metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Malik Bin Nebi Düşüncesi

YUSUF YAVUZYILMAZ
08.10.2023

 

Malik Bin Nebi, özellikle sömürgecilik üzerine yaptığı özgün analizlerden dolayı, İslam düşüncesinin yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri sayılmalıdır. İslam dünyasının önemli zihinlerinden biri olan Malik bin Nebi, İslamcılık akımından önemli ölçüde etkilenmiştir. Kendi ifadesiyle “Uyanışımızın derinlerine indiğimizde C. Afgani, M. Abduh, Reşid Rıza gibi liderlerimizin bizleri uyandıran o değerli seslerine kulak verdiğimizde, çizdikleri rotayı da görürüz. Bu rota, medeniyete götüren yoldan başkası değildir.”(Malik Bin Nebi, Düşünceler, Mana Yayınları) “Bin Nebi, Kur’an’ın anlaşılmasından sömürgeciliğe, ideolojiden fikir savaşlarına kadar çok farklı alanlarda teorik bir çerçeve geliştirmiştir. Bu eksen etrafında özellikle medeniyet problemi, kültür meselesi ve İslam dünyasındaki düşünsel sorunlar üzerine eğilmiştir. Sömürgeleştirilmek istenen bir toplumda büyümesi bu hususları incelemesinde öncelikle etkili olmuştur. Yaşadığı dönemde belirttiğimiz düşünceler üzerinde fikir geliştirmek oldukça zordu. Zira sömürge altındaki Cezayir’de Kur’an ezberi dışında özgürlüğe çağıran zülüm ve zalimlere karşı direnişi emreden ayetlerin tefsirinin kati surette yapılamayacağı biçiminde baskılar söz konusuydu.” (Tamer Yıldırım, Malik Bin Nebi ve Kur’an Fenomeni Üzerine, Marife, Bahar 2013, ss.107-125)

Malik Bin Nebi’nin en önemli yönü sömürgecilik üzerine yaptığı analizlerdir. “Mâlik Bin Nebî, hayatının önemli bir kısmını Cezayir’in Fransa sömürgesi olduğu zaman diliminde geçirmiş ve sömürgecilik karşıtlığı onun düşüncesinde önemli bir yer tutmuştur. Fikirleri üzerinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önemli kişilerinde Ahmed Rıza’nın Batının Doğu Politikasının Ahlâken İflâsı ve Muhammed Abduh’un Tevhid Risalesi ciddi anlamda etkili olmuştur.”(İslam Düşünce Atlası, Malik Bin Nebi maddesi) Malik bin Nebi felsefesinde İbn Haldun’un önemli bir yeri vardır. Malik bin Nebi, düşünce sistemini oluştururken İbn Haldun sosyolojisindeki kavramlardan önemli ölçüde faydalanır. Bu kavramların başında “Hadara”(Medeniyet) kavramı en ön sıralarda yer almaktadır. “Malik b. Nebî üniversite öğrenciliği döneminden itibaren hayatını, İslâm dünyasının sömürge durumuna düşmesinin temel sebeplerini ve kurtuluş çarelerini tespit etmeye ve yazmaya adamıştır. Onun asıl konusu medeniyettir. Müslümanların meselelerini bir medeniyet meselesi olarak gören Malik b. Nebi bir milletin insanlık gerçeğini, medeniyeti kuran ve yıkan etkenleri doğru kavramadıkça kendi medeniyet problemini aşmasının da mümkün olmayacağını söyler.”(Said Murad, TDV İslam Ansiklopedisi, 27.cilt,s: 513-514) Malik bin Nebi’ye göre İslam dünyası ile medeniyet arasında köklü bir karşıtlık yoktur. İslam dünyası kendi değerlerini koruyarak Batı medeniyetinden faydalanabilir.

Malik Bin Nebi'ye göre Müslüman entelektüellerin Batı düşüncelerinden bu kadar kolay etkilenmelerinin temelinde yer alan neden içinde bulundukları entelektüel boşluktur.

Malik Bin Nebi'ye göre İslam dünyasının önünde iki temel sorun ölü ve öldürücü düşünceler sorunudur. Ölü düşünceler, Müslümanların fikir üretememelerinden kaynaklanır, iç kaynaklı olduklarından toplumun yapısına daha kolay sızarlar. Öldürücü fikirler ise Batıdan kaynaklandığı için intibak edilmeleri zordur. Bu Ali Şeriati'nin dine karşı din söylemini anımsatmaktadır.

Malik bin Nebi düşüncesindeki temel kavramlardan biri, “sömürülebilirlik” kavramıdır. Malik bin Nebi’ye göre, sömürüye açık olmak bir iç sorundur ve bu haliyle İslam toplumları sömürülmeye hazır bir psikoloji taşımaktadır. “Müslümanların mevcut durumunu analiz eden Bin Nebî sömürgecilik üzerinde ısrarla durur. Avrupa’nın Amerika’yı keşfi ile başlayan bu süreçte batı dışında kalan ülkelerin hem kaynakları sömürülmüştür. Bu ülkelerdeki aydın kimseler kendi medeniyetlerine olan aidiyet ve güvenlerini kaybetmişler çözümü batıya teslim olmakta görmüşlerdir.  Bin Nebî’nin “sömürülebilirlik” kavramıyla ifade ettiği bu durum, tam da hastalığın kendisidir.”(İslam Düşünce Atlası, Malik Bin Nebi maddesi)

Malik Bin Nebi, düşüncesinde ölü fikirler kavramsallaştırmasının önemli bir yeri vardır. "Malik Bin Nebi', Müslüman dünyasının düşünce tarihine virüs gibi yayılan ve İslam coğrafyasını hastalıklı bir toplum haline getiren ölü fikirlerin arka planında sömürünün ve Batı'dan ithal edilen öldürücü fikirlerin var olduğunu söylemektedir. O'na göre Müslümanlar zihinsel ataletin verdiği uyuşukluk ile düşünce üretemeyince fikir dünyasında oluşan boşluğu Batı'dan aldığı ödünç fikirler ile tamamlamaya çalışmıştır "( Malik Bin Nebi'de Sömürgecilik Olgusu, Atike Çiçek, Fecr Yayınları, s: 106)

Malik bin Nebi, İslam dünyasının en önemli sorunlarından birinin iman ve eylem arasındaki farklılık olduğunu savunmaktadır. Tarihsel süreçte erken dönemlerden itibaren açılmaya başlayan bu durum, artarak devam etmektedir. " Malik Bin Nebi'ye göre İslam dünyasında düşünce ve teori arasında yaşanankopukluğun yegane sebebi, Müslümanların şekil ve özü birbiriyle karıştırma sorunudur. "( Malik Bin Nebi' de Sömürgecilik Olgusu, Atike Çiçek, Fecr Yayınları, s: 76) Bu durum literal okumaya dayalı şekilciliği öne çıkarmakta, anlam merkezli okuma çabalarını gölgelemekte ve etkisizleştirmektedir.

Malik bin Nebi’ye göre İslam dünyasında yüzyıllardır süren taklitçilik, sömürgeleşme ile sonuçlanmaktadır. " İslam aleminin içine daldığı taklitçilik aşkı, Batı’dan ayıklamadan aldığı düşüncelere uyum sağlamasını zorlaştırmakta ve adaptasyon sorunuyla karşı karşıya kalması sömürü haline gelmesini kolaylaştırmaktadır. Bin Nebi', İslam dünyasının yaklaşık yarım asırdır yeni bir düşünce üretemediğinden şikayetçidir ve İslam dünyasının sömürülebilirlik potansiyelinden kurtulması ve Müslüman toplumların uyanışı gerçekleştirmesi için, ölü düşünceler yığınından arınması gerektiğini söyler. "( Malik Bin Nebi' de Sömürgecilik Olgusu, Atike Çiçek, Fecr Yayınları, s: 71)

Sömürgecilik olgusu üzerine yaptığı analizler sonucunda sömürgecilik olgusunu ikiye ayırarak inceler. “Bin Nebi siyasi açıdan sömürgeciliği hayata doğrudan müdahale etmeyen liberal sömürgecilik ve hayatın en küçük teferruatına karışmaya kadar varan totaliter sömürgecilik olmak üzere ikiye ayırır.”(Tamer Yıldırım, cilt: 8, sayı:2,Milel ve Nihal Dergisi, s: 35)

Malik Bin Nebi, İslam dünyasının durumunu analiz ederken iç sorunlara belirleyici bir rol verir. “Nihayetinde Müslümanların ataletlerini ifade etme biçimi olan düşünce şekillerini üç maddede özetleyebiliriz;

1. Biz bir şey yapamayız çünkü cahiliz; bu sömürgecilikten doğmuş olan bir vakıadır ve bu cahillik sadece okullarla değil farklı alanlardaki insanların ortak çabasıyla aşılabilir.

 2. Biz bir Şey başaramayız çünkü fakiriz: bu noktada sorun paranın azlığı değil sermayenin sevk ve idaresidir.

3. Biz böyle bir işe kalkışamayız çünkü başımızda sömürge idaresi var.” (Tamer Yıldırım, cilt: 8, sayı:2,Milel ve Nihal Dergisi, s: 41) Bu yaklaşım Müslümanların sömürüye açık ruh hali psikolojilerinden beslendiğini göstermektedir. Burada “Neden sömürüyorlar” sorusunun yerine, “Neden sömürüye müsait bir haldeyiz” sorusu sorulmalıdır. Böylece Malik bin Nebi, İslam dünyasının mevcut durumundan iç faktörleri sorumlu tutmaktadır.

Asıl sorun, taklit yoluyla Batılı devletler seviyesine gelebileceğimiz yanılgısıdır. " Bin Nebi'ye göre, Müslümanlar Batı'yı taklit ettikleri zaman düşünsel anlamda ilerleyebileceklerini ve uygar devlet düzeyine geleceklerini sanmaktadırlar. Oysa gerçek şudur ki; taklit ruhunun olduğu yerde düşünce yoktur. Düşünceden yoksun olup, başka toplumları taklit ederek bir düşünce biçimine sahip olduğunu sanan toplumlar, ölü düşünceler yığınına sahiptir "

( Malik Bin Nebi' de Sömürgecilik Olgusu, Atike Çiçek, Fecr Yayınları, s: 71)

Malik bin Nebi’ye göre İslam dünyasının kurtuluşu yeniden yapılanmaktır. “Bu uyanış hareketi, bir yığma değil inşa etme hareketidir. Zira dışarıdan ithal edilen eşya yığınları medeniyet yapamazlar. Medeniyet, belli bir fikrin damgasını vurduğu bir yapıdır.”(Malik bin Nebi, Düşünceler, Mana Yayınları)

Malik bin Nebi’ye göre, İslam dünyasının Farabi, İbn Rüşd ve İbn Sina gibi önemli isimlerin yaşadığı dönemde fikir üretme ve ihraç etme bakımından üstün olduklarını savunur. Ancak bu üstünlük İbn Haldun’dan sonra giderek ortadan kalkar. İslam dünyasının fikir üretmeye mecalinin kalmadığını ve giderek gerilediğini savunur.

Malik bin Nebi’ye göre İslam dünyası, siyasal anlamda tarihten devraldığı bozuk miras nedeniyle kişilerin kutsallığına dayalı düşüncenin ürettiği diktötöryel yönetimlerin baskısı altındadır. Dolayısıyla devraldığımız gelenekle hesaplaşmalı ve onun olumsuz yükünden kurtulmak gerekmektedir.

Malik bin Nebi’ye göre medeniyetin temeli ahlaktır. “Köpekler, güvercinler için oteller ve mezarlar yaptıranlar hatta ülkelerimizde bazı insanlarımız açlıktan ölürken köpeklere özel banyolar yapılması; işte ahlaki temellerini yitiren medeniyetin sonucu budur.”(Malik Bin Nebi, Düşünceler, Mana Yayınları)

Malik bin Nebi, özlenen İslam toplumuna ancak Hz. Peygamberin rehberliğinde ulaşılacağını savunur.  “Bana göre insanlığın ihtiyacı tek başına ne sadece Batı’nın tekelinde bulunan demokraside, ne komünist devletlerin kendileriyle özdeş gördükleri sosyalizmde, ne de bayraktarlığını Hindistan’ın (Gandi-Nehru bağlamında bunu zikretmektedir) yaptığı barış ilkesinde kendisini göstermektedir. Oysa insanlık, genel olarak kendisini gerçekten iyiliğe (hayr), barışa (selam) ve her türlü kötülükten sakınmaya çağıran bir sese muhtaçtır.” (Malik Bin Nebi, Düşünceler, Mana Yayınları)

Malik bin Nebi, Müslümanların Kur’an anlayışının özellikle sömürgecilik döneminde, yabancı ideolojilerin etkisiyle, olumsuz bir şekilde değişmiştir. “Bin Nebi, Kur’an’ın ve genel olarak dinin ve dolayısıyla imanın akli temellerini sağlamlaştırmaya çalışmıştır. Özellikle sömürgeciliğin etkisiyle oryantalist veya pozitivist şekilde ortaya çıkmaya başlayan bakış açısının İslam’ın kalbini oluşturan vahiy olgusuna ve bunu insanlara sunan Hz. Muhammed’e Müslümanların bakış açısının olumsuz bir şekilde değişmesine bir karşı oluş olarak bu konuyu eserlerinde ele almıştır. Fakat bazı noktalarda kendisi de bu etkilerden tam olarak kurtulamamıştır. Kur’an ile ilgili görüşlerini ve özellikle Kur’an Fenomeni adlı eserini eskiyi (Kur’an hakkında yazılan klasik eserleri) ve yeniyi (modern bilimin verilerini) adeta kendisinde mezcetmiş bir şekilde oluşturan Bin Nebi’nin Kur’an’a yaklaşım ve onu anlama ve ele alış tarzı daha ziyade güncel bir mahiyet arz etmektedir. Kur’an’ın yorumlanmasında rastlanılan sosyolojik açıklamalar, bilimsel açıdan yorumlama çabaları ayetlerin anlamını indirgemeci bir yaklaşımla değerlendirildiği fikrine götürmektedir. Bu durum Kur’an’ın yorumlanmasında eleştirilen hususlardan biridir.”(Tamer Yıldırım, Malik Bin Nebi ve Kur’an Fenomeni Üzerine, Marife, Bahar 2013, s.107-125)

Malik Bin Nebi, İslam dünyasının geri kalmasının sorumluluğunu dış faktörlere atan düşünürlerin aksine geri kalmanın nedenlerini iç faktörlerde arar.“Sonuç olarak Bin Nebi, -görüşleri eleştiriye açık olsa da- oryantalizmin ürünü olan eserlerin kültür havzamızı geniş bir şekilde doldurmasına karşın bunu değiştirmek için reddedici veya teslimiyetçi bir tavrın fayda sağlamayacağını bize göstermeye çalışmıştır. Batı'dan ödünç alınan fikirleri kesin bir dille kabul etmemiş ve Müslümanların iç güvenlerini kazanmaları gerektiğini ve sosyal ve kültürel açıdan kendi fikirlerini üretme ve geliştirmede cesur olmaları gerektiğini savunmuştur. Bu fikirleriyle Bin Nebi, modem dönemde değerleri özellikle Batı kaynaklı etkiler altında donan veya yozlaşan Müslümanlara, dinleri yolunda çalışmanın ve yeni bir kültür ve medeniyet yaratmanın yolunu ve bunun şevkini sağlayacak temelleri sunmaya çabalamıştır. Gerçekleşmesinin yolunun özgür beyinlerle ve ruhlarla olabileceğini açıkça göstermiştir.” (Tamer Yıldırım, Malik Bin Nebi ve Kur’an Fenomeni Üzerine, Marife, Bahar 2013, s.51)

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Sayenizde Kurban