metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

‘NEDEN?’ DEMEK İÇİN GEÇ KALMIŞ OLSAK DA…

AYTEN DURMUŞ
06.05.2026

(Okul saldırıları)

Millet bir beden ise gençler onun ruhu gibidir. Bu ruh, toplumun ‘ne ve nasıl’ olduğunu ve olacağını gösterir. Gençlik boş bahçe gibidir, ne ekersen onu biçersin. Eğer bu bahçeye bakması gerekenler bakmamışsa bu nedenle burada dikenler, ayrık otları bitmişse sorumluların kimseyi suçlama hakkı yoktur.

Ülkemiz, okullarda yaşanan son saldırılarla ağır bir şok yaşadı. Dileriz bu şok, sorumlu olması gereken herkesin ve her kurumun ayılmasına; ayıldıktan sonra üzerlerine düşeni ve geçmişteki yanlışları düzeltmek için gerekenleri yapmalarına vesile olur. Bu saldırılar, eğitim kurumlarında ‘eğitim ve şiddet’ sorununu yeniden gündeme getirdi. Ülkemizi dehşete düşüren bu olaylardan birkaçının yeniden hatırlatalım:

Mersin-Anamur: 22 Aralık 2025 tarihinde Rüştü Kâzım Yücelen Ortaokulunda 12 yaşındaki öğrenci M. K. pompalı tüfekle geldiği okulun bahçesinde, okul müdürü E. K.’yi vurarak ağır yaralamıştır.

Şanlıurfa-Siverek: 14 Nisan 2026 tarihinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine silahla giren 19 yaşındaki Ö. K. adlı eski öğrenci, pompalı tüfekle açtığı ateş sonucu ‘10 öğrenci, 4 öğretmen, 1 polis, 1 kantin işletmecisi’ olmak üzere 16 kişiyi yaraladıktan sonra intihar etmiştir.

Kahramanmaraş-Onikişubat: 15 Nisan 2026 tarihinde Ayser Çalık Ortaokulunda 14 yaşındaki erkek öğrenci İ.A. M. yanında getirdiği 5 tane 9mm tabanca ve 7 şarjör ile dokuzu öğrenci biri öğretmen olmak üzere 10 kişiyi öldürmüş, 13 kişiyi yaralamıştır. Saldırı, Şanlıurfa-Siverek ilçesinde meydana gelen silahlı saldırıdan 28 saat sonra meydana gelmiştir.

Gaziantep: 15 Nisan 2026 tarihinde Kahramanmaraş’taki saldırının gerçekleştiği gün, Gaziantep’te bir genç lise dışında bir öğrenciye ateş açmış, beş el ateş etmiş ancak kimse yaralanmamıştır.

Mersin-Tarsus: 15 Nisan 2026 tarihinde Fatih Anadolu Lisesi 12. sınıf öğrencisi M.M. A. okula silahla gelmiş, durum fark edilince okul yönetimi ve okul polisi öğrencideki silahı almış ve öğrenci gözaltına alınmıştır.

Bunlar yalnızca medyaya yansıyanlar. Bir de medyaya yansımayan olaylar var: Öğrenci-öğrenci, öğrenci-öğretmen, veli-öğretmen, veli-okul idaresi arasında yaşanan sorun ve kavgalarda polislik ve mahkemelik olan durumlar söz konusu. Medyaya yansıyan ve yansımayan tüm olaylar birlikte ele alınarak durumun değerlendirilmesi yapılmalı ve gereken tedbirler alınmalıdır. 

‘Milletimizin derinden üzülmesine ve endişelenmesine neden olan bu sorunun sorumluları kimlerdir, hangi kurumlardır?’

AİLE: Uzun dönemdir, aile yapımız her yandan gelen saldırılar altındadır ve aileyi olumsuz etkileyen durumlarla ‘devlet, siyaset, ilgili bakanlıklar, STK’ler’ başta olmak üzere hiçbir kurum gerçekçi şekilde mücadele etmemektedir. Bu sürecin sonunda, anne-babalar, çocuklarını terbiye etme görevlerini yapamaz hale geldiler. Son zamanlarda çocuklarla ‘arkadaş’ olma iddiası revaçta ki burada da dozun kaçırılması anne-babalığın gerektirdiği sorumluluğun yerine getirilmemesine neden olmaktadır. Bazı ailelerde ise şiddet, doğal görülen durumlardandır. Bu durum öğrenciyi aynı yola düşürmektedir. Bir başka ailevi sorun ise anne-baba tarafından egosu şişirilen, secdesiz tapılan, çocukların kendilerini ‘prens/prenses’ sandığı, çevresindekileri de kendisine hizmetle mükellef varlıklar gördüğü çocukların yetiştirilmesidir. Bu ailelerin çocuk yetiştirme konusunda kendilerini ‘sorgulanamaz, uyarılamaz’ konumda görmesi, çocuğun iyice azmasına neden olmaktadır. Bu iklimde yetişen çocuklar, ailede-okulda-sosyal çevrede en küçük uyarıyı bile kabul etmezler çünkü kendilerini kimsenin uyarmasına tahammül edemezler. Erken yetişkinlik döneminde ise gençlere, aile kurmak yerine, ‘karşı cinsten birileriyle flört’ etmek, tek amaçmış gibi sunulmaktadır.

Aile kurumu bu kadar sert ve ağır şekilde sürekli tahrip edildiği halde sorumlular, gerekenleri yapmak için neyi beklemektedirler?

TOPLUM: Toplum olarak ‘ahlak ve nezaket’ konusunda uzun süredir derin bir bozulma yaşanmaktadır. Torpilin, rüşvetin, yolsuzluğun, haksızlığın önüne geçmek için hiçbir çaba gösterilmemektedir. İnsanlar, kendilerine dokunana kadar yaşanan olumsuzluklara karşı kayıtsız kalmaktadırlar. Toplumsal hayat içinde, ortak yalan, bireysel doğruya her zaman galip gelmekte; bu durumun yanlış olduğunu ve muhakkak düzeltilmesi gerektiğini herkes bildiği halde kimse kendisini sorumlu görmemektedir.

Toplumsal değerlerin tahribi yoluyla yaşanmakta olan toplumsal yozlaşma karşısında, sorumlular, gerekenleri yapmak için neyi beklemektedirler?

ÖĞRETMENLER: Tüm toplumu okutup eğitmek görevi olan ‘öğretmenlik’ ayakaltına düşmüş bir meslek olmuştur. Sonuna kadar yetkisizleştirilmiş öğretmenler, sistem ile veli arasında sıkışmış durumdadır. Öğretmenlerin pek çok okuldaki görevleri, yeterince aile terbiyesi almamış çocukların gardiyanı olmaktır. Öğrencilerle ilgili her sorunda ‘öğretmenlerin yeterli olup olmadığı’ derhal gündeme getirilir. Ancak eleştirmekte maharetli olan pek çok kimse, kendi alanında gerekli yeterliliğe sahip olup olmadığı konusunu gündeme hiç getirmez. Anlamsız iş yüklerinin altında kalması nedeniyle öğrenciyle iletişim kurmak için yeterli zamanı bile olmayan öğretmenlerden nedense her durumda öğrencileri için mucizeler yaratması bekleniyor. Oysa kimse böyle bir mucizeyi bakanlardan, doktorlardan, hukukçulardan… beklemiyor. Öğretmenlik mesleğini ayaklar altına atarak eğitimini tahrip eden bir toplum nasıl ayakta kalabilir?

Öğretmenlik mesleğini işlevsizleştirmenin getirdiği sorunları ve eğitimdeki yozlaşmayı gidermek konusunda, sorumlular, gerekenleri yapmak için neyi beklemektedirler?

MEB VE OKULLAR: MEB ‘sağlam ahlaklı’ nesiller yetiştirebilmek için gereken dersleri müfredata almamaktadır. Öğrenciyi eğitime hazır hale getirmek için gereken tedbirleri alamamakta, ilkeleri koyamamaktadır. Okullar, eğitim kurumuna uyum sağlayamayan sorunlu öğrenciler için tedbir almakta etkisiz/yetkisiz durumdadır. Disiplin açısından öğrencilere gerekli cezalar verilememekte, okullar kayıt yapan herkesin -hiç çalışmasa bile- mezun olduğu, gençlerin yıllarının anlamsızca harcandığı, sonucun da çoğu kere ahlaki açıdan ‘sıfır’ olduğu bir süreç olmaktadır. 12 yıllık zorunlu eğitim, meslek okullarının mesleki kısımlarının alanda çalışma ve uygulama eksikliği, tüm eğitim kurumlarını zorlayan ve okulları eğitim yapılamayan yerler haline getirilmiştir. Öğrencilere, içinde yetiştiği ailesi, milleti ve devleti adına ‘anlamlı, değerli ve büyük davalar’ hiçbir şekilde yüklenmemektedir. En iyi okullar, öğrencilere ‘değerli bir insan olmak’ değil, ‘çok kazanmak’ amacını vermektedir. Bu eğitimin yozlaşmasıdır.

Eğitim-öğretim kurumlarının bu kadar hoyratça tahrip edilmesi karşısında, sorumlular, gereken tedbirleri almak için neyi beklemektedirler?

MEDYA: Medya ‘fuhuş, çıplaklık, hırsızlık, şiddet, çarpık ilişkiler, azgınlık, sapkınlık, mafyatik davranışlar’ için sürekli rol modeller sunmaktadır. Edep ve terbiyeyi, insanın değerli oluşunu yok sayan mafya film ve dizileri; aileyi tahrip eden film, dizi ve programlar neredeyse 24 saat ekranları doldurmaktadır. Gençlerin ve yetişkinlerin bir kısmı, ellerindeki teknolojik imkânları sınırsızca ve yanlış şekilde kullanımın kurbanı olmaktadır. Medya, gençliğin önüne ‘erdemli kişilik’ oluşumuyla doğrudan ilgisi bulunmayan ‘pop ve top’ adlı iki hedef koymaktadır. Genç kız ve erkeklerin ilişkileri konusunda, başı-sonu belli olmayan, evlenecek kişilerin ‘eşlerinin kendilerinden önce başkalarıyla yaşamasını istemedikleri’ durumları, sanki ‘doğal’ durumlarmış gibi sunmaktadır.

Medyanın, toplumun tüm değerlerini tahrip etmeyi ısrarlı ve bilinçlice sürdürmesi karşısında, sorumlular, gereken tedbirleri almak için neyi beklemektedirler?

DİNİ EĞİTİM: Ülkemizdeki İlahiyat Fakülteleri, İmam-Hatip Liseleri, Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanları gibi din adına konuşan, yazan, akademik kariyer yapan insanların yer aldığı tüm kurumlar, bunların verdikleri eğitim, yaptıkları sayısı belirsiz çalışma, araştırma -ilginçtir- ne kimseyi Müslüman etmekte ne Müslümanların imanlarını güçlendirip takvalarını artırmakta ne de ahlaklarını güzelleştirip sağlamlaştırmaktadır. Allah’ın sabit şeriatı olan İslam yerine; ‘süreç içinde sürekli formatlanan yerel-dönemsel geleneklerinin din kılıfında’ sunulmasının ‘gerçek ve sağlam bir iman’ oluşturması beklenmektedir. Bu yanlış, akleden herkesi, kuşkulara düşürmekten başka bir işe yaramamaktadır. Din adına, kendilerine ‘kanaat önderleri’ diyen kişilerin ise nedense kanaatten nasibi sıfır olmakta, bunların ‘kasaları sürekli dolmakta, tapuları sürekli artmaktadır.

Mevcut din eğitiminin deizmi artıran formatı karşısında, sorumlular, gerekenleri yapmak için neyi beklemektedirler?

BÜROKRASİ: Önemli makamlara getirilecek kişilerin ‘eğitimleri’ kadar ‘ahlaki yapıları’ değerlendirilmemektedir. Her yerde ‘hemşeri ve azınlık ırkçılığı’, ‘torpil ve rüşvet’ yaygınlaştığı ve bu durum yetkililerce bilindiği halde hiçbir önlem alınmamaktadır. İyi ve dürüst insanlar, ‘ittifak etmiş kötülük’, ‘rüşveti ortak yiyenler’ ve ‘topilli kötüler’ karşısında güçsüz kalmaktadırlar. Sonuçta çıkarların sağladığı avantajlar, ahlaki değerleri yok etmektedir.

Bürokrasinin bu kadar ilkesiz ve kuralsız hareket etmesi pek çok tahribata ve halkta bu makamlara güvensizliğe yol açtığı halde, sorumlular, gerekenleri yapmak için neyi beklemektedirler?

SİYASET: Ahlaki ilkelerin siyasal alanda etkin olmadığı bir ortamda, -iktidar ve muhalefet fark etmeksizin- politik aktörlerin her söylediğinde bir hikmet aranmaya başlayanlar bulunur. Bu yöntemle yaygınlaşan politik taraftarlık, ahlaki duruş ve sağlıklı eleştirinin önünü, aşılmaz bir duvarla kapatır. Taraftarlar, iç eleştiriyi zaaf olarak görür ve "kol kırılır yen içinde kalır" ilkesizliğine sığınırlar. Yaşanan her sorun karşı tarafın üstüne yıkılarak, karşının yetersizliği ile açıklanmaya çalışılır. Bunun sonucunda siyaset, halka hizmet etmenin değil ‘devletin birikimini paylaşmanın’ ve ‘halkın malını soymanın’ yöntemi haline gelir. Halk, bunu öğrendikçe öfkelenir ve elinden bir şey gelmemesinin sancısını çeker.

İktidar ve muhalefet olarak siyasetin ilkesiz, kuralsız olması sonucunda yaşanmakta olan tahribata karşı, sorumlular, gerekenleri yapmak için neyi beklemektedir?

ADALET: Adalet sistemi tahrip edildiğinde, insanlar, hukuk yoluyla sorunların çözülmeyeceğini, bu yüzden adaleti kendilerinin bir yol bularak sağlaması gerektiğini düşünmeye başlarlar. Bu da mafyanın ve mafya dizilerinin revaçta olduğu, adalete olan güvenin kaybolduğu toplumsal ortamda, şiddetin artmasına ve mafyalaşmaya neden olur. Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir adalet sistemi olmazsa olmazdır. Bu konudaki yanlışları düzeltmek için sorumlular neyi beklemektedirler?

Yukarıdan beri özetlemeye çalıştığımız tüm bu durumlar, tüm insanları etkilediği gibi gençleri de etkilemekte; onların duygusal patlamalar yaşamalarında, ruhsal çökkünlüklere düşmelerinde, şiddet eğilimleri göstermelerinde etkili olmaktadır. Artık tüm bu durumların, ciddiyetle ele alınması, bir zorunluluk haline gelmiştir.

SON SÖZ: Okullardaki öğrenci şiddeti, ailevi ve toplumsal şiddetten bağımsız değildir. Bu sorun, bir iki sebeple izah edilemeyecek kadar çok nedene dayandığından, güvenlik önlemlerine indirgenemez. Gençliğin sorunları ve okullardaki şiddet olayları, olabildiği kadar kapsamlı olarak ele alınmalı ve gerekenler yapılmaya çalışılmalıdır. 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş