metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

ADF 2026 VİZYONU SÖNÜMLENDİ / Mehmet Taşdöğen

22.04.2026

Antalya Diplomasi Forumu (ADF 2026), 'Yarını Tasarlarken, Belirsizliklerle Baş Etmek' ana temasıyla kapılarını açtığında, küresel adaletsizlikten bunalan halklar için büyük bir umut ışığı olarak görülmüştü. Forumun başlangıcına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mevcut küresel sistemin iflasını haykıran ve Gazze’yi "insanlık vicdanının son eşiği" olarak tanımlayan yüksek vizyonlu konuşması damga vurdu. Dünyaya yeni bir nizam ve adalet vadeden, Batı merkezli kurumların artık bir gelecek tasavvuru sunamadığını sert bir dille ifade eden bu gür ses, sadece salondakiler için değil, tüm bölge halkları için büyük bir umut kapısı araladı. Ancak bu vizyoner şahlanışın, forumun sonundaki sonuç bildirgesinde diplomasiye ve yapay "endişelere" kurban gidişi, ADF 2026’nın tarihe geçen en büyük paradoksu oldu.

Forumun en dikkat çekici ve tepki çeken anlarından biri, aynı zamanda Suriye Özel Temsilciliği görevini de yürüten ABD Ankara Büyükelçisi Thomas J. Barrack’ın yaptığı pervasız "güç" vurgusuydu. Barrack’ın, bölgenin tek bir şeye saygı duyduğunu iddia ederek savurduğu "Kuvvet, güç" şeklindeki üstenci dile karşı salonda hakim olan o derin sessizlik, aslında "köle zihniyetinin" diplomatik koridorlarda hala ne kadar diri olduğunun somut bir kanıtıydı. Hegemonyanın bu çıplak güç gösterisine karşı yükselmeyen her ses, açılıştaki o yüksek vizyonun altını oyan sessiz bir onay gibi kayıtlara geçti. Bu sessizlik, rasyonel bir iş birliği bekleyen bölge aktörlerine, sistemin hala "güçlü olan haklıdır" ilkesiyle işlediğini acı bir şekilde hatırlattı.

Diplomatik nezaketin yerini kaba kuvvet imasına bıraktığı o anlarda, aslında arka planda büyük bir sabırla örülen diyalog köprüleri de dinamitleniyordu. Nitekim Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, bir sistem çözme sabrıyla yürüttükleri ABD-İran görüşmelerinin %80’inin tamamlandığını müjdelemişti. Ancak bu sabırlı arabuluculuk emeği, forumun hemen akabinde, ertesi gün saat 12:20’de Hürmüz Boğazı’ndan gelen ABD saldırısı haberiyle sarsıldı. Barışın konuşulduğu masaların sıcaklığı henüz soğumamışken ve sonuç bildirgesinin yayını akabinde gelen bu mermi, diplomasinin bizzat hegemon güç tarafından sabote edildiğinin açık bir ilanıydı.

Trump’ın "Uranyumu bana verin, Hürmüz’ü açın; yoksa birkaç saat içinde yok olursunuz" şeklindeki eşkıya lisanı, hegemonyanın kibrini zirveye taşıdı. Ancak bu tehdide karşı Direniş Cephesi’nden gelen; azim, sebat ve sabırla örülmüş "geçici ateşkesi reddediyoruz" cevabı, kaba kuvvetin blöfünü sahada ifşa etti. ABD müesses nizamı, kaptan köşkündeki Trump’ın bu pervasızlığını sessizce izleyerek maliyet hesabı yaparken, sahadaki gerçeklik artık geri dönülemez bir eşiğe geldi: ABD ya rasyonel bir geri adım atarak hegemonyasının emekliliğini kabul edecek ya da kendi batmakta olan gemisini küresel bir savaşla ateşe verecektir.

Bugün gelinen noktada ABD ambargoları, artık müttefikleri terbiye eden bir sopa olmaktan çıkıp, bizzat ABD’yi vuran bir bumeranga evrildi. Her ambargo söylemi, müttefik ve müşteri kaybına neden olarak hegemonyayı ekonomik olarak da bitiriyor. Bu durum; Türkiye, İspanya, Mısır ve Suudi Arabistan gibi kilit aktörleri Batı’nın yıkıcı şantajlarından kaçarak Çin’in sunduğu rasyonel ve ekonomik çekim alanına sürüklüyor. Bu sürükleniş bir blöf değil; teknoloji transferinden enerji ortaklığına kadar uzanan "fiili bir çıktı" ve yeni bir jeopolitik kaderdir.

Sonuç bildirgesindeki sönümlenmenin arkasında, Mısır ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerin kendi statükolarını koruma adına takındıkları sessiz tavır yatmaktadır. Ancak statükoyu korumaya çalışan bu başkentler bile, artık Siyonizm’le ve hegemonyayla baş edilebilir olduğu gerçeğinin diplomasinin sönük kağıtlarında değil; bedel ödeyen aktörlerin sahadaki gerçekliğinde olduğunu not etmişlerdir. Türkiye, açılıştaki o yüksek vizyonunu diplomasi denilen o soğuk ve çelişkili pazarlıklara feda ederken; tarih, bu uyanışın asıl kahramanlarının masada değil, sahada ve küresel vicdanın hukuki mevzilerinde olduğunu yazmaya devam edecektir


 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş