metrika yandex
  • $44.26
  • 50.83
  • GA51000

Haberler / Yorum - Analiz

Kaos ve Düzen / Hüseyin ALAN

03.06.2020

Avrupa merkezli siyaset felsefesinin paradigması bu iki kelimede özetlenir.

Ortaçağ Avrupa’sında yüzyıllarca devam etmiş aristokratlar arası toprak savaşları, prensler arası siyasi rekabetler, köylü ayaklanmaları, salgın hastalıklar, cadı avları, engizisyon mahkemeleri.

Açlık ve sefalete, büyük çaplı ölümlere, iç savaşlara, katliama, yıkıma, kin ve öfke patlamasına sebep olarak gösterildi; otoriter düzenler sorumlu olarak tutuldu.

Bu vaziyet kaos olarak değerlendirildi. Ardından gelen düzen baş tacı edildi.

Bu yaşanmışlıkların demokrasiye gebe olduğu, demokrasi ile birlikte insan hayatının kutsallığı, yaşam hakkı, barışın ve huzurun, eşit şartlarda kazancın ve harcamanın, sosyal dengenin ve siyasal düzenin demokrasiyle sağlandığı söylendi.

Belirli bir coğrafyaya, sosyo-politik ve iktisadi düzene, tarihsel ve toplumsal koşullara has o yaşanmışlıklar elbette kendine özgüydü; neticesi de kendine özgü oldu.

İlave etmeli ki kaos sonrası kurulan düzen endüstri toplumunu, sanayileşmeyi, ticarileşmeyi, kentleşmeyi, metalaşmayı, sivilliği, modern insanı, sosyolojiyi ve kültürü doğurdu;

Eşitlik, insan hakları, özgürlük, serbest girişim, temsil sistemi derken kazanç, refah ve haz peşinde koşan, menfaati dışında etkinliklere yabancı kalan bireyi yarattı.

Kolonyolist dönemde kendine özgü  tarihsel ve toplumsal yaşanmaşlığını ve sonuçlarını dünyaya ‘demokrasi, özgürlük ve insan hakları’ ilkeleriyle taşıyan bu paradigma;

Şimdilerde yeniden kaos şartlarına gebeliği yaşıyor. Bu kaos, küresel dünya düzeni dahilinde belli bi coğrafyada kalmayacak.

Amerika’da baş gösteren son siyahi kalkışma, bu kaosun ilk işaret fişeği olarak okunabilir..

Çoktandır konuşulan dijital toplum, dijital düzen, dijital insan ve dijitalleşmiş ilişkilerin başka bi dünyaya, başka bi düzene geçişi temsil ettiği meselesi,

Corona virüsü sebebiyle sosyal gerçekliğini göstermeye başladıysa,

Yeni düzenin doğal yollarla değil kaos neticesinde kurulacağını tahmin etmek zor değil. Zira paradigma bu..

Kaos, hem vahşete, iç savaşlara, yoksulluğa, sefalete gebe bir düzensizlik, hem de ne olacağı tam kestirilemeyen bir düzene gebeliktir.

Son üç yüz yılın tüm dünyada ve toplumlarında Batılı siyaset ve toplumsal düzeni altında yaşandığını bilirsek,

Amerika’nın o paradigmanın en gelişmiş örneği olduğunu da fark edersek,

Amerikada baş gösteren ayaklanmanın sadece Amerika’da değil tüm dünyada bir kaosa işaret ettiğini söyleyebiliriz. Malum küresellik buna sebep olacaktır..

Yeni kurulacak düzende Doğuluların ve dindarların bi dahli olmayacağını söylemek kehanet değildir çünkü

Bunlar hala kış uykusundalar; bunların gerçekliği ekonomide tedarik zinciri; ucuz emek cenneti; siyasal ve toplumsal düzen bakımından Batı paradigması ezbercileri olmaktan öte bi şey değil..

Geliyorum diyen geliyorsa, gelenin, üç yüz yıllık olanı yıkmaya zorlayan bir siyasi irade, sosyolojik bir planlama ve beşeri bir çalışma sonucu olduğunu görmek icap eder.

İşte bu irade Müslümanlarda kalmayan şeydir; zira iki yüz yıldır (hayatı/canı-malı-aklı-dini-nesli korumak olan) şeriatın maksadını unutanlar, o maksatlara göre şekillenmek yerine batılı insan hakları ezberiyle yatıp kalktılar.

O irade kalmış olsaydı, şimdilerde tam da zamanıydı. Varlığının sesi duyulur, sesin sahibi görülür, tüm dünya bu tarafa da bakardı.

Belki de kaos başlamadan biterdi.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş