Haz; dışsal, geçici ve bedensel bir tatmin sunar bize.
Huzur ise içsel, kalıcı ve ruhsal bir itminan, doygunluk vadeder.
Haz; ardında genellikle daha fazlasını isteyen şımarık bir bedbinlik bırakır.
Huzur; kalbin asıl sahibiyle buluştuğu derin dinginlik halidir.
Haz bir telaş, koşuşturma gerektirirken, huzur teslimiyet ve sükûn makamıdır.
Biri sahip olduklarımızla, diğeri ise olduğumuz kişiyle ilgilidir.
O kadar çok hızlı yaşıyoruz ki hayatı; şöyle bir durup soluklanmaya, doğru mu, yanlış mı yapıyorum demeye fırsat bulamıyoruz bazen.
Anlık kararlar alıyor, hızlı reaksiyon veriyor; "Bu gidiş nereye?" diye soramıyoruz kendi kendimize. Hedonist bir hayatın parçasıyız hepimiz ama farkında bile değiliz.
Kapitalizmin en etkili silahı haline dönüşen ve toplumların kılcallarına kadar sızmış bu hazcılık akımı, sanmayın ki modern çağa has bir hastalıktır.
Hedonizm denilen ve hayatın merkezine hazzı koyan düşüncenin temelleri Eski Yunan felsefesine kadar dayanmaktadır.
Evrensel ahlakın köküne kibrit suyu döken bu felsefeye göre; "haz veren şey iyi, haz vermeyen kötüdür."
Acıdan arınıp zevk peşinde koşmak, en güzel yaşam biçimidir. Hayatın gayesi mutlu olmaktır ve anı yaşamaktır.
Bu düşünce şekli 19. yüzyılda İngiliz faydacılığına evrilir. Efendilerin "faydasına olan iyidir" diyerek, sömürgeciliğin ve dünya savaşlarının kuluçka dönemini oluşturur, meşruiyet kılıfı bulur.
Günümüzdeki tüketim çılgınlığı bu hazcı, faydacı, pragmatik akımın zirve noktasını temsil etmektedir. Küresel karteller, sanal ağlar, AVM ve otel zincirleri, medya, sanat, sinema, müzik bu ahtapotun pamuk eldivenli kollarını oluşturmaktadır.
Cebimizdeki telefonlardan, sokaklardaki dev tabelalara kadar her mecra "Daha çok tüket, daha çok eğlen, daha hızlı yaşa, daha mutlu ol!" diye sürekli bizi bir "haz" sarmalına davet ediyor.
Ne var ki tükettikçe açlığımız azalmıyor, aksine içimizdeki o büyük boşluk gün geçtikçe daha da derinleşiyor.
Bu akımın en masum yüzü "bireyselleşme" olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaçınılmaz bir şekilde nefsi yüceltmekte, bencilliği, egoizmi, haset ve kini tetiklemektedir.
Suça itilen çocuklar, okul ve kadın cinayetleri, intihar eylemleri, evlenememek, evliliği sürdürememek, yalnızlar ordusu, dijital bağımlılık, zararlı madde bağımlılığı, işsizlik gibi başlıklar bu akımın doğurduğu doğrudan ya da dolaylı sosyolojik sonuçların bir kısmı maalesef.
Bizim lügatimizde bu akımın karşılığı tam olarak "şehvet" ve "hevâ"dır. Keşke şu ilahi fermanı daha önce duymuş ve üzerine biraz düşünme fırsatı bulabilmiş olsaydık:
"Hevâ ve arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekil olacaksın?" (Furkan, 25/43)
Takip eden ayet bu kimseleri "belhüm adall" olarak tarif etmektedir. Yani sadece nefsani arzularını tatmin için yaşayan kimseleri, hayvandan daha düşkün olarak konumlandırmaktadır.
Kasas Suresi 50. ayet-i kerime "kendi arzusuna uyan kimseleri" "sapkın" olarak nitelerken, Câsiye 23'te de Allah onların "kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne de bir perde çekmiş olduğunu" haber vermektedir.
Bunların işleri, hidayet ve tövbeleri ancak Allah’a kalmıştır.
Allah kullarına azap etmekten hoşlanmaz, sebepsiz yere onları cezalandırmaz. Onları karanlık, zulumat ve sapkınlığa da mahkûm etmez.
Kur'an-ı Kerim toplumsal hastalıkların teşhisini yaptığı gibi tedavisini de göstermektedir.
Nefsani arzularını ilahlaştıranlara karşılık; "Allah’a yönelenler, iman ederek ve Allah’ı zikrederek kalpleri huzura kavuşan kimselerdir. Şunu iyi bilin ki gönüller (ancak) Allah’ı anmakla huzura kavuşur." (Ra'd, 13/28)
Huzur kelime manası itibarıyla; bir yere gitmek, bir yerde bulunmak, hazır olmak, yerleşik, rahat ve güvende olmak anlamına gelmektedir. Arapça kökenlidir.
Hadis talebesinin hocasının yanına gitmesi, onunla bulunması gibi.
Terim olarak ise; baş dinçliği, gönül rahatlığı, sakinlik, dirlik ve mutmain olma halini ifade eder. Kişinin ruhsal ve bedensel olarak kendini iyi, rahat ve güvende hissetmesi, sekinet durumudur.
"Gönül nazargâh-ı ilahidir" sırrında olduğu gibi; maddi ve manevi huzurda, huzurlu olmak.
"Kâbe bünyâd-ı İbrahim-i Halilest
Dîl nazargâh-ı Celîl-i Ekberest"
Kâbe, Dost İbrâhim (as)'ın yaptığı bir binadır, gönül ise Aziz ve Celîl olan Hakk'ın nazar ettiği evdir. (Mevlana)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanların mutluluk, haz ve huzuru karıştırdığını, haz peşinde koşmayı mutluluk sandığını, "oysa huzur için yapılan işin bir anlamı olması gerektiğini, mutluluk anlamla birleşirse ve sürdürülebilirse huzurun ortaya çıkacağını" belirtiyor.
Mürşid-i kâmil, büyük mutasavvıf Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan hocamız: "İnsanın nefsinin peşinden koştuğu geçici zevklerin (hazların) aslında birer serap olduğunu" vurgular, "gerçek mutluluğun, nefsin arzularını dizginleyip, ruhu yücelterek elde edilebileceğini" savunurdu.
Ra’d Suresi'nde verilen reçeteyi A'lâ Suresi formüle ederek, huzur ve mutluluğun kodlarını sıralıyor: "Rabbinin adını zikrederek ve namaz kılarak nefsani arzularından arınanlar, kesin bir kurtuluşa ve huzura ermişlerdir." (87/14-15)
Elbette zikrin muhtevası çok geniştir. Allah’ın güzel isimlerini tesbih etmekle beraber, Kur'an okumak, ilim tahsil etmek, sair farz, vacip ve nafile ibadetlerle, O'nun adına yapılan her tür salih amel de bu kapsamda değerlendirilir.
Her alanda olduğu gibi, İslam’ın en güzel anlaşılması, anlatılması ve yaşanmasında muhabbet yolunu tutan tasavvuf, zikrullahı da bir eğitim metodu olarak görür. Orada her müridin günlük virdleri vardır. Böylelikle nefis tezkiyesi ve ruh terbiyesi yapılır.
Bal bal demekle ağız tatlanmaz belki ama "Allah" "Allah" demekle ağız tatlanır, dil tatlanır, söz taçlanır, gönül tahtlanır.
"Gönül âyinesin sûfi,
Eğer kılar isen sâfi,
Açılır sana bir kapı,
Ayân olur Cemâlullah." (Tebrizli Şems)
Yazmak kolay, okumak ondan da kolay, asıl olan uygulamak. Hepimize bir iki pratik tavsiye:
• Zihinsel Arınma/Zikir: Kalbi dünyanın bitmeyen hay huyundan alıp yaratıcıyla ünsiyet kurmaya yönelmek.
• Namaz Molası: Günün en heyecanlı vakitlerini ezanla kesip, abdestle temizlenip, Rabbin huzuruna rükû ve secdeyle yücelmek. Aynı şekilde gecenin en yoğun gafletini teheccüdle süslemek.
• Tevekkül ve Kanaat Zırhı: Gelecek kaygısı ve geçmiş takıntısından kurtulup vakti kuşanıp Allah’ın hükmüne teslim olmak. Kadere rıza, gereksiz bagajlardan kurtularak derin bir hafiflik sağlar.
• İyilikle Çoğalmak: İyilik, güzel söz veya yardımla başkasının yüzündeki gülümsemeye vesile olmak. Başkasına derman olmak, aslında kendi ruhumuza şifa vermektir.
• Helal Gıda: Birçok maddi ve manevi hastalığın kaynağıdır. Detoksa buradan başlamak lazım.
• Tezkiye/Manevi Arınma: Kıskançlık, kibir, kin ve suizan gibi ruhsal hastalıklar huzurun en büyük düşmanı. Affedici olmak öneriliyor.
Nezaket Üzerine Birkaç Kelam |Tuğba Kayaer
06.05.2026
KURBAN'LA GÜLÜMSET
06.05.2026
Trump, Papa'ya saldırdı
13.04.2026
Tayvan ile Çin arasında 'tarihi' temas
13.04.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -3 ÜSTÜN BOL 09.05.2026
Thiago Avila DERVİŞ ARGUN 06.05.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İRAN SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 20.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026