İran’da yaşanan protestolar, ilk bakışta “ekonomik gerekçeler” üzerinden okunuyor. Hayat pahalılığı, işsizlik, enflasyon…
Tanıdık başlıklar.
Ancak bu manşetlerin arkasına biraz daha dikkatli bakıldığında, tanıdık bir siyasal senaryo ile karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Ekonomi, bir kez daha bahane; sokaklar ise siyasetin sahnesi hâline getiriliyor.
Bu tablo bana ister istemez Türkiye’nin 2013 yılında yaşadığı Gezi sürecini hatırlatıyor. O günlerde de kamuoyuna “üç-beş ağacın kesilmesi” gerekçe gösterilmiş, masum bir çevre hassasiyeti üzerinden insanlar sokağa davet edilmişti. Ancak kısa sürede meselenin çevreyle değil, siyasi iradeyi hedef alan bir kaos planıyla ilgili olduğu ortaya çıkmıştı. Türkiye, o süreçte güçlü bir siyasi duruşla bu oyunu bozdu. Fakat oyun bozulsa da saldırılar bitmedi.
Gezi’nin ardından 17–25 Aralık operasyonlarıyla bu kez yargı ve emniyet üzerinden doğrudan siyasi iradeye yönelen bir hamle devreye sokuldu. O da sonuç vermeyince, bu kez çok daha açık ve kanlı bir girişim sahneye konuldu: 15 Temmuz. Devleti, milleti ve ülkenin geleceğini hedef alan bu kalkışma da milletin direnişiyle akamete uğradı. Daha önceki yıllarda askeri vesayet ve sermaye çevreleri üzerinden yapılan baskılar da aynı kararlılıkla püskürtüldü.
Türkiye’nin son 23 yılına bakıldığında, bu saldırılara karşı verilen mücadelenin yalnızca iç politikayla sınırlı kalmadığı görülür. Savunma sanayiinde atılan adımlar, dış ticarette yapılan hamleler ve bağımsız dış politika anlayışı, Türkiye’yi uluslararası alanda itibarlı ve saygın bir aktör hâline getirdi. İşte tam da bu yüzden, benzer senaryoların bugün İran’da devreye sokulması şaşırtıcı değil.
İran’da ekonomik sorunları gerekçe göstererek sokakları hareketlendiren, özellikle rejim karşıtı unsurları öne süren bir aklın varlığı açıkça hissediliyor. Bu akıl; başta Batı emperyalizmi olmak üzere, uzun süredir bu coğrafyada “ameliyat” yapmaya alışkın olan zihniyetle örtüşüyor. Amaç; istikrarı bozmak, yönetimleri zayıflatmak ve bölgeyi yeniden dizayn etmek.
Ancak artık bölge eski bölge değil. Gazze’de yaşanan Aksa Tufanı süreciyle birlikte, yalnızca Filistin’de değil, tüm İslam coğrafyasında ciddi bir uyanış yaşandığı görülüyor. Halklar, yaşananların tesadüf olmadığını, sokak hareketlerinin arkasındaki niyetleri daha net okumaya başlıyor.
Sonuç olarak, İran’daki protestoları yalnızca ekonomik sıkıntılarla açıklamak, büyük resmi ıskalamak olur. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, burada da mesele sokak değil; iktidar, yönelim ve bağımsızlık meselesidir. Tarih ise şunu defalarca göstermiştir: Güçlü siyasi irade ve toplumsal bilinç karşısında kurulan bu senaryolar, er ya da geç bozulmaya mahkûmdur.
Galata'da Büyük Gazze buluşması!
01.01.2026
İHH'dan Ukrayna'ya 4 tır dolusu yardım
31.12.2025
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
Gardaş Ülke Özbekistan AHMET SEMİH TORUN 28.01.2026
DERİN MUHASEBE AYTEN DURMUŞ 23.01.2026
Tahammül, Tahammülsüzlüğe Bile... MUSTAFA ATILGAN 28.01.2026
ABD Terörü ve Rızanın Çözülüşü BEKİR BERAT ÖZİPEK 04.01.2026
Ağaçlar Ayakta Ölür OSMAN YURT 05.01.2026
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
maduro madara olunca! MUSTAFA AKMEŞE 08.01.2026
Hayal Kırıklıkları ve Gerçekler YUSUF YAVUZYILMAZ 10.01.2026