28 Şubat yalnızca bir hükümet değişikliği değil; hukukun ikliminin değiştirildiği, milli iradenin baskı altına alındığı ve hak kavramının idari tasarruflarla askıya alındığı bir dönemdir. Bugün mesele geçmişi hatırlamak değil; “tam kanunsuzluk” üreten mekanizmaların bir daha işlemeyeceği bir hukuk düzenini kurabilmektir.

Post-Modern Müdahale: Tanklar Yürümese de Hukuk Geri Çekildi
28 Şubat Süreci klasik bir askeri darbe değildi. Sokakta tanklar vardı ama Meclis kapanmadı. Hükümet görevdeydi ama iradesi kuşatılmıştı.
Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla başlayan süreç, medya manşetleri, bürokratik tasarruflar ve yargıya verilen brifinglerle derinleşti.
Seçilmiş Refah-Yol Hükümeti anayasal sınırlar içinde görev yaparken, “irtica” söylemi üzerinden psikolojik bir abluka altına alındı.
Bu bir yönetim değişikliğinden çok, yönetme hakkının tartışmaya açılmasıydı.
Demokrasi sandıkla gelir; fakat sandığın iradesi ancak korku üretilmediği sürece yaşar.
Süreklilik Gösteren Vesayet Zinciri
Türkiye’nin yakın tarihi bize şunu gösterdi:
27 Mayıs Darbesi engellenemediği için 12 Eylül Darbesi yaşandı.
28 Şubat’ın kalıntıları temizlenemediği için de 15 Temmuz Darbe Girişimi ile karşılaştık.
Vesayet, biçim değiştirir ama zihniyet değişmediği sürece geri döner.
Sorun sadece askeri müdahale değildir; sorun, seçilmiş iradenin üzerinde kendini konumlandıran her türlü “üst akıl” anlayışıdır.
“Tam Kanunsuzluk”: Hukuken Yok Hükmünde Bir Dönem
28 Şubat’ı yalnızca mağduriyet diliyle anlatmak eksiktir. Bu süreç, idare hukuku açısından bir “tam kanunsuzluk” (yokluk) tartışmasını zorunlu kılmaktadır.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, sürecin aktörleri hakkında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan verdiği mahkûmiyet kararları, müdahalenin anayasal meşruiyetinin bulunmadığını ortaya koymuştur.
Eğer bir süreç anayasal düzene aykırıysa, o süreçte tesis edilen işlemler nasıl hukuk üretir?
Hukukun temel ilkesi nettir:
Hukuksuz işlemden hak doğmaz.
Başörtüsü yasakları, fişlemeler, “yeşil sermaye” etiketlemeleri; ceza kanununda tanımlı suçlara dayanmıyordu. Bunlar hukuki değil, fiili uygulamalardı.
Bu nedenle terminolojiyi düzeltmek gerekir:
“Mağdur” değil;
“İdarenin hukuka aykırı fiili uygulamaları nedeniyle hakkı ihlal edilen kişi.”
Kavramı doğru koymadığımızda, adaleti de eksik kurarız.
Medya ve Psikolojik Harp İklimi
O dönem gazete manşetleri sıradan gazetecilik faaliyetleri değildi.
Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet gibi yayın organlarının attığı başlıklar, hükümeti tartışmaya açan bir siyasal psikoloji üretti.
“Beceremediniz artık bırakın.”
“Gerekirse silah bile kullanırız.”
Bu manşetler sadece haber değil, yönlendirme niteliği taşıyordu.
Önce tehdit algısı üretildi.
Sonra müdahale normalleştirildi.
Toplumsal rıza, korku üzerinden inşa edildi.
Kendin için istediğin hakkı başkasına vermemek;
kendi özgürlüğünü savunurken başkasının özgürlüğünü askıya almak;
hukukta çifte standart üretir.
Bu çifte standart, toplumsal barışı içten içe kemiren bir hastalıktır.
Zulüm kayda geçer. Zamana bırakılarak silinmez.
Tam kanunsuzlukta zaman aşımı işlemez; çünkü yokluk baştan itibaren geçersizliktir.
Bitmeyen Dosyalar, Eksik Kalan Hesaplaşma
Bugün hâlâ cezaevinde bulunan sınırlı sayıdaki mahpus dosyaları, bazı kurumlarda karşılığı sürdüğü iddia edilen fişleme kayıtları ve tam anlamıyla giderilmemiş itibar kayıpları, sürecin tamamen kapanmadığını gösteriyor.
Eğitim hakkı iade edildi.
Diplomalar verildi.
Fakat kaybedilen yıllar, mesleki yükselme fırsatları ve psikolojik yıkım nasıl telafi edilecek?
Hak iadesi sadece göreve dönüş değildir.
Maddi tazmin, manevi onarım ve sicil temizliğiyle anlam kazanır.
Yeni ve Sivil Bir Anayasa: Hafızayla Gelecek Kurmak
1921’de millet ve devlet birlikte yeni bir kurucu irade ortaya koydu.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, darbe izlerinden arındırılmış, tamamen sivil bir anayasal çerçevedir.
Yeni bir anayasa;
• Yargı bağımsızlığını fiilen güvence altına almalı,
• İdarenin keyfiliğini sınırlamalı,
• Hak ihlallerine karşı etkili başvuru yolları oluşturmalı,
• Vesayet üretmeye elverişli tüm gri alanları kapatmalıdır.
Adalet sadece geçmişi anmak değildir.
Hukuksuzluğu sistemsel olarak imkânsız kılmaktır.
Hafıza Bir Vicdan Meselesidir
28 Şubat’ı konuşmak rövanş aramak değildir.
Hukuku konuşmaktır.
Eğer bir toplum, kendi tarihindeki hukuksuzlukla yüzleşmezse;
aynı iklim, başka isimlerle geri döner.
Demokrasi hafıza ister.
İnsan hakları tutarlılık ister.
Ve adalet, ancak herkes için olduğunda adalettir.
Mehmet Altuntaş
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026
YABANCI SÖZCÜK KULLANMA TAKINTISI AYTEN DURMUŞ 22.02.2026
ramazan ay’ı RESUL UZAR 24.02.2026
Özgür Olmak, İnsan Olmak MUHSİN GANİOĞLU 27.02.2026
ramazan ay’ı - 2 RESUL UZAR 27.02.2026