metrika yandex
  • $44.26
  • 50.83
  • GA51000

Haberler / Yorum - Analiz

Eğitim ve Öğretim Üzerine-Hüseyin ALAN

31.01.2021

Eğitim veya öğretim nedir, niçin lazımdır? Burdan hangi bilgi nasıl üretilir? Bilginin kendisi, mahiyeti nedir? Eğitimde zorunluluk niyedir? 

Eğitimin ‘tek tipe şartlandırma’, öğretimin ‘alternatif gösterip tercihi bireye bırakma’ olduğu söylense de, nüans farkının ideolojik bir aldatmaca olduğunu söyleyip geçelim.

Adına ne denirse densin modern çağın eğitim sabitesi/muhkemi, seküler dinin bilinmesini istedikleri bilgileri öğretmek, dışarda tutmak istediklerini gizlemek veya kötülemektir.

Bu meselede akılda tutulması gereken husus, ne türü olursa olsun bilgi denen şey, bir sosyal gerçeklik içinde üretilir, havada değil...

Modern yöntemle üretilen bilginin, kurulu modern sosyal hayat yapısı ve işleyişle irtibatı zorunludur. Çünkü bilgi, bu hayatın ihtiyaç duyduğu ve bu hayatı yeniden üretecek bilgidir. Eğitim de bunun için gereklidir, bu mantıkla sistemleştirilir.

Eğitim en temelde, insanın fiziki ve sosyal şartlara ve çevreye hazırlanması; toplumsal yapıya ve işleyişe uyum sağlaması ve bu yapıyı yeniden üretmesi içindir. 

Şu halde bu iş ideolojik/dini bir iştir. Bir dünya görüşünü, üretme, gerçekleştirme ve yaşatmanın bilgisi işidir. Ve muhakkak reel sosyal bir hayatın içinden yapılır...

Bir sosyal hayatın dışında başka bir sosyal hayat tasarımı ve inşası için var olanlar, kendi bilgisini ve üretim sistemini oluşturacak, ama bu bilgiyle uyumlu kendi sosyal tasarım ve pratiğini stratejik hamleler şeklinde gerçekleştirecektir.

Farklı bir sosyal hayat inşası peşinde olanlar, bilgi-pratik ilişkisi kuramazsa, ya felsefe yapmış olacak ya da mevcudun içinde değişip mahiyet olarak dönüşecektir.

Çünkü ‘bilginin kendisi’ salt düşünsel veya soyut bir mesele değildir. Sosyal hayattan bağımsız bir bilgi, bilgi olmaz. 

Batı merkezli soyut düşünce denen, bilginin soyutlanarak kuramlaşması, sonra somuta dönüşmesi fikri, gerçekte tarih içinden derlenmiş, insan ve toplumsal mühendislik için yasalaştırılmış, ideolojik ve  sosyololojik tabulardır... 

Aydınlanma dönemi sonrası kurgulanan farklı bir toplum tasarımı, rasyonel merkezli kendi bilgisiyle, ‘kentli-modern-endüstriyel-seküler-sivil-kapitalist’ bir toplumu inşa etmiştir. 

Bu toplum yapısı 18. yüzyılda kurumlaşmış, 20. Yüzyılda tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Dolayısıyla mevcuttaki bilginin niteliği, üretim yöntemi ve sistemi, bu yapının ihtiyaç duyacağı, bu yapıyla bağlantılı bilgi biçimidir. 

Şu halde mevcuttaki eğitim sistemi, verili, reel toplumsal yapı ve işleyiş için gerekli bilgi ve değerlerin üretildiği, yaşatıldığı ve dolayısıyla bu toplumun yeniden üretildiği bir sistemdir. Önemlidir.

Her eğitim sistemi aynı zamanda, kendi toplumsal formuna uygun ve uyumlu biçimde, bu toplumsal yapıyı ve işleyişi sürdürmek ve bu işi yeniden üretmek için kurulmuş eğitim fabrikalarıdır.

Bu fabrikalardan çıkan ideolojik mamuller, toplumun işleyişi için lüzumlu iktisadi ve mesleki işleri yapacak uzmanlık, devletin ihtiyacını karşılayacak bürokratik/teknokratik kadrolar olarak eğitilip şekillendirilir. 

Eğitimi planlayan, plan dahilinde eğitimi sürdürecek eğiticileri  yetiştiren, uzmanüstü uzmanlar vardır. İdeolojiyi üreten de, toplumsal yapıyı be işleyişi düzenleyip bekasını sağlayanda bunlardır. Gerisi standart üretim tezgahındaki mamül üretim uzmanlarıdır...

Eğitim fabrikasını bir otomobil imalatı gibi düşünelim. Uzmanüstü uzmanlar otomobilin tasarımını, nasıl olacağını, neye yarayacağını, nerde kullanılacağını vs planlamış, üretim bandını ona göre kurmuştur.

Hammadde, üretim bandına giriyor, eğiticiler yarı mamül ve mamüle dönüşü sağlıyor, parçaları birleştirip montaj yapıyor, denetim sonrası tasarlanmış mamül piyasaya çıkıyor. 

Otomobil, binlerce küçük parçanın bir arada, senkronize biçimde çalışması için düzenlenmiş, üç beş ana malzemede birleşip bütünleşmiştir: şaşi, motor, kaporta, iç dizayn.

Otomobili bir toplum gibi düşündüğümüzde, toplumun liberal, sosyalist, milliyetçi, dindar ana parçaları üzerinde birleşmiş bir kitle söz konusudur. Hepsi bir ve aynı toplumun içinde senkronize çalışan ana parçalarıdır. Bütünü bilmez, bütünü tamamlarlar. 

Eğitim sisteminin kurumsal yapısı, eğiticileri ve müfredatı, tipik otomobil fabrikası gibidir, benzer tasarım ve imalat işidir. Çocuklar fabrikaya hammadde olarak girer, ideolojik mamül olarak çıkar...

Bu imalat, öğretilmiş standart bilgiye dayandığı için uzmanlar ve eğitilenler, devlet denenle yahut başka bir model otomobil tasarım ve üretimiyle ilgili bilgiyi öğrenemezler. 

Farklı bilgi ve tasarım için merak, gayret, araştırma ve sabır gerekir. Acıyı, sıkıntıyı, zorluğu göze aldırır. Tarih içinde gerçeklemiş model gerektirir. Modelsiz hiç bir şey üretilemez.yeni model için kalıpları yenilemek gerekir.

Eğitim veya öğretimin önemi, niyeliği, amacı, amaca uygun bilgi üretim sistemi ve yöntemi ve araçları hususunda anlaşabildiysek,
İlerleyelim... 

Müslümanların bu dünyada, yaşadığı tarihsel zaman diliminde, seküler dinin tasarlayıp inşa ettiği, rasyonel kaynaklı, bilimsel referanslı, verili reel toplumsal bu hayatta ve işleyişte, 

Bu hayata lüzumlu ve bu hayatı yeniden üreten mevcut eğitim fabrikalarından geçerek, velevki resmî Kur’an kursu, imam hatip, ilahiyat veya özel fabrikalar olsun fark etmiyor, 

Prensip olarak, ‘erişkin-yetişkin-akil-salih’ mümin olamayacağı gibi, ‘Müslüman cemaati, milleti, ümmeti’ gibi farklı bir toplumsal yapı inşa edecek ‘bilgi-tasarım-pratikte’ yapamayacaktır.  

Çünkü olması normal değildir. Defolu da olsa ürün aynı üründür. Bu prensipte de anlaşabilirsek, işin yarısını çözmüş oluruz...

Bunu bilmek, tahlil etmek ve kavramak önemlidir. Mevcudu aşmak için bu bilince ihtiyacımız vardır. Ve bilinç dışardan aktarılmaz. 

Bundan sonrası başka bir toplum yapısı ve işleyişi, bu yapının bilgisi, bu bilginin elde edilmesi için gerekenin yapılmasıdır. İyi bir planlamayla, alan paylaşımı yapmış grup çalışmasıyla bir kaç yıllık bir iştir. Gözde büyütülecek bi şey değildir.

İşi zorlaştıran biziz. İslamı salt düşünce nesnesi yapmışız. Akademik format yiyenlerimiz seküler ideolojinin gardiyanlığını yapıyor. 

İslamı, İslamın öngördüğü sosyal hayat bağlamında düşünemiyor, anlayamıyoruz. Mevcudun içinden düşündüğümüz için hem bir adım ileri geçemiyoruz, hem de mevcudun bir parçası olmaktan kurtulamıyoruz. Bu defo bizi çürütüyor.

Anlamak, aşmaktır. Bizim ihmalimiz tam da burda. İslam’ı, Kur’an’ı, Peygamberi anlamışsak, mevcut toplumsal yapının bir parçası olmayı aşar, bundan kopar, başka bir toplumsal yapı inşası için işimize bakarız... 

Hani diyor ya Kur’an, insanlar arasında vasat bir ümmet bulunsun, şahitlik etsin. Vasatın ‘ifratı ve tefriti’ nedir; ‘kitap ehli müşrik toplum, kitaba sahip olmayan müşrik toplum’. Bu hiç değişmedi.

İslamı anlamak, iftara ve tefrite ait olmamaksa, bu ikisinin birer parçası olmayı reddedip vasatı inşa etmekse,

İş, kendi içinde İslamı hükümran edecek, diğerleriyle olan ilişkisini aynı hukuk sistemiyle kuracak bir İslami cemaat örgütlenmesi, ardından bir İslam milletine ve ümmetine dönüşecek tasarımın çabası ve mücadelesi olacaktır.

Cemaat kavramının kirletilmiş olması bahane olamaz. Kirletenlerin dahi cemaat denenin bereketini istihsal ettiklerini görüp duruyoruz. 

Bunu ilk biz keşfetmeyeceğiz, biz türedi değiliz. Modeli de referansı da var. Bu hususta bilgisiz bırakılmadık, aciz de değiliz. Bize kalan kalıpları yenilemekten ibaret. 

Tarih içindeki ve günümüzdeki başkalarının kusuru, bize üstünlük sağlamayacak, bizi sorumluluktan kurtarmayacak. İki de bi bu çukura düşüp durmayalım.

Tasarımın gerçekleşmesi için lazım gerek bilgi, günün gerçekliğini tahlilden sonra, kendi amacı ve yöntemiyle planlanmış eğitim işine sıra gelecek.

Merhametli ve adil olursak görürüz ki, içimizde yeteri kadar donanımlımız, beceriklimiz var. Ama bireysellik düşünce kanseri yaptı bunları. Allah, niyet edenlerin kalbini tevil eder...
 
Burda ihmal ettiğimiz bir hususta şudur: Eğitimi ayrı bir iş, gerçekliği ayrı bir iş olarak düşünüyoruz. Yani teori ile pratiği ayrıştırıyoruz. Oysa ikisi bütünün yarısıdır. Birbirini tamamlar. 

Hatırlayalım ki eğitim yada bilgilenme, sosyal gerçeklik içinde yapılır. Bilginin üretimi ve testi için bu zorunluluktur.

Yine hatırlayalım ki islamda bilgi somuttur; Allah tasavvuru dahil. Hayatta, en yakınımızda, her an yaratan, bizi duyan ve gören, duamıza karşılık veren Allah soyut değildir. Aşkın hiç değildir.

Bu sebeple pratiği olmayan, pratikle bütünleşmeyen bilgi felsefedir, affedersiniz boş lakırtıdır. Marks’ın dediği üzere ‘Filozofun işi dünyayı yorumlamaktır, değiştirmek değil.’ 

İslami literatürde ‘iman-amel’ bütünlüğüdür söylemeye çalıştığımız şey. İkisi arasında açıklık büyüdükçe, bilgi denen şey teoloji olur. Din, Hıristiyanların yaptığı gibi ‘ahlak’ dini olur...

Anlamak aşmaksa, aşmak, neyi aşacağımızı, neden kopup neye bağlanacağımızın bilincinde olmaktır. İman etmek için şirk unsurlarını aşmak gibi. 

Aşmak, neyin parçası olmayacağımızı bilmek, ne uğrunda  var olacağımızı kavramaktır... 

Şimdi, herkese ayan olmuş bir tecrübeyle yürüyelim. Niyet okuma ve imtihan etme kastı gütmeden, öylesine de böylesine de, ‘anlamak’ için kendimize soralım; İslamı, Kur’an’ı, Peygamberi anladık mı?

(Soru, cevabı belli tuzak sorulardan değildir. Ben İslamın anlaşılmayacağı gibi bir fikre de inanmıyorum.)

Anladıksa, bizim bu eğitim sisteminde başı örtülü, şalvarlı sakallı okuyup okumamak, mescitli okullara gidip gitmemek, ideolojik değer yüklü kamusal alana girip girmemek gibi bir sorunumuz olabilir mi?

Olmamalı. Burda okula gitmeyi, diploma almayı, gerçeklikten kopmayı vs kafir olarak görmek gibi bir ucuzluk kastı yoktur, başka bir şeyden bahsediyoruz.

Bizim sorunumuz bu eğitim sisteminin kendisiyle, bu sistemin hangi toplumsal yapıyı yaşatıp yeniden ürettiğiyle irtibatlı bir sorun. 

Dolayısıyla alternatif veya dini eğitim diye bizi modern toplumun bir parçası yapacak veya psikopat üretecek bilgi üretim sistemiyle de sorunumuz olmalı. Olmalı çünkü bu bizim var oluş sorunumuzdur.

Bu ülkede, bir zamanlar, ‘baş örtüsü ile okuma, baş örtülü eğitim hakkı’ adına yürüttüğümüz ‘özgürlük’ mücadelesini nereye koyacağız?

Masum başladığına inandığım o ‘mücadelenin’ kendi seyrinden nasıl saptırıldığını, saptırıcıları, şimdilerde nereye geldiğimizle birlikte sorgulamayalım mı? 

Biz buraya gelmek için mi vermiştik o mücadeleyi? Kapitalist topluma abdest aldırmak, harama hile katmamak mıydı gaye?

Maksat ‘siyahlar’ arasından çıkıp ‘beyazlar’ arasına katılmak, devletlu sınıfa transfer olmak idiyse, 

Yani cenneti bu dünyada kurmak idiyse, bunun karşılığının ahiretteki cennetten vaz geçmek olduğunu bilmiyor olabilir miyiz?!

Yorum Ekle
Yorumlar (1)
Rüştü Özdemir | 31.01.2021 19:10
Kardeş Tebrik Ederim. Yine bir solukta okudum. Bazı parağrafları tekrar okudum. Bildiklerim'i bir daha gözden geçirmem gerektirecek bütünlükte bir yazı. Üzerine en çok düşünmeye çalıştığım konuyu özetlemişsiniz/ detaylandırmışsınız. Tekrar Teşekkür Ederim. NOT: İçerde kalarak hep çözümler aramaktan yorulup bitap düşmüş bir Kardeşinizim. Bir ara anlatırım Size. Başkalarını yormayalım.