çokluk…
mesele onun varlığı değil dost,
mesele onun sende bıraktığı izdir.
çok olanın kötü olması değil anlatılan…
çok olanın “senin” olduğu zannı.
işte o zannın içine bir kibir sızar,
adı konulmaz önceleri… bilemez işte…
ama yavaş yavaş insanın diline yerleşir:
“ben yaptım…”
“ben kazandım…”
“ben başardım…”
oysa insanın “ben” dediği şey
kendine ait neyi taşır ki?
orada mısın müslüman? bir şey söyle ve o senin olsun. sende kalmayacak olanın senin olmadığını bilirsin işte…
bak, aziz kitapta anlatılan ne diyordu:
“bu bana bendeki ilim sayesinde verildi.”
işte çokluğun en tehlikeli hali budur.
elde etmek değil,
nispet etmek.
nimeti kendine yazmak…
imtihanı yok saymak…
çokluk sadece malda olmaz dost…
daha sinsi yerleri vardır.
ibadette olur mesela…
çok namaz,
çok zikir,
çok salavat…
ama insan bir noktadan sonra
ibadeti bile biriktirmeye başlar.
sayar…
çoğaltır…
katlar…
sanki göğe doğru bir rakam gönderiyormuş gibi…
oysa ibadet;
artırıldıkça değil,
arınarak değer kazanır.
çok secde değil,
doğru bir secde…
çok zikir değil, dilde kalan değil, kalbe inmiş bir “allah”…
aksi halde insan
ibadetle bile oyalanır.
evet dost…
ibadetle oyalanmak mümkündür.
ha! unutmadan bilgiyle ulaşmanın bir tıka baktığı zamanlarda bir de bilginin çokluğu var…
okudukların artar,
bildiklerin çoğalır…
ama hakikat azalır içinde.
çünkü bilgi, kalbe inmediğinde
insanı büyütmez,
şişirir.
Aziz kitap okumayı sanıldığı gibi emretmemiştir ki
ayetin başında olan uyarı açıktır. nasıl bir okumanın gereğini söyler “Allah'ın adıyla oku” istenmiştir
çok okuyan değil,
okuduğuna dönüşen kurtulur.
yoksa kitaplar da
tesbih taneleri gibi dizilir…
ama insanın içinde bir değişim olmaz.
ve şunu unutmamak gerekir:
herkesin bir “çok”u vardır.
ve herkes o çoklukla sınanır.
kimi malıyla…
kimi ibadetiyle…
kimi bilgisiyle…
ama çoğumuz,
o çokluğun içinde kendini kaybeder.
çünkü çokluk arttıkça
insanın kendine güveni artar,
allah’a olan ihtiyacı azalır zanneder.
işte aldanış tam burada başlar.
“elhâkümüt tekâsür…”
diye bir ikaz yükselir aziz kitaptan …
çokluk sizi oyaladı…
oyaladı dost…
yani hakikatten uzaklaştırdı,
meşgul etti,
tuttu…
ta ki kabre girinceye kadar. ah!
o yüzden mesele şudur:
çokluğu terk etmek değil…
çoklukla kendini terk etmemek.
çünkü insan
çokluğun içinde kaybolduğunda
en çok şunu unutur:
sahip olduklarını değil,
sahip olana ait olduğunu.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen
17.05.2026
Trump, Çin dönüşü Tayvan'ı sattı
17.05.2026
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
Rıza Pehlevi'ye 'domates'li saldırı
24.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -4 ÜSTÜN BOL 15.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026