metrika yandex
  • $43.93
  • 51.9
  • GA51965

Özgür Olmak, İnsan Olmak

MUHSİN GANİOĞLU
27.02.2026

 

 

Geleneksel olarak Müslümanların kültüründe insanın temel ihtiyaçları, Zarurat-ı hamse veya Zarurat-ı Diniyye olarak adlandırılan;

1-Canın Korunması: Yaşama hakkı.

2-Neslin Korunması: Ferdin, aile kurumunun ve gelecek nesillerin sağlıklı devamlılığı.

3-Aklın Korunması: Düşünme yetisinin korunması.

4-Malın Korunması: Mülkiyet hakkı ve emeğin güvence altına alınması.

5-Dinin Korunması: İnanç ve vicdan hürriyetinin sağlanması.

 şeklindeki  sınıflandırılmıştır. Buna ilişkin geniş bir literatür bulunmaktadır.

Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından da 1943 yılında “Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi adıyla  insan ihtiyaçlarının kaynağını açıklamayı hedefleyen  bir teori yayınlamıştır.  Pramit şeklinde açıklanmaya çalışılan bu teoride ihtiyaçlar;

  1. İnsanın hayatta kalması için biyolojik olarak zorunlu olan ve ihtiyaçlar pramidinin en alt basamağında yer alan Fizyolojik İhtiyaçlar (Temel İhtiyaçlar)
  2. Bireyin sağlık, güvenlik, çalışma güvencesi gibi hayatı öngörülebilir ve güvenli bir yer olarak görmek ve yaşamak  ihtiyacı  şeklinde tanımlanan  Güvenlik İhtiyacı.
  3. Arkadaşlık, aile bağları, romantik ilişkiler, bir grubun parçası olma (dernek, kulüp vb.) ve kabul görme gibi Sevgi ve Ait Olma İhtiyacı (Sosyal İhtiyaçlar).  
  4. Kişinin kendini değerli ve yeterli hissedebilmesi için hem kendisine saygı duyulması hem de başkaları tarafından takdir edilmesi ve bunun için başkalarından gelen statü, şöhret, ilgi ve kendince özgüven ve özsaygı gibi unsurlarda Saygınlık İhtiyacı (Değer Görme)
  5. Sürekli gelişim için piramidin en tepesinde yer alan ve bireyin potansiyelini tam olarak kullanması ve olabileceği en üst seviyede olabilmesi ihtiyacı olan Kendini Gerçekleştirme ihtiyacıdır.

Sosyal antropoloji açısından gelişim sürecine bakıldığında varlık sahnesine çıktığı zamandan beri insan; beşer  tabiatına uyumlu iradesiz davranış sergilemiş,  bu dönemde (Paleolitik dönem) insan  düşünme yeteneği ve kendini diğer varlıklardan ayırt edecek farklı özellikler sergileyememiş bir varlık olarak fark edilen bir durumda olmamıştır.

Ta ki; düşünme akıl, irade, vicdan ve sorumluluk bilinci gibi temel insani özelliklere sahip olduğu zamana kadar.  

Bu yeteneklerin sunulması insanı farklı kılmakla beraber özellikle akıllı varlık olması; ihtiyaçlarını gidermek için sosyalleşmesi ve  üretim  yapması gereğini doğurmuştur.    

Bununla birlikte üretme  ve toplu olarak yaşamaya geçişle beraber  insanda  yönetme ve mal edinme arzusu öne çıkmıştır.   Zaman kavramının da  idrak edilmesiyle birlikte insanoğlu; mal ve güç elde ederek  ebedileşebileceği zannına kapılmış ve bunun sonucu olarak tabiattaki  hiçbir bitki veya hayvanda olmayan bambaşka bir duygu olan tekasür (toplayıcılık)  duygusunu geliştirmiştir.    

İşte o zaman insan, mal toplama ve iktidar elde etme saikiyle yeryüzünde kan dökmeye ve bozgunculuk çıkartmaya  ve bunun tabii sonucu olarak, hemcinsini zihnen ve bedenen köleleştirmeye başlamıştır.  

Çağlar boyunca insanın zihinsel ve bedensel köleliği için türlü hileli yollarla çeşitli metodlar ve sistemler geliştirilmiş, nebilerin, münevverlerin, hukuk adamlarının karşı mücadelesine rağmen hiçbir zaman mutlak anlamda zihni ve bedeni kölelik önlenememiş ve bütün yasaklara rağmen kendini bir biçimde din veya hukuk düzenleri içinden meşrulaştırarak zamanımıza kadar gelmiştir.  

Zihnen ve bedenen köleleştirilerek sorgulayamayan, ayırt edemeyen birey ve sürü mahiyetinde toplumlar oluşturulunca  insanın emeği ve malı çok daha kolay çalınmış ve sömürülmüştür.     

Tarih boyunca boynuna bukağı, ayağına zincir takılıp pazarda alınıp satılan insanların köle olduğu  kolayca anlaşılabilmiştir. Ancak  zihinsel kölelik kolayca anlaşılamamış ve insanlar zihnen köle oldukları halde kendilerini hür olarak addetmişler ve gerçek durumlarının farkında bile olamamışlardır.

Özellikle ırkçılık, dinsel ve ideolojik bağnazlık (taraftarlık) vb hususlar, zihinsel köleliğin en önemli aracı haline getirilmiştir.  Simgeler üzerinden kutsallar oluşturulmuş, insan zihni sınıflara ayrılmış, adeta demir parmaklıklar içine konulmuş, her gruba  kutsal addedilen bir mesaj ve kutsal lider tayin edilmiş ve  insanın o parmaklıklardan çıkamaması için de her türlü çeldirici unsur hayatın içine yerleştirilmiştir.

Böylece insanın irade kullanma ihtiyacı ve hakkı dediğimiz, insan olmaktan kaynaklanan ve en tabii yaratılış hakkı olan “hür olma-özgür olma” hakkı insanın elinden alınmıştır.  

Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız bütün hususlar yeryüzünde elan devam etmektedir.

Kerim Kitabımız (Beled suresi 12-17) “zor yokuş” tanımlamasıyla insanın ihtiyaç hiyerarşisi hakkında insan doğasına uygun ve bütün çağlarda geçerli olan zihinsel ve bedensel özgürlük ihtiyacını ele almış, bunu hiyerarşinin en üst basamağına yerleştirmiş ve  insanın diğer biyolojik ve sosyal ihtiyaçlarını bu ilkenin arkasına koymuştur.  

Zihnen ve bedenen hür olan insanın biyolojik ihtiyaçlarının da giderildikten sonra, sosyalleşme, inanma gibi irade gerektiren diğer beşeri ve duygusal ihtiyaçların giderimi aşamasına geçilmesi gereği ayrıca ortaya konulmuştur.    

 

Buradan hareketle gerek geleneksel müslüman düşüncesindeki ihtiyaç hiyerarşisinden ve gerekse Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisinden ayrı olarak; “özgürlük ihtiyacının” kavram ve tanım olarak insan ihtiyaçlarının en başına konulması gerektiğini düşünmekteyim.

Zira sorumluluk bilinci, adalet, acıtmamak anlamına gelen merhamet ve  ahlak  gibi bütün insani değerler; temelde  zihnen ve bedenen özgür insanların altından kalkabileceği  konulardır.

Bu açıdan zihinsel ve bedensel özgürlük, insanın ontolojik en temel hakkı ve ihtiyacıdır, devredilemez, kısıtlanamaz.  Elbette kastımız bir başkasının hayat, mal edinme ve  düşünme hakkının engellemesi özgürlüğü değildir.

 

Muhsin Ganioğlu, 24.02.2026

Ankara

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş