son hadisenin kahramanı çocuğun kardeşinin olup olmadığını televizyon haberlerinde görmedim. Ama vaziyet onu gösteriyor ki bu zavallı çocuk, ana-babası çalıştığı için hep yalnız kalmış. Lakin İngilizcesi yerindeymiş! Bu yüzden Amerika’dan sanal arkadaşlar edinmiş. Neden dersiniz? Sizin cevabınız nedir bilmem ama benim cevabım evde kendisine yarenlik edecek sosyalleşmesini sağlayacak bir kardeşinin bulunmamasından derim.
Bugünlerde ana-babası çalıştığı için iki torunum okuldan sonra bizim eve geliyor. Evimizin neşesi oluyorlar. O çocukların birbirleriyle didişmelerini, boğuşmalarını, oynaşmalarını ve güreşmelerini seyrettikçe nasıl deşarj olduklarını ve temel bir ihtiyaç olan sosyalleşmeyi nasıl sağladıklarını bizzat görüyorum.
O yüzden ey çok bilmişler! Sanki çocukların rızkını siz veriyormuşsunuz gibi “bakabileceğin kadar çocuk yap” saçmalığını terk edin. Allah, size bir çocuk vermişse ona en az bir kardeş daha vermesi için dua edin ki çocuk yalnız başına kalmasın. Yine burada mağdur kahramanımızdan bahsederek sözü sürdüreyim. Bu çocuğun ruh sağlığını yitirmesinde muhtemelen yalnızlığının etkisi olmuştur. Çocuğun bıraktığı mektuptan nasıl bir yalnızlık girdabına düçar olduğu anlaşılmaktadır.
Evet, tek çocuk bahsini anlattıktan sonra gelelim çocuğun “kral ya da kraliçe” gibi yetiştirilmesine. Yeni jenerasyon ana babalar kendileri de dahil olmak üzere çocuğun etrafında bulunan herkesin ona hizmetkar olduğunu düşünüyor olmalılar ki ne isterse yerine getiriyorlar. Bununla da çocuğun yetişmesine büyük bir katkıda bulunduklarını zannediyorlar. Halbuki böyle davranarak Hazreti Peygamber’in 1500 sene önce söylediği gibi “efendisini doğuran hür kadınlardan” biri oluyorlar.
Hanımlar, çocuk sadece sizde yok, herkeste var. Siz onlara ana-baba olmak yerine tıpkı Mekkeli müşriklerin kendi elleriyle yaptığı putlara tapmaları gibi doğurduğunuz çocuğa ya da çocuklara neredeyse tapıyorsunuz. Yapmayın böyle! O da sizin gibi bir insan. Her istediği yerine gelecek her talep ettiği yapılacak diye bir şey yok.
Şimdi gelelim eğitim bahsinde herkesin allame olması meselesine. Bizim gençlik yıllarımızda ilahiyat fakültesinde bile bazı arkadaşlarımız “birey” olmaktan bahsederlerdi. Bunun çok önemli olduğunu ve toplumsal gelişmenin birey olmakla doğrudan ilintili olduğunu söyleyip duruyorlardı. Sonra bu birey olmak yetmedi “özgür birey” yetiştirmek edebiyatı baş gösterdi. Şimdiki ana babalar, okula gönderdikleri çocuklarına öğretmenlerin herhangi bir müdahalesine rıza göstermiyorlar. Çünkü bu durumda çocuk, özgür birey olamayacaktır. Bu sebeple öğretmen, herhangi bir yanlış davranışından dolayı çocuğu uyaracak olsa ya da yan baksa vay geldi haline. Hemen ana baba okulu basar. Öğretmene haddini bildirir ve “Sen kim oluyorsun da bizim çocuğun özel hayatına karışıyorsun? O, özgür bir bireydir” diye kükrerler.
İşte size bir misal: Daha dün, bir öğretmen arkadaşım anlattı. Birkaç defa uyardığım halde elindeki kağıtlar ile arkadaşlarını rahatsız eden çocuğun elinden kağıtları alıp “bak, insan nasıl rahatsız oluyor” diyerek tıpkı onun arkadaşlarına yaptığı gibi kağıtla kafasına vurdum. Anasına beni şikâyet etmiş. O da “benim öpmeye kıyamadığım çocuğuma şiddet uygulamış” diye bir dilekçe döşemiş. Halbuki ben 35 yıllık öğretmenlik hayatımda hiçbir öğrencime vurmadım. Kadının çocuğuna şu soruyu sormak aklına bile gelmiyor: “Ne yaptın da öğretmenin sana vurdu?”
Senin çocuğun arkadaşlarını rahatsız edecek, sınıfta huzuru bozacak öğretmen efendi ona sert bir bakış bile atamayacak öylemi?
Alın size, özgür birey! Özgür değil mi? Elbette aklına geleni daha doğrusu içgüdülerine geleni yapmakta hürdür. Garip ama bizim zavallı kahramanımızın da o gün okulu basıp on çocuğu öldüresi gelmiş. Ne yapalım içinden geleni yapmasına müsaade mi edelim?
Yapmayın ağalar! Çocuklarınızı okula gönderdiğinizde onların öğretmenlerine biraz olsun güvenin. Onların tıpkı sizin gibi çocuklarınızın üzerine titreyeceğini bilin. Ve öğretmenlerin fiillerinin sizin çocuğunuzun lehine olacağını asla unutmayın. Öğretmenlere ben bu çocuğa yan bakarsam ya da herhangi bir davranışını tenkit edersem anası babası beni şikâyet eder, milli eğitim de beni anında kapının önüne koyar korkusu yaşatmayın.
Size tuhaf gelecek ama bizim çocukluğumuzda ana babalarımız bizi okula gönderdiği gün, ilkokul öğretmenine şöyle söylerlerdi: “Eti senin kemiği benim.” Çocuk okuldan eve “öğretmenim bana vurdu” diyerek geldiğinde bir tokat da babasından yerdi. Size yanlış geliyor ama doğru olan budur. O çocuk, ertesi gün öğretmenin kızacağı yanlışı yapmaktan uzak duracaktır. Şimdi siz ne yaptınız? Kral ve kraliçe olarak her istediğini yapabilecek özgür bir birey yetiştirdiğinizi zannederek çocuğun dilediğince yaşayabileceği saçmalığını gerçek zannetmesine sebep oldunuz. Sonuç ortada.
Gelin, dini görmezden gelen bir hayat sürdürme saçmalığından vazgeçin. İslam geleneğine geri dönün. Şikâyet ettiğiniz bütün kötülüklerin kaynağı tanrısızlıktır. İçinde Allah’ın olmadığı bir hayat, insani değildir. Çünkü din dediğimiz şey insanı disiplinli yaşamaya alıştırmak içindir. Birden çok insanın bir arada yaşayabilmesi birbirlerinin hakkına girmekten uzak durabilmeleri ancak belli sınırların ve kaidelerin olması ile mümkündür. İşte İslam, insana bunu verir. İngilizce öğrenmek sizi kurtarmaz. Sizi ancak İslam ahlakı kurtarır. Kalın sağlıcakla…
A101, CarrefourSA’yı satın alıyor
20.04.2026
Bulgaristan seçimini kazanan Radev kimdir?
21.04.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İRAN SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 20.04.2026
İran Rejimi DERVİŞ ARGUN 24.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -1 ÜSTÜN BOL 24.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026
Şüyuu Vukuundan Beter AHMET GÜRBÜZ 30.03.2026