metrika yandex
  • $45.15
  • 52.31
  • GA49900

Haberler / Yorum - Analiz

MEZHEP NE YANA DÜŞER, İŞGAL NE YANA? - AYHAN BİLGEN

25.03.2026

Üç haftayı geride bırakan saldırılar dolayısıyla, ilk günlerde okulda katledilen çocuklar başta olmak üzere çok sayıda masumun hayatına kast edildi. Savaşlar, hiç şüphesiz jeopolitik boyutu, ekonomik sonuçları ve diğer tüm tüm güç unsurları açısından tartışma konusu yapılabilir. Ancak insani ve ahlaki boyut diğer tüm noktaların ötesinde aciliyet ve öncelik ifade eder.

 

Savaşın sonunda, kim ne kazanmış ya da kaybetmiş olursa olsun, mazlumların telafisi imkansız kayıpları tarihe bir not düşer. Tanıklık ettiğimiz işgal ve barbarlık politikalarının, hesapsız biçimde karşısında durmak, güç yetiremiyorsak bile kalbimizle buğz etmek, dilimizle itirazımızı isyanımızı ifade etmek, stratejik hedefler ötesinde insan olmanın  gereğidir.

 

Etnik ve mezhepsel tartışmalar bir yana, Müslümanlığın bile ötesinde insani gerekçeler, zulme karşı durmayı ve bunu amasız, ancaksız ortaya koymayı gerektirir. Bu saldırganlığa maruz kalan ülke ve toplum, komşumuz olmasa, aynı dinin mensupları olmasak bile, saldırıya uğrayandan yana olmak, bir insani zorunluluktur.

 

İran nüfusunun ne kadarının Şii ya da Sünni, Türk ya da Fars olduğundan bağımsız biçimde, hatta yarın sıranın bize gelmeyeceğini bilsek bile, güçlü ve net bir tutum takınmalıyız. Küçük hesaplara dayalı fırsatçılık, bırakın Türkiye'nin gelecek vizyonuna katkı sunmayı, tam tersine halel getirecek sonuçlar doğurabilir.

 

İran yönetiminin itiraz edilmeyi hak eden tüm eksik ve yanlışları, gayet tabii savaş koşulları dışında tartışma konusu yapılabilir. En ağır eleştirilere tabi tutulabilir. Ancak maruz kalınan bu muamele ve ortamda, rejimi tartışmak, mezhebi tartışmak, etnik milliyetçiliği tartışmak, konuyu asıl bağlamından uzaklaştırarak, kaçamak tavır ortaya koymaktır.

 

1453'te İstanbul'da Hristiyanların meleklerin cinsiyetini tartışması gibi, mezhep tartışması yapmak, işgale çanak tutmaktır. Mezhepler elbette herkesin yüklediği anlam ölçüsünde değer ifade ederler. Ancak mezhep farklılıklarını abartarak Müslüman olmanın, hatta insan olmanın önüne ve üzerine koyarak pozisyon belirlemek, mezheplerin kurucu önderlerine de, o yolun bugüne kadar gelmesine öncülük edenlere de büyük bir haksızlıktır.

 

Özellikle İslam dünyasının dört halife sonrası yaşanan ihtilaflarda, sadece Cemel ve Sıffin vakalarında birçok tarihçinin iddia ettiği 100.000 civarındaki insan kaybını düşünecek olursak, aynı acıların yeniden yaşanmaması konusunda feraset sahibi olmak, kaçınılmaz bir gerekliliktir. Hz Peygamberin Toplamda 30 civarında savaş ve seriyesinde tarafların bütün kaybı bin civarında iken, bunun 100 katının birkaç yıl içerisinde kaybedilmiş olması, köklü ve cesur bir muhasebeyi zorunlu kılar. 14 asır öncesinin ihtilaf ve metod tartışmalarını, bugünkü esasın önüne koymak, kabul edilebilir bir tutum değildir.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş