bazen insan bir şeyi korumaya öyle yoğunlaşır ki
onun neden var olduğunu unutabilir.
insanlık tarihi bunun örnekleriyle doludur.
özellikle kutsal olan söz konusu olduğunda.
Denzel Washington’ın başrolünde oynadığı “kutsal kitap“ filminde bu hakikati insanın yüzüne çarpan bir sahne vardır.
kıyamet sonrası bir dünyada son kutsal kitabı koruyarak onu güvenli bir yere ulaştırmaya çalışan bir adamın hikâyesidir bu.
kitabın kötü ellere geçmemesi için verilen uzun ve yorucu bir yürüyüş…
ve filmin son kısmında koruyucu olan esas adamın
yol arkadaşı olan kızı ölümden kurtarmak için kutsal kitabı düşmanın eline verir...
ama asıl şaşırtıcı olan bundan sonra söylenen sözlerdir.
yanındaki kız dönüp şöyle der:
“kimsenin o kitabı senden alamayacağını sanmıştım.’’
kitabın koruyucusu
“yıllarca o kitabı taşıdım ve her gün okudum.
onu güvende tutmaya o kadar yoğunlaşmıştım ki
ondan öğrendiklerimi unutmuştum.”
ve sonra cümleyi tek bir hakikate indirir:
“en azından şunu anladım…
başkalarına kendine yaptığından daha fazlasını yap.”
insanı derinden sarsan taraf tam da burasıdır.
çünkü adam kitabı kaybettiğini zannederken
aslında kitabın özünü yeni anlamıştır.
demek ki mesele kitabı taşımak değilmiş.
mesajını taşımakmış.
demek ki mesele her gün okumak değilmiş.
okunanın insanı değiştirmesiymiş.
dost…
bazen kutsal kitapların başına gelebilecek en büyük felaket yakılmaları değildir.
anlaşılmamalarıdır.
insan kitabı büyük bir saygıyla okur.
özenle muhafaza eder.
yüksek yerlere koyar.
toz kondurmaz.
ama bütün bunların içinde indiriliş sebebi unutulur.
kitap hayata yön vermesi gerekirken
sadece okunacak bir metne dönüşür.
ne oldu dost çok mu tanıdık geldi...
kuran kendisini tanıtırken “hidayet” der.
yani yol gösterici.
yol gösteren bir kitabın
kaderi raf olmak veya
akademik camianın üzerinde adeta bir cerrah misali oynaştığı
veya vaazcıların / kıssacıların elinde kitlelere hikaye anlatmak için malzeme haline gelmesi de değildir.
yol olmaktır be dost… yol olmak...
insanın yürüyüşüne karışmaktır.
kararlarına yön vermektir.
ahlakını şekillendirmektir.
fakat bazen tam tersi olur.
ezber artar ama merhamet azalır.
tilavet çoğalır ama adalet eksilir.
dindarlık görünür olur ama insanlık geriye çekilir.
kitap okunur…
ama hayat başka bir şey yaşar.
işte indiriliş sebebini unutmak tam olarak budur.
kitabı korumak adına içini boşaltmak.
kelimeleri muhafaza etmek
ama anlamı kaybetmek.
ayetleri vaazların süsüne dönüştürmek
ama hayatın merkezine dönüştürmemek.
oysa vahiy bunun için gelmez.
vahiy insanın kalbine dokunmak için gelir.
gücünü nasıl kullanacağını öğretmek için gelir.
zayıfa nasıl davranacağını öğretmek için gelir.
yetimin başını okşamak için…
komşunun aç kalmaması için...
ayaklara vurulan prangaları kırmak için
insanın insana zulmetmemesi için…
ve o zaman kitap sadece sayfalarda kalmaz.
insanın ahlakında yürür.
davranışlarında görünür.
hayatın içinde nefes alır.
çünkü kutsal kitabın gerçek korunması
onları ezberlemekle değil
onunla yaşamaktır.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
hepinize huzur, sağlık ve bereket dolu bir bayram diliyorum. bayramınız mübarek olsun.
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
GAZZELİ ÇOCUKLARA BAYRAM HARÇLIĞI
19.03.2026
Tom Barrack'tan Epstein itirafı
19.03.2026
HERKES HEYBESİNDEN YER! AYTEN DURMUŞ 24.03.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
Özgür Olmak, İnsan Olmak MUHSİN GANİOĞLU 27.02.2026