metrika yandex
  • $43.6
  • 52.04
  • GA54900

Haberler / Kültür - Sanat

Rousseau’nun İdeal Çocuğu “Emile”i Okurken Düşündüklerim|Tuğba Kayaer

01.01.2026

 

Cenevreli yazar, 1700'lerde “Aydınlanma Çağı” denilen dönemde yaşamış bir filozof.

Siyaseti felsefi bir dil ile yapıyor. Bulunduğu çağı sorgulamış,

Unitarizmi (İsa'nın ve Kutsal Ruh'un tanrılığını reddeden Hristiyan teolojisi hareketi) benimsediği için dışlanmış.

Yani teslisi reddediyor. Annesi, doğumdan hemen sonra vefat etmiş.

Bir süre sonra da babası tarafından terk edilmiş. Bu kitabı, kendi hayatından yola çıkarak yazdığını düşünüyorum.

Kitap, “her şey aslında iyi olarak yaratılır” diyerek başlıyor. Katolik Kilisesi öğretisine göre; “İnsan, günahkâr olarak doğar.” Bu yüzden de vaftiz edilir. İslam’da ise insan günahsız doğar.

Yazar, kendine hayali bir çocuk edinmiş, adını da “Emile” koymuştur. Fransızca kökenli bir kelime olan Emile, çabalama, mükemmelleşme ve rekabet etme ile ilişkili derin bir anlam taşımaktadır. Kitap, Emile üzerinden çocuk yetiştirme sanatını anlatıyor.

Ona göre, anne olmak ebeveynlikteki rolü bakımından babalıktan farklıdır. Annenin görevi daha fazladır. Toplumdan bir yapbozmuş gibi bahseden yazar, herkesin kendi yeri olduğunu söylüyor. Bu kitaptan anladığım kadarıyla, çocuk gelişimi edebiyatı bakımından pek bir şey değişmemiş.

Kitapla ilgili yorumlara baktığımda, okurların yazarın dilini genel olarak ağır bulduğunu gördüm. Bana göre ise düşünce olarak ağır çünkü kendi kendini bile birkaç sayfa sonra eleştiriyor ve yanlışlayabiliyor.

 

İlk bölümün sonunda, çocuklara "dengeli bir doğal ortam" sunmamız gerektiği çıkarımını yapabiliyoruz. “Alışkanlık, kişilik değildir, yönlendirilebilir” diyor ilgimi çekiyor ama birkaç sayfa sonra her durumu anneye bağlıyor, biraz gıcık oluyorum. Ebeveynlerin çocuğu nasıl koruyacağını düşünmek yerine, ona kendisini nasıl koruyacağını öğretmesi gerektiğini söylüyor. Çocuğun kundaklanmasından, yıkanmasına, hastalanmasından, konuşmasına kadar her şeyden bahseden yazar; bize 300 yıl önce bile kitaplarda aynı cümlelerin yer aldığını gösteriyor.

Kitapta çok sık bahsedilen ve benim de hak verdiğim bir konu var. Çocukların özgürce koşup oynayabilmesi için kırlara götürülmesi gerektiğinden bahsediyor. Hatta Rousseau. 1700'lü yıllarda bile karınca gibi yığılmak yerine, ekip biçecekleri topraklar üzerine dağılmaktan bahsetmiş. Günümüzde yaşasaydı muhtemelen bu bölüm için ayrı bir kitap daha yazardı.

İnsan zihnini doğuştan boş bir levhaya benzeten John Locke'ı eleştiriyor. Çocuklara ağır gelen görevler verilmemesini söylüyor ve doğal şartlar dışında bilgiler öğretilmemesi gerektiğini savunuyor. Benim de aklıma burada hemen İbn-i Sina, Fatih Sultan Mehmet gibi şahsiyetler geliyor. Çünkü ben erken yaşta zekanın geliştirilebileceğini ve öğrenme kapasitesinin artırılabileceğini düşünüyorum. Tabi yazarımız bir filozof, benimkisi sadece bir çeşit iç konuşma.

Neredeyse 300 yıl önce yazılmış bu kitaptan, hiç çocuk sahibi olmamış eğitimli bir kişinin, tırnak içinde "çok güzel fikirler!" verebileceğini gördüm. Tabi ki bir şeyin okulunu okumak müthiş bilgiler edinmemizi sağlar. Üstelik bu durum sadece çocuk konusunda da değil. Ancak şartların ve imkanların da aynı olması lazım.

Misal: Dünyanın en güzel kurabiye tarifini İnstagram’daki bir sayfadan veyahut bir yemek kitabından edindim diyelim. Benim fırınım güzel çalışmıyorsa kurabiye aynı lezzette olmaz. Yani X+Y=5 dediler diye o denklemi 5'e eşitlemeye çalışan bir sürü anne var. Kitaptan anladığım kadarıyla o zamanda varmış.

Bazıları türlü mürebbiyelerle, bahçeli evlerde bağırmadan, sinirlenmeden ve yorulmadan çocuk yetiştirebilir bunu anlıyorum. Bu durum çok iyi ama çoğunluk apartman dairesinde yaşıyor. Bu yüzden anneler bazen içine bazen de dışına bağırmak zorunda kalıyolar… bence:)

Rousseau; çocuğa saygı duyun ve onun hakkında iyi ya da kötü yönde fikir yürütmekte acele etmeyin diyor. Yine başka bir yerde çocuklara okumayı öğretmenin ilk yolu onda okumayı öğrenme arzusu oluşturmaktır diyor. Ben, bu cümleye katılıyorum ve bu durumu genelliyorum. Konu ne olursa olsun, “öğrenmek arzusu” her yaş ve durumda insan için yeni şeyler öğrenmeyi mümkün kılar. Rousseau, çocuğun kişiliğini, yeteneklerini ve isteklerini bilmiyorsanız ona eğitim vermeniz mümkün değildir, diyor. Adam haklı:)

Yazar, Emile'in terbiye derslerini doğrudan doğruya hadise ve gayeler vasıtasıyla almasını sağlamıştım diyor. Bizim atalarımız bu durum için "Bir musibet bin nasihatten iyidir." demiştir. Ayrıca çocuklarımıza öz'ün kıymetli olduğunu, markanın, gösterişin geçici ve önemsiz olduğunu anlatıp bizim de ona göre davranmamızı öğütlüyor. Çocukların deneyerek, yaşayarak öğrenmesini tavsiye ediyor. Günümüz dünyasında imkanlar bu anlamda bazen az, bazen de çok ama her şeyi bir ekran karşısında tecrübe etmek gibi de bir handikabımız var.

Ergenlik dönemiyle alakalı bahsettikleri ise erken zamanda çocukların önlerine sunulan her şeyin onların tabiatını bozduğunu düşündürtüyor. Bence bu bizim yaşadığımız çağda hastalık haline gelmiş durumda, umarım bir çözümü bulunur.

Kitabın sonlarına doğru "Ben söylemiştim, değil mi?" cümlesini kurmanın anlamsızlığından bahsediyor. Ben kendi hayatımda bunu çok kullanırım hatta bir keresinde oğlum: "söyleme işte anne, sen söyleyince oluyor" demişti. Anne olunca anlarsın diyesi geliyor insanın. Ama yine de buna dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum. Sanırım bu cümleyi kurmanın karşı taraf için manasızlığını kabul etmek gerekiyor.

Rousseau kendisine hayali bir erkek evlat seçiyor ve neredeyse bütün sayfalar boyunca onu nasıl yetiştirdiğinden bahsediyor, anlattıkları ışığında yetişen çocuğun kendi kendine yetebilen bir fert olacağına inanıyor. Burada yazarın umduklarını okuduğumuzu düşünüyorum. Hatta kitabın sonlarında Emile'in faydasına olacak bir kız (Sophie) seçip onun da görevlerinden bahsediyor. Kadınların görevlerini söylüyor. Çoğu kısımda kadınlardan bir araç olarak bahsetse de bir yerde cinsiyetlerinin farklı olması birinin diğerinden daha üstün olduğunu göstermez diyor, sağ olsun.

Oysaki: İslam düşüncesinde kadın hem sosyal hem hukuki hem de ekonomik bakımdan haklara sahiptir. Kültürel olarak bu haklar inkâr edilmiş olsa da kadın ve erkek kulluk anlamında eşittir. Allah insanları kadın ve erkek olarak çift yaratmıştır ve kavvam olma sorumluluğunu da erkeğe vermiştir. Kadın bir konuda var olmak istiyorsa, olur.

Kitap öyle bir inceleme ki; çocukları soğuk su ile yıkamaktan, yün yatakta yatırmamaya, sirkadiyen ritimden okumayı öğrenmesine, ergenliğinden evliliğine her konudan bahsediyor. Neticede Rousseau bir filozof ve bulunduğu çağı sorgulamış, bana da okumak nasip oldu. Bazen hak verdim bazen de eleştirdim. Son olarak yazımı yine kitapta altını çizdiğim birkaç cümle ile bitiriyorum. "Aklı başında bir adam, bulunduğu yerden memnun olmasını bilir." "Özgürlüğün sağladığı rahatlık duygusu birçok acıyı unutturur." "Tanrı kötülük yapan insanlara müdahale etmiyor diye şikâyet etmek, O'nun insan tabiatına bahşetmiş olduğu harikuladeliğe, ahlakiyat kabiliyete ve fazilete şikayetlenmek olur."

Tuğba Kayaer / Hertaraf Haber / Kültür Sanat Servisi

Yorum Ekle
Yorumlar (5)
Halime yurtalan | 01.01.2026 14:11
kitabı okumadım ama Tuba hanımın yorumlarıyla kitapla ilgili genel bir kanaat sahibi oldum kalemine sağlık
Mehtap Demiri | 01.01.2026 14:05
Okudum , istifade de ettim . Emeklerine sağlık Tuğbacığım
Zehra Tutucu | 01.01.2026 13:27
J.j. Rousseau'nun kitaplarını çok severim, evet dili biraz ağır ama güzeldir. Tuğba hanımın yorumunuda sevdim,ellerinize emeğinize sağlık..
KayaerSerpil | 01.01.2026 12:21
Ellerine sağlık Tuğbacığım güzel bir yazı olmuş devamını bekliyoruz
Havva Okuyan | 01.01.2026 11:16
Tuğba Hanım'ın yazısını ilk defa okuyorum çok güzel bir kitap incelemesi olmuş. Çocuk gelişimi ile ilgilenen her ebeveynin okuması gereken bir kitap gerçekten. Yazılarınızın devamını bekliyoruz ellerinize sağlık.