Geleneksel olarak Müslümanların kültüründe insanın temel ihtiyaçları, Zarurat-ı hamse veya Zarurat-ı Diniyye olarak adlandırılan;
1-Canın Korunması: Yaşama hakkı.
2-Neslin Korunması: Ferdin, aile kurumunun ve gelecek nesillerin sağlıklı devamlılığı.
3-Aklın Korunması: Düşünme yetisinin korunması.
4-Malın Korunması: Mülkiyet hakkı ve emeğin güvence altına alınması.
5-Dinin Korunması: İnanç ve vicdan hürriyetinin sağlanması.
şeklindeki sınıflandırılmıştır. Buna ilişkin geniş bir literatür bulunmaktadır.
Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından da 1943 yılında “Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi adıyla insan ihtiyaçlarının kaynağını açıklamayı hedefleyen bir teori yayınlamıştır. Pramit şeklinde açıklanmaya çalışılan bu teoride ihtiyaçlar;
Sosyal antropoloji açısından gelişim sürecine bakıldığında varlık sahnesine çıktığı zamandan beri insan; beşer tabiatına uyumlu iradesiz davranış sergilemiş, bu dönemde (Paleolitik dönem) insan düşünme yeteneği ve kendini diğer varlıklardan ayırt edecek farklı özellikler sergileyememiş bir varlık olarak fark edilen bir durumda olmamıştır.
Ta ki; düşünme akıl, irade, vicdan ve sorumluluk bilinci gibi temel insani özelliklere sahip olduğu zamana kadar.
Bu yeteneklerin sunulması insanı farklı kılmakla beraber özellikle akıllı varlık olması; ihtiyaçlarını gidermek için sosyalleşmesi ve üretim yapması gereğini doğurmuştur.
Bununla birlikte üretme ve toplu olarak yaşamaya geçişle beraber insanda yönetme ve mal edinme arzusu öne çıkmıştır. Zaman kavramının da idrak edilmesiyle birlikte insanoğlu; mal ve güç elde ederek ebedileşebileceği zannına kapılmış ve bunun sonucu olarak tabiattaki hiçbir bitki veya hayvanda olmayan bambaşka bir duygu olan tekasür (toplayıcılık) duygusunu geliştirmiştir.
İşte o zaman insan, mal toplama ve iktidar elde etme saikiyle yeryüzünde kan dökmeye ve bozgunculuk çıkartmaya ve bunun tabii sonucu olarak, hemcinsini zihnen ve bedenen köleleştirmeye başlamıştır.
Çağlar boyunca insanın zihinsel ve bedensel köleliği için türlü hileli yollarla çeşitli metodlar ve sistemler geliştirilmiş, nebilerin, münevverlerin, hukuk adamlarının karşı mücadelesine rağmen hiçbir zaman mutlak anlamda zihni ve bedeni kölelik önlenememiş ve bütün yasaklara rağmen kendini bir biçimde din veya hukuk düzenleri içinden meşrulaştırarak zamanımıza kadar gelmiştir.
Zihnen ve bedenen köleleştirilerek sorgulayamayan, ayırt edemeyen birey ve sürü mahiyetinde toplumlar oluşturulunca insanın emeği ve malı çok daha kolay çalınmış ve sömürülmüştür.
Tarih boyunca boynuna bukağı, ayağına zincir takılıp pazarda alınıp satılan insanların köle olduğu kolayca anlaşılabilmiştir. Ancak zihinsel kölelik kolayca anlaşılamamış ve insanlar zihnen köle oldukları halde kendilerini hür olarak addetmişler ve gerçek durumlarının farkında bile olamamışlardır.
Özellikle ırkçılık, dinsel ve ideolojik bağnazlık (taraftarlık) vb hususlar, zihinsel köleliğin en önemli aracı haline getirilmiştir. Simgeler üzerinden kutsallar oluşturulmuş, insan zihni sınıflara ayrılmış, adeta demir parmaklıklar içine konulmuş, her gruba kutsal addedilen bir mesaj ve kutsal lider tayin edilmiş ve insanın o parmaklıklardan çıkamaması için de her türlü çeldirici unsur hayatın içine yerleştirilmiştir.
Böylece insanın irade kullanma ihtiyacı ve hakkı dediğimiz, insan olmaktan kaynaklanan ve en tabii yaratılış hakkı olan “hür olma-özgür olma” hakkı insanın elinden alınmıştır.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız bütün hususlar yeryüzünde elan devam etmektedir.
Kerim Kitabımız (Beled suresi 12-17) “zor yokuş” tanımlamasıyla insanın ihtiyaç hiyerarşisi hakkında insan doğasına uygun ve bütün çağlarda geçerli olan zihinsel ve bedensel özgürlük ihtiyacını ele almış, bunu hiyerarşinin en üst basamağına yerleştirmiş ve insanın diğer biyolojik ve sosyal ihtiyaçlarını bu ilkenin arkasına koymuştur.
Zihnen ve bedenen hür olan insanın biyolojik ihtiyaçlarının da giderildikten sonra, sosyalleşme, inanma gibi irade gerektiren diğer beşeri ve duygusal ihtiyaçların giderimi aşamasına geçilmesi gereği ayrıca ortaya konulmuştur.
Buradan hareketle gerek geleneksel müslüman düşüncesindeki ihtiyaç hiyerarşisinden ve gerekse Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisinden ayrı olarak; “özgürlük ihtiyacının” kavram ve tanım olarak insan ihtiyaçlarının en başına konulması gerektiğini düşünmekteyim.
Zira sorumluluk bilinci, adalet, acıtmamak anlamına gelen merhamet ve ahlak gibi bütün insani değerler; temelde zihnen ve bedenen özgür insanların altından kalkabileceği konulardır.
Bu açıdan zihinsel ve bedensel özgürlük, insanın ontolojik en temel hakkı ve ihtiyacıdır, devredilemez, kısıtlanamaz. Elbette kastımız bir başkasının hayat, mal edinme ve düşünme hakkının engellemesi özgürlüğü değildir.
Muhsin Ganioğlu, 24.02.2026
Ankara
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026
YABANCI SÖZCÜK KULLANMA TAKINTISI AYTEN DURMUŞ 22.02.2026
ramazan ay’ı RESUL UZAR 24.02.2026
Özgür Olmak, İnsan Olmak MUHSİN GANİOĞLU 27.02.2026
ramazan ay’ı - 2 RESUL UZAR 27.02.2026