Bir toplumun gerçek vicdanı, en çok da çaresiz bırakılan insanların hikâyelerinde ortaya çıkar. Emekli öğretmen Muhammet Ebik’in yaşadıkları, sıradan bir ailenin yaşadığı bir dram değil; Türkiye’de yıllardır büyüyen başıboş köpek sorununun insan hayatı üzerindeki ağır sonuçlarının en çarpıcı örneklerinden biridir.
Bir zamanlar öğrencilerine hayatı öğreten bir öğretmenin bugün yatağa bağımlı, konuşamaz, kendini ifade edemez halde yaşam mücadelesi vermesi; eşinin ise yıllardır tek başına bu ağır bakım yükünü omuzlaması, üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir toplumsal sorumluluk meselesidir.
16 Mayıs 2026 Cumartesi günü Ankara da çok önemli bir panel gerçekleşti. Panel “Türkiye'de başıboş köpek sorunu: güncel durum” başlığı ile ülke gündeminde yer etti.. Ankara’nın ve ülkemizin çok önemli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri yüzlerce insan ve mağdur aileler bu panele ilgi gösterdiler. Ayrıca İçişleri, Tarım ve Orman ve Adalet Bakanlığı gibi bazı kamu kurumlarından temsilciler de panele katılım sağladı. 4 saate yakın süren panelin iyi geçtiğini söyleyebiliriz..
Asıl konumuz o değil. Evvelsi gün Müberra Ebik hanımefendi aradı ve bahsettiğim panel için teşekkür etti. Kocası Muhammet beyin durumu olmasa kendisinin de katılmak istediğini söyledi..
Neyse uzatmadan şimdi size bu yazıda Müberra hanımın ve eşi Muhammed beyin yaşadıkları ibretamiz olayları anlatmak istiyorum..

2019 yılında Karabük’te yaşanan olay, sıradan bir günün içinde başladı. Emekli öğretmen Muhammet Ebik, bankamatikten para çekmek için dışarı çıktı. Ancak dönüşü artık eski hayatına olmadı.
Muhammet Ebik Beyin ve hanımı Müberra Ablsnın anlattıklarına göre başıboş köpek sürüsünün saldırısına uğrayan emekli öğretmen Muhammet Ebik, kaçmaya çalışırken yere düştü ve ağır şekilde başını çarptı. Geçirdiği beyin kanaması sonucu ağır felç geçirdi. Bugün yüzde 92 engelli durumda.
O günden sonra Muhammet Ebik için hayat tamamen değişti. Ama asıl ağır yük, yıllardır onun bakımını üstlenen eşi Müberra Ebik’in omuzlarına bindi.
Müberra Hanım’ın anlattıkları, yaşanan trajedinin boyutunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Muhammet Bey artık gece kendi başına yatağa giremiyor. Hasta yatağına eşi tarafından zorla taşınıyor. Sabaha kadar aynı pozisyonda yatıyor; sağa sola dönemiyor, kıpırdayamıyor.
Sabah olduğunda yeniden kaldırılıyor. Tuvalet ihtiyacını artık kendisi yönetemediği için “kas eğitimi” amacıyla tuvalet sandalyesine geçiriliyor. Bazen başarılı oluyor, bazen olmuyor. Olmadığında ise altına kaçırıyor.
Müberra Hanım’ın anlattığı günlük yaşam, bir insanın hayatının ne kadar ağır şekilde değişebileceğini gözler önüne seriyor:
“Sonra koltuğuna getiriyorum. Normal koltukta kayıyor artık. Bir televizyon koltuğu aldık, orada oturuyor. Ama yine sağa sola kıpırdayamıyor. Kumandayı değiştiremiyor. Bazen anlıyor ama algısı yüzde yüz değil.”
Muhammet Ebik artık konuşamıyor. Aç olduğunu, susadığını söyleyemiyor. İşaret ederek bile kendini ifade etmekte zorlanıyor. Önüne konulan yemeği yiyor; ancak istemlerini anlatabilecek durumda değil.
Son iki yıldır epilepsi nöbetleri de başlamış durumda. Sürekli başını sağa sola salladığı, ağzından salya aktığı belirtiliyor. Gece ise prezervatif sonda kullanılıyor.
Bir dönem sınıflarda öğrencilerine bilgi aktaran bir öğretmenin bugün kendi temel ihtiyaçlarını bile ifade edemeyecek hale gelmesi, yalnızca ailesi için değil toplum açısından da derin bir vicdani yaradır.
Müberra Hanım, ilk dönemlerin çok daha ağır geçtiğini anlatıyor.
Muhammet Bey ilk altı ay boyunca tamamen kapalıydı. Mama ile besleniyordu. Boğazında trakeostomi vardı. Zamanla bilinci bir miktar açıldı; mama ve boğaz cihazından kurtuldu.
Ancak bu ilerlemeler, bağımsız bir yaşam kurmasına yetmedi.
Bugün hâlâ tamamen bakıma muhtaç durumda. Haftada iki gün fizik tedavi görüyor. Ancak ailenin anlattığına göre devlet desteği son derece sınırlı. Aldıkları tek düzenli yardımın aylık yaklaşık 800 liralık bez desteği olduğu ifade ediliyor.

Bu noktada meselenin ne olduğunu anlamak için belirtelim ki bu görünürde sadece malum tabirlerle belirtelim daha çarpıcı olsun; “Allah'ın sessiz kulları patili can dostlarımız olan masum köpeklerin” bir saldırısı vakası olmaktan çıkıyor. Uzun süreli bakım yükü, ekonomik yıpranma, psikolojik tükenmişlik ve sosyal yalnızlık da işin içine giriyor. Bu dramatik durumu anlamamak için akılsız olmak gerekmez, sadece bir gönül dolusu “merhamet sapması” yeterlidir.
Olayın üzerinden yıllar geçmesine rağmen dava hâlâ sonuçlanmış değil. Dosyanın adli tıp sürecinde beklediği belirtiliyor.
Bir insan ağır engelli hale geliyor. Bir aile hayatını tamamen kaybediyor. Ama hukuk süreci yıllarca sürüyor. Ve bundan kimin haberi var..
Bu durum, Türkiye’de mağdur ailelerin en büyük sorunlarından birini yeniden gündeme getiriyor: geciken adalet.
Çünkü bazen adaletin gecikmesi, mağduriyetin her gün yeniden yaşanması anlamına geliyor.
Türkiye’de başıboş köpek sorunu tartışılırken mesele çoğu zaman duygusal kamplaşmaların içine sıkıştırılıyor. Oysa burada konuşulması gereken temel meselelerden biri, vatandaşın güvenli yaşam hakkıdır.
İnsanların bankaya giderken, işe yürürken, çocuğunu okula gönderirken saldırıya uğrama korkusu yaşamaması gerekir.
Bu talep, hayvan düşmanlığı değildir.
Tam tersine medeni toplumlarda kamusal alanın hem insanlar hem hayvanlar açısından güvenli ve kontrollü olması beklenir. Belediyelerin görevi de tam olarak budur.
Muhammet Ebik’in yaşadıkları gösteriyor ki bu mesele artık yalnızca “rahatsızlık” boyutunda değildir. İnsanlar hayatını kaybedebiliyor, çocuklar ağır yaralanabiliyor, aileler yıllarca sürecek bakım yükü altında ezilebiliyor.
Müberra Ebik’in en dikkat çekici sözlerinden biri şu:
“Başkaları yanmasın diyorum sadece.”
Belki de bu cümle, bütün yaşananların özeti.
Çünkü yıllardır bakım veren, yalnızlaşan, ekonomik ve psikolojik olarak tükenen insanlar artık sadece kendileri için değil, başka aileler aynı acıları yaşamasın diye konuşuyor.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; mağdurları susturmak değil, onların yaşadıklarını ciddiyetle dinlemektir.
Muhammet Ebik artık kendini ifade edemiyor olabilir. Ama onun sessizliği bile aslında topluma çok güçlü bir şey söylüyor:
Bir ülke, vatandaşlarının korkmadan yürüyebildiği kadar güvenli ve medenidir.

Dün aldığımız müjdeli bir haberle yazımı tamamlamak istiyorum. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi tarafından yapılan açıklamaya göre, İçişleri Bakanlığı'nın geliştirdiği “HAYAT 112 Acil Mobil İhbar Uygulaması” ile vatandaşlar artık başıboş hayvanları tek tuşla yetkililere bildirebilecek.
Google play store linki paylaşıyorum bulamayanlar için:
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.bakanlik112.mobil.ng112mobil
Son not: Sumud Filosu mücahitleri dün gece Türkiye’ye döndüler. Dışişleri Bakanlığımızın ve İtalya'nın girişimleri ile hepsi çok şükür sağ salim geldiler.. İsrail'in Sumud gönüllülerine yaptığı işkence kötü muamele için bugün Ankara Adliyesi'nde 14.00 buluşarak suç duyurusunda bulunacağız.
Hamiş: Hani Gazze'de barış antlaşması yapılmıştı! Bir masa etrafında anlı şanlı ülkeler ABD nin etrafında oturdular imza attılar. Şimdi neredeler? Niçin müdahale etmiyorlar. Bir avuç mazlum Gazzeli’ye bir avuç yardımı götüremeyecek miyiz?
Hayırlı Cumalar
Selam ve dua ile
Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen
17.05.2026
Trump, Çin dönüşü Tayvan'ı sattı
17.05.2026
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
Rıza Pehlevi'ye 'domates'li saldırı
24.04.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026