"Gördü ki bu alemde hukukun gücü değil gücün hukuku hakim. Dünya bir sisteme teslim olmuş. Zulüm kol geziyor, "adalet" in adı anılmıyor."
( Mustafa Kutlu, Ezanı Beklerken, Dergah yayınları, Sayfa 71)
Modern Türkiye tarihinde iktidar-yargı ilişkileri daima sorunlu bir ilişki içinde olmuştur. Genellikle hukuk, bir hukuk devletinde olması gereken bağımsız ve tarafsızlık ilkelerine sahip olamamış, Cumhuriyetin kurulmasından bu yana siyasal iktidarların elinde muhalefeti sindiren bir aygıta dönüşmüştür.
Muhalefetin hukuk yoluyla etkisizleştirilmesi girişimi Modern Türkiye Cumhuriyet'in kurulmasından beri iktidarlar ve askeri bürokrasi tarafından sıklıkla kullanılmıştır. Siyasal olarak, hukuk kullanılarak siyasetin ilk dizaynı Kazım Karabekir'in kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası olmuştur. Bu parti, İzmir suikastı ile bağlantı kurularak kapatılmıştır. Bu bağlantının doğru olmadığı daha sonra yine hukuk tarafından belirlenmiştir. Ancak amaç gerçekleştirilmiş, iktidara rakip olarak görülen, Kazım Karabekir siyasal hayatın dışına itilmiştir. Rauf Orbay tarafından kurulan ikinci muhalefet Partisi de( Serbest Cumhuriyet Fırkası) benzer gerekçelerle kapatılmıştır. Askeri bürokrasi ise 27 Mayıstan itibaren siyasal hayata müdahale etmiş ve yeniden düzenlemiştir. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz bu yöntemin sonuçlarıdır. Hukukun siyasal yönden kullanılarak muhalefetin dizayn edilmesi, Türkiye siyasetinin değişmeyen kadim özelliğidir
Cumhuriyet Halk Partisi'nin kapatılmasının siyasal bir sürecin sonucu olduğu muhalefetin bir bölümü tarafından savunulmaktadır. İktidar çevreleri ise bunun salt hukuki bir süreç olduğu konusunda ısrarlılar.
Kuşkusuz yaşananların hukuku aşan siyasal sonuçları olacak. Bu noktada CHP'nin nasıl davranacağı, parti içi farklı anlayışların tutumlarının ne olacağı ve bu krizden nasıl çıkacakları konusundaki sonucu belirleyecek. Her kriz içinde bir imkanı da barındırır kuşkusuz. Önemli olan bu krizi fırsata çevirecek bir siyasal aklın varlığıdır. O siyasal aklın CHP'de bulunup bulunmadığını zaman gösterecek.
Türkiye'de siyasetin ve siyasal iktidarın bir hizmet yarışı değil, bir güvenlik meselesi olarak görülmesi, muhalefeti otomatik olarak güvenliği tehdit eden bir konuma indirgemektedir. Bu durum Türkiye siyasetinde yapısal bir soruna işaret etmektedir.
Geçmişte Necmeddin Erbakan'ın kurduğu siyasal partilerin irtica ve Cumhuriyet karşıtlığı gerekçesiyle kapatılması karşısında Solcular, sosyalistler, Kemalistler, milliyetçiler ve sağ muhafazakarlar genellikle onaylayıcı bir suskunluk içinde olmuşlardır. Bugün ise tersi bir süreç yaşanmaktadır. Bu noktada temelde ki sorun her tarafta zaaf olarak bulunmaktadır. Tepkiler ilkesel değil, ideolojiktir. Bu nedenle siyasetin hukuk kullanılarak dizayn edilmesine ilkesel bir karşı duruş yoktur. Hukukun araçsallaştırılmasına her dönemde destek çıkanlar olmaktadır. Bu ise en büyük zaaflardan biridir.
Türkiye'de hukuk konusunda ilginç bir tutum var. Taraflar kendilerine yönelik bir suçlama olduğunda hukuku işaret alıp kesinleşmiş bir kararın olmadığını savunuyorlar. Aynı kişiler kendilerinin beğenmediği bir karar çıktığında ise bunu bir hukuk darbesi olarak görüyorlar. Oysa hukuk aynı hukuktur.
Türkiye'de iktidar-yargı- siyaset ilişkisinde her kesimin iddialarına dayanak oluşturacak yeteri kadar delil bulunmaktadır. Bu noktada ilkesel bir tutuma ihtiyaç var. Oysa toplumsal kesimlerin birbirine karşı duyduğu güvensizlik, düşmanlık ve hınç hukukun önüne geçmektedir.
Öyle görülüyor ki, asıl belirleyici olan CHP içindeki hiziplerin hesaplaşması olacak. Bu durum dış müdahalelerden çok daha belirleyici bir etkendir.
Türkiye'de toplumsal kutuplaşma o kadar arttı ki, hukuk dahi her şey kolaylıkla siyasal pozisyon ve çıkarlar uğruna araçsallaştırılabiliyor. Bu gerçekten önemli bir konudur. Türk modernleşme tarihinde her hukuk dışı karar kendine taraftar bulabilmiştir. ( İstiklâl mahkemeleri, 27 Mayıs, 12 Mart, 28 Şubat, 15 Temmuz) Butlan kararında da muhalefet ve iktidar çevreleri ikiye bölünmüş durumda.
Hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler, adalet ve demokratik yönetim savunmamız gereken değerlerdir.
Trump, Çin dönüşü Tayvan'ı sattı
17.05.2026
Kurban Bayramı 27 Mayıs'ta idrak edilecek
18.05.2026
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
Okullarda 'tuşlu telefon' önerisi
28.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026