28 Şubat’ta başlayan topyekûn savaş süreci; ABD’nin bölgeye yönelik "şartsız teslimiyet" dayatması, Hürmüz Boğazı üzerindeki küresel enerji kilidi ve İran’ın dini liderlik iradesine müdahale girişimiyle geri dönülemez bir yola girdi. Washington’ın baskısına Mart başında Mücteba Hamaney’in seçilmesiyle verilen tarihsel yanıt, 17 Mart gecesi İsrail’in gerçekleştirdiği Ali Laricani suikastıyla en kanlı evresine ulaştı. Bu büyük siyasi ve askeri restleşme, İsrail’i tarihinin en ağır stratejik yarılmasıyla karşı karşıya getirdi. Tel Aviv şu an sadece füzelerin değil, içeriden yükselen toplumsal bir iflasın merkez üssü haline geldi.
Kendi Ağırlığı Altında Ezilen Bir Sistem
Netanyahu hükümeti, halihazırda görevde olan aktif orduya ilave olarak 450 bin yedek askeri daha silah altına çağırdı. Aktif güçle birleştiğinde 600 bini aşan bu devasa askeri kitle, İsrail gibi dar bir coğrafyada sistemin tamamen kilitlenmesine yol açtı. Cepheye çağrılan bu 450 bin "ekstra" insan; sivil hayattaki kamyon şoförlerinden belediye işçilerine, mühendislerden lojistik planlamacılara kadar toplumun üreten damarlarını oluşturuyordu. Onlar kışlaya girdiği an, şehirlerde hayatı idame ettirecek iş gücü de ortadan kalktı. Yedek subay kadrosu ve asker aileleri adına meydanlarda yankılanan ortak ses, bu krizin askeri değil insani bir iflas olduğunu kanıtladı: "Biz vatanı korumak için silah altına giriyoruz ama devlet bizim ailelerimizi kendi atıklarının içinde, sığınakların havasızlığında ölüme terk ediyor."
Askeri Kırılma ve Laricani Suikastının Etkisi
17 Mart sabahı itibarıyla denklemi kökten değiştiren en somut veri, İran’ın kullandığı yeni nesil mühimmat teknolojisi ve buna karşılık İsrail'in Ali Laricani gibi kilit bir strateji mimarını şehit etmesi oldu. Havada yüzlerce parçaya bölünen "küme mühimmatlı" füzeler, İsrail’in meşhur hava savunma kalkanlarını aynı anda meşgul etti. Bu yoğunluk savunma sistemlerini "doyma noktasına" ulaştırdı ve kalkanın delinmesine yol açtı. Stratejik öneme sahip Route 431 gibi ana yolların vurulması ise hem 450 bin askerin sevkiyatını hem de zaten aksayan sivil lojistik akışı tamamen felç etti. Savunma teknolojisinin bu asimetrik saldırı karşısında yetersiz kalması, sığınaklarda günlerdir mahsur kalan halkın güven duygusunu yerle bir etti.
Lojistik İflasın Adı: Çöp Devrimi
Bugün İsrail’de dünya medyasının henüz adını koymadığı, ancak hayatı durduran devasa bir genel grev yaşanıyor. Temizlik işçilerinden lojistik personeline kadar herkesin iş bırakması veya silah altına alınması, şehirleri çöp yığınlarına teslim etti. Tel Aviv sokaklarında binlerce kişinin katıldığı gösterilerde yükselen bu kirlilik ve kokuşmuşluk hali, literatüre "Çöp Devrimi" olarak geçecek toplumsal bir patlamanın fitilini ateşledi. Bu isim, bir devletin en temel görevini, yani vatandaşının çöpünü bile toplayamaz hale gelmesini temsil ediyor. Sığınaklardan başını çıkaran vatandaş; tepesinde patlayan füzelerle ayağının dibindeki atık dağları arasında sıkıştı. Göstericiler artık net bir mesaj veriyor: "Bu bir güvenlik savaşı değil, Netanyahu’nun şahsi beka savaşıdır."
Rasyonel Akıl ve Sistemin Formatı
İngiliz ve ABD menşeli sermaye çevreleri ile ordunun omurgası olan yedek subaylar için artık bıçak kemiğe dayandı. Coğrafi olarak dar bir alanda, bu kadar büyük bir askeri ve sosyal yükü yönetemeyen devlet mekanizması kilitlendi. Yaşananlar klasik bir siyasi krizin ötesine geçti; sistemin tamamen yanmaması için atılacak zorunlu bir "format" işlemine dönüşüyor. Bu, vicdandan ziyade hayatta kalma rasyonalitesinin bir sonucudur. 18 Mart sabahı İsrail, ya bu rasyonel temizliği yaparak Netanyahu hırsını devre dışı bırakacak ya da kendi yarattığı enkazın ve atıkların altında tarihsel bir sessizliğe bürünecek. Coğrafya kaderdir; ancak bu kaderi artık sadece rasyonel akıl sahipleri belirleyecek.
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
GAZZELİ ÇOCUKLARA BAYRAM HARÇLIĞI
19.03.2026
Tom Barrack'tan Epstein itirafı
19.03.2026
HERKES HEYBESİNDEN YER! AYTEN DURMUŞ 24.03.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
Özgür Olmak, İnsan Olmak MUHSİN GANİOĞLU 27.02.2026