Dünya siyasetinin o eski, alışıldık koordinatları artık pusula tutmuyor. Bir zamanlar "hizaya getirme" kudretini kendinden menkul bir doğa yasası sanan Washington, bugün İran sahasında ne bir 'vekil güç' bulabiliyor ne de kapısını aşındırdığı müttefiklerinden bir 'eyvallah' işitebiliyor. Mesele sadece bir askeri strateji hatası değil; mesele, bir imparatorluğun "buralara kadar düşme" halidir. Trump’ın elinde 'sülüs' kağıtlarıyla başkent başkent gezip asker toplamaya çalışması, aslında küresel hegemonyanın o meşhur "karizmasının" üzerindeki sırrın dökülmesinden başka bir şey değildir.
Görünen o ki, Ortadoğu’nun tozlu yollarında "vekillik" müessesesi radikal bir el değiştirme yaşıyor.
Artık ABD’nin bölgedeki aktörleri yönettiği bir senaryodan ziyade, ABD’nin İsrail’in bölgesel hırsları ve güvenlik kaygıları için bir "vekil güç" haline dönüştüğü, lojistik bir aygıta indirgendiği bir garabetle karşı karşıyayız.
Ayak sürüyenlerin, koalisyona davet edilip de "işim var" diyenlerin asıl gördüğü gerçek tam da budur. Kimse, sahibinin kim olduğu belli olmayan bir savaşın figüranı olmak istemiyor.
"Gönüllü" Yok, "Mecburiyet" de Tükendi
Trump, Körfez’den Avrupa’ya, Çin’den İngiltere’ye kadar geniş bir yelpazede "Hürmüz İttifakı" peşinde koşuyor. Ama nafile. Ankara’dan Berlin’e kadar herkes biliyor ki bu savaşın müsebbibi de, tırmandırıcısı da Washington-Tel Aviv hattındaki o dar görüşlü ideolojik körlüktür. Avrupalılar, Trump yönetiminin kendilerini sadece birer "tasfiye edilmesi gereken eski dünya kalıntıları" olarak gördüğünün farkında.
Bu yüzden Ukrayna’da gösterdikleri o (zoraki de olsa) dayanışmayı, İran söz konusu olduğunda göstermiyorlar. Hatta Zelenski üzerinden yürütülen o parıltılı "özgürlük dünyası" retoriğinin bile Oval Ofis’in koridorlarında nasıl bir aşağılamayla karşılandığını gördükten sonra, kimse Trump’ın İran kumarına mark koymak niyetinde değil.
Üstelik müttefiklerin cebi de, siyasi sermayesi de tamtakır. Ukrayna’nın ağır yükü altında nefes nefese kalmış bir Avrupa’nın, bir de İran’ın o bitmek bilmeyen asimetrik derinliğine dalacak hali mi var?
Rus ve Çin Seddi: Stratejik Sabır
Rusya ve Çin tarafında ise durum bir "bekle-gör" politikasından çok, ABD’yi bu bataklığın içinde mümkün mertebe uzun tutma gayretine dönüşmüş durumda. Moskova, İran’ı bir ayakta tutma aparatı olarak kullanırken, Washington’ın enerjisini burada tüketmesini kendi Ukrayna ve enerji-politik hamleleri için bir kaldıraç olarak görüyor.
Pekin ise meseleye "geçit" üzerinden bakıyor. Hürmüz’ün kontrolünün ABD’ye geçmesi, Çin’in enerji damarlarının bir turnikeye bağlanması demek. Bu yüzden istihbarat desteğinden tutun da, Körfez’deki diplomatik hamlelere kadar her yerde "sessiz ama derinden" bir direnç hattı örüyorlar. İran-Suudi uzlaşması bu hattın en somut tuğlasıydı; şimdi o hattı daha da tahkim ediyorlar.
Hindistan bile, o çok övündüğü İsrail dostluğuna rağmen, Tahran’a ilk bomba düştüğünde ortaya çıkan o "Netanyahu ile kucaklaşma" görüntüsünün iç siyasetteki maliyetini gördü. Modi, bir haftada dört kez Tahran’la görüşüyorsa, bu "ben aslında orada değilim" demenin Hint usulü diplomatik yoludur.
Sıkışmışlık ve Pişmanlığın Anatomisi
Şimdi Washington koridorlarında "pişmanlık" fısıltıları yükseliyor. Axios’tan The Guardian’a kadar yansıyan analizler, aslında bir "egemenlik krizinin" dışavurumu. Trump, iç siyasetteki düşük oyları ve ekonomik türbülansı bir "savaş konsolidasyonuyla" aşmak istedi ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. "Savaşı kazanmadan seçimlere gitmek felaket, savaşı sürdürmek ise imkansız" denklemi, Beyaz Saray’ı bir "eskallasyon tuzağına" hapsetti.
NATO’dan destek gelmiyor, generaller "bizim görevimiz değil" diyerek siyasi iradeye bariyer çekiyor.
Trump’ın "NATO’nun sonu felaket olur" tehditleri ise artık bir caydırıcılıktan ziyade, köşeye sıkışmış birinin son çığlığı gibi tınlıyor. Yardımcısı Vance’in o "flu" duruşu bile, olası bir mağlubiyet durumunda "suçu" Trump’a yıkacak bir çıkış kapısı hazırlama telaşından ibaret.
Netice-i kelam; ABD, kaybettiği bir kumarda bahsi ikiye katlamaya çalışırken masadaki diğer oyuncular birer birer kağıtlarını fırlatıp masadan kalkıyor. Masada sadece tek başına kalmış, elindeki kağıtlarla ne yapacağını bilemeyen, "yalnız ve sinirli" bir dev duruyor. Bu saatten sonra kurulacak hiçbir "ittifak", bu stratejik çaresizliği örtmeye yetmeyecektir.
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
GAZZELİ ÇOCUKLARA BAYRAM HARÇLIĞI
19.03.2026
Tom Barrack'tan Epstein itirafı
19.03.2026
HERKES HEYBESİNDEN YER! AYTEN DURMUŞ 24.03.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
Özgür Olmak, İnsan Olmak MUHSİN GANİOĞLU 27.02.2026