Prof. Dr. Enver ARPA
ASBÜ Bölge Çalışmaları Enstitüsü Müdürü
"Tüm dünya, ABD ile İran arasında bir savaş yaşanacak mı?" sorusuna kilitlenmiş durumda. İki ülke arasında yaşanacak kapsamlı bir savaşın hem bölge için hem de dünya için önemli sonuçlar doğurması muhtemeldir. Zira bölgede yaşanmakta olan bu yüksek gerilim, bir yandan bölge ülkeleri için ciddi güvenlik kaygıları yaratırken öbür yandan da petrol sevkiyatında önemli bir güzergah olan Hürmüz boğazında yaşanabilecek gelişmelerden dolayı küresel bir kaygıya da yol açmaktadır. İran’ın Hürmüz boğazında askeri tatbikat yapma isteği temel olarak bu mesajı vermek içindir. Zira bunun tüm dünya için bir endişe kaynağı olduğu gibi ABD için de önemli bir kaygı yaratacağı bilinen bir husustur.
ABD başkanı Trump, süreci geri dönüşü olmayan bir tutumla ilerletiyor. Yaşananlar perde gerisinde bir görüşme trafiğinin de yaşanmakta olduğunu gösteriyor. Nitekim Trump, yaptığı son açıklamada İran’la görüşmelerin sürmekte olduğunu ifade etmiştir. Gelinen aşamada iki devlet arasında ya bir anlaşma sağlanması ya da karşılıklı saldırıların yaşanması kaçınılmaz hale gelmiştir. Zira her iki ülkenin de geri adım atması durumunda önemli sonuçlarla karşılaşacağı dile getirilmektedir. ABD’nin istediği neticeyi alamaması Trump’ı önümüzdeki seçimlerde büyük bir hezimetle karşı karşıya getirmesi kaçınılmaz kılacaktır. Bunun farkında olan Trump, kademeli olarak gerilimi tırmandırarak görüşmelerde baskı yaratmaya çalışmaktadır. İran açısından da oldukça zor bir süreç söz konusudur. Ülke içinde son dönemde yaşanan olaylar büyük tahribat yarattı. Ülke ekonomisi felç olmuş vaziyettedir. Rejim hem siyasi hem de ekonomik açıdan oldukça zor bir süreçten geçmektedir. Geri adım sayılabilecek bir anlaşmaya imza atmak, rejim açısından bu süreci daha da zorlaştıracaktır. Ancak ülkenin durumu da bellidir. Ekonominin uzun süreli kapsamlı bir savaşa direnme imkânı bulunmamaktadır. Bunun farkında olan Trump’ın “Ya bizimle anlaşacaklar ya da gönderdiğimiz gemiler İran’ı vuracak” demesi masadaki konularda baskı yaratmak ve istediği sonucu elde etmek içindir. Öte yandan bu savaşın ABD için de kolay olmayacağı açıktır. Zira bu savaşın çok boyutlu olacağı ve Rusya, Çin gibi aktörlerin de işin içine girebileceği bir durum söz konusudur. Dolayısıyla ABD’nin de bir anlaşmayla bu meseleden sıyrılmaya çalışacağı düşünülebilir. Peki nedir ABD’nin anlaşma yapmak istediği konular? Görüşmelerde masada bulunan ve sır gibi saklanan konuları iki ülke dışında henüz kimse bilmiyor. Trump, bazı hususları bölgedeki müttefikleriyle bile paylaşmanın sakıncalı olduğunu söylüyor. İran ise olası bir anlaşmanın neleri kapsadığını ifşa ederek iç kamuoyunda zor duruma düşmek istemiyor.
Bölgede yaşanacak geniş kapsamlı bir savaşın bu defa sadece İran’ı etkileyecek bir gelişme olmayacağı, bölge ülkelerinin yanısıra Çin ve Rusya gibi küresel aktörleri de derinden etkileyeceği ifade edilmektedir. İran’ın Hürmüz boğazında yapmak istediği tatbikata Çin ve Rusya’yı da sembolik olarak da olsa dahil etmesi, iki ülkenin ABD’ye karşı mesaj içeren bu katılımı, bu sürecin etki potansiyelini ortaya koymaktadır. Yaşananların Çin ve Rusya’yı ilgilendiren tarafını anlamak için bu süreci tetikleyen asıl sebepleri ortaya koymak gerekiyor.
ABD’nin İran’a karşı yürütmekte olduğu psikolojik harekatın iki temel sebebi bulunmaktadır. Birincisi, “Petrodolar” olarak ifade edilen doların dünya petrol ticaretinde rezerv para olarak hakimiyetinin devamını sağlamak, ikincisi ise İsrail’in güvenliğini garanti altına almak.
1972 yılında Suudi Arabistan’da yapılan anlaşmayla kurulan bu sistemde dolar, dünya petrol satışında yegane para birimine dönüşmüştür. Bu sistemden en çok rahatsızlık duyan ülkeler haliyle en büyük petrol tüketicisi olan Çin ile ABD’nin geleneksel rakibi olan Rusya’dır. Çin, ABD ile küresel ölçekte yaşamakta olduğu rekabette en çok enerji kaynakları konusunda zorlanmaktadır. Zira dünya enerji kaynaklarının büyük bölümü ABD’nin hakimiyeti altındadır. ABD bu hakimiyetini zayıflatma potansiyelini veya girişimlerini anında etkisizleştirmek için elindeki “Petrodolar” kozunu acımasız bir şekilde kullanmaktadır. Dünya petrol üretiminde 1. ve 3. sırada bulunan Venezuela ile İran’ın son yıllarda çeşitli nedenlerle ABD’nin bu hegemonyasından bağımsız hareket ettikleri biliniyor. Venezuela, altyapı yetersizliği sebebiyle petrol çıkarmada yaşadığı sorunlar ve yaşamakta olduğu ekonomik kriz nedeniyle “Petrodolar” sistemini aşmak zorunda kalmıştır. İran da kendisine uygulanmakta olan ambargodan dolayı üretim kısıtlamalarına gitmekte ve Çin gibi ülkelere dolar dışı araçlarla petrol satmaya çalışmaktadır.
ABD tarafından uygulanan ambargolar bu iki ülkeyi petrol arzında farklı alternatiflere yöneltmiştir. Çin’in, üzerindeki ABD Enerji baskısını azaltmak için Afrika ülkeleriyle, ABD ile sorun yaşayan, ambargoya maruz bırakılan ülkelerle alternatif alım araçları ihdas etmeye çalıştığı biliniyor. Özellikle İran ve Venezuela’dan dolar dışı araçlarla petrol alışverişinde bulunduğu sık sık ifade edilmektedir. Bu durumdan rahatsızlık duyan ABD’nin bu iki ülkeye ambargodan daha ileri tedbirler uygulamaya başladığı genel kabul gören bir husustur. Venezuela’da Devlet Başkanını hukuk dışı bir yöntemle kaçırarak ülkeye istediklerini kabul ettiren ABD, İran’da ise savaş baskısı uygulayarak rejimi dize getirmeye çalışmaktadır. Ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik darboğazı hesap eden ABD bu yolla istediğini elde edebileceğini düşünmektedir. ABD’nin bu politikası, en büyük rakibi olan Çin’in çıkarlarıyla çelişmektedir. İran’ın bu konuda geri adım atması, Çini de önemli ölçüde etkileyecektir. Venezuela’da önemli bir enerji partnerini yitiren Çin, İran’da da benzeri bir hezimet yaşamak istemeyecektir. Çin’in bu aşamada ABD ile açık bir savaşa girmeyeceği de açıktır. Ancak el altından İran’a önemli bir destek sağlaması kuvvetle muhtemeldir. Rusya’nın da ezeli rakibi ABD’nin zayıflatılmasını isteyeceği malumdur. Dolayısıyla Çin ve Rusya’nın çıkacak bir İran ABD savaşında el altından İran’a destek sağlamaları ihtimal dahilindedir. ABD’nin İran’la görüşmelere ağırlık vermesinde bu faktörün önemli derecede rol oynadığı söylenebilir.
ABD’nin İran’a uyguladığı baskının ikinci bir sebebi ise İsrail’in güvenliği meselesidir. ABD’de Siyonist lobinin yönetim üzerindeki etkisi herkes tarafından bilinmektedir. Devlet başkanlarının büyük oranda bu lobinin etkisinde oldukları, İsrail’in de içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasını ilgilendiren kararlar başta olmak üzere önemli küresel ve bölgesel kararların, dünya ekonomisini yönlendirme ve manipüle etme gücü bulunan bu lobi tarafından belirlendiği ifade edilmektedir. 7 ekim Hamas saldırısı ile önemli bir prestij kaybına uğrayan Siyonist İsrail’in caydırıcılığı önemli bir yara almıştır. Siyonist lobinin Trump üzerinden bölgede yeni bir dizayn planlamış olduğu uzak bir ihtimal değildir. Bunun işaretleri sahada görülmeye başlamıştır. ABD’nin ani bir kararla YPG/SDG’den vazgeçmesi bu yeni planın bir yansıması olarak görülebilir. Suriye’nin yeni yönetimini destekleyerek İran’ın Suriye toprakları üzerinden Lübnan Hizbullah'ına gönderdiği desteği engellemek istemektedir. ABD, Suriye yönetimiyle tümüyle pragmatik bir ilişki içerisindedir. Yeni yönetimin zaaflarından yararlanarak kendi stratejik hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmaktadır. İran'ın uzun yıllar boyunca Esed rejimini desteklemesi ve yüzbinlerce Suriyelinin katledilmesinde pay sahibi olması, yeni Suriye yönetiminin hafızasındaki acı yerini korumaktadır. İran’ın Esed'e verdiği bu destek Suriye yönetiminin İran'dan uzaklaşmasında önemli bir etken olmuş ve adeta onu “denize düşen yılana sarılır” politikasına sevk etmektedir. Ancak işin nihayetinde gelişmekte olan tüm bu olayların İsrail’in güvenliği için manipüle edilmeye çalışılacağı da aşikardır. ABD yapmak istediği anlaşmayla İran’ın manevra kabiliyetini tamamen kontrol etmek istemektedir.
Burada Ortadoğu halklarının/devletlerinin yaşananlar karşısındaki sessizliğinin de dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekiyor. Türkiye dışında hemen tüm Ortadoğu ülkeleri adeta tribündeki yerini alarak düelloyu seyretmeye hazırlanmış gibi durmaktadırlar. Oysa bu emperyalist ve Siyonizm karışımlı hukuksuz müdahale tüm bölgeyi bir ateş cenderesine çevirme potansiyeli taşımaktadır. Bu dizaynın İran’la sınırlı kalacak şekilde planlanmadığı aşikardır. Bu ateş sadece düştüğü yeri yakmayacaktır; sıcaklığı tüm bölgeyi kasıp kavuracaktır.
Gardaş Ülke Özbekistan AHMET SEMİH TORUN 28.01.2026
Otoriterlik YUSUF YAVUZYILMAZ 01.02.2026
Tahammül, Tahammülsüzlüğe Bile... MUSTAFA ATILGAN 28.01.2026
ABD Terörü ve Rızanın Çözülüşü BEKİR BERAT ÖZİPEK 04.01.2026
maduro madara olunca! MUSTAFA AKMEŞE 08.01.2026
Ağaçlar Ayakta Ölür OSMAN YURT 05.01.2026
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
Hayal Kırıklıkları ve Gerçekler YUSUF YAVUZYILMAZ 10.01.2026