Bugün diyanet tarafından verilen Cuma hutbesi içeriği bakımından mükemmeldi. Ancak bu hutbenin içeriğine öncelikle Diyanet'in kendisi muhataptır. Çünkü bu hutbede sözü edilen çok sayıda haram ve ihlal Diyanet teşkilatı için fazlasıyla söz konusudur. Kamu malı konusundaki muhatap, öncelikle merkezi hükümet ve yerel yönetimlerdir.
Türkiye bürokrasisinde hemen her kademede rüşvet ve yolsuzluk yaygın durumdadır. Çok daha vahimi ise halkın büyük çoğunluğunun yolsuzluğu sorun etmemesidir. " Bal tutan parmağını yalar", " Devlet malı deniz yemeyen domuz" yaklaşımı, "Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı deme" pragmatizmi her tür yolsuzluğa kapı aralayan bir sosyoloji yaratmaktadır.
Bir diğer önemli konu da halkın büyük çoğunluğunun yolsuzluk karşında ilkesel davranmamasıdır. Çoğunluk kendisine sağlanan ayrıcalığa bir haketiş olarak bakarken, başkasına yapılan ayrıcalığa itiraz etmektedir.
Bu ülkede eş, dost, akraba, tanıdık kayırmacılığı olarak tanımlanan Nepotizm son derece yaygındır. Üstelik nepotizme çok uygun bir sistem vardır. Liyakat ve mesleki yeterliliğin belirleyici değer olmadığı yerde nepotizmin yaygın hale gelmesine şaşılmamalıdır. Kuşkusuz tüm bu sorunların önlenmesi adalet ve hukukun üstünlüğünün etkin olmasına bağlıdır.
Yolsuzluğun ve liyakatsizliğin yaygın olduğu bir yapıda adalet duygusunun zedelenmemesi imkansızdır. İle yerleşmek için yeteneğin ve başarının yeterli olmadığının görülmesi adalet duygusunu yok eder. Bu durun toplumda sisteme ve sistemin kurumlarına olan güven duygusunu ortadan kaldırır. Güven duygusunun olmadığı bir yapıda her birey kendi menfaatini öne alarak davranış geliştirme yolunun seçer.
Toplumsal barışın temel değeri olan hak kavramı, hukukun konumunu öne çıkarır. İnsanlar yargılamanın adil olmadığı, etkili olan kişilerin gereken cezayı almadığına tanık olduğunda hukuka olan güvenleri biter. Bu durum kurumsal çürümüşlüğün zirvesidir.
Adaletin olmadığı yerde yalakalık en değerli sosyal davranış biçimi olur. Yalakalıkta belirleyici değer verimlilik ve liyakat değil, her halükarda içinde bulunduğu yapının liderini savunmaktır.
Yalakaların değer gördüğü bir yapıda, liyakat olmadığından verimlilikte düşer. Çünkü bir görece hak eden gelmediğinden beklenen verim sağlanamayacaktır. Nepotizmin yaygınlığı toplumsal yapıda ahlaki çözülmeye yol açar.
Adalet; parti, cemaat, grup aidiyetinin üstünde bir değerdir. Bu değer üzerinde özenle durulmalıdır. Bu yüzden devletin dininin adalet olduğu söylenmiştir. Çünkü adalet ortadan kalktığında devlet, büyük bir çeteye dönüşür. Devleti suç örgütü olan çeteden ayıran en önemli ölçüt adalettir.
Yaşadıkları ortamın sınırları İslam'ın ahlak ilkeleriyle uyuşmazlık içinde olan dindarlar, ortamı değiştirmek yerine ona uyum sağlayacak bir dini anlayış ürettiler. Zamanla ürettikleri bu inanç biçimini dinin yerine koydular. Diyanet teşkilatının insanların dünyevileşmesinde büyük etkisi oldu. Dindarlar dünyevileşmeyi büyük ölçüde gelenek, muhafazakarlık ve modernite üçlüsü üzerinden gerçekleştirdi.
Diyanet teşkilatı kurulduğundan beri devlet merkezli bir İslam tanımlaması içinde olmuştur. Bu durum adaleti devletin varlığına feda eden bir İslam algısının yerleşmesini beslemiştir. "Yaşadığımız topraklarda aidiyet topluma değil, devlete hasredilmiştir. Bu yüzden toplum karşısında yükümlülükler altında bulunmak hiçbir anlam ifade etmez. Buna mukabil devletle onu yaşatma yükümlülüğünü üstlenmeksizin bir bağ kuramazsınız. Çoktan aza, büyükten küçüğe doğru toplumun her birimi devlete sağladığı destek oranında mevki, makam sahibi olur. Yani devlete sadakatiyle temayüz etmiş yörelerden, çevrelerden, öbeklerden ve nihayet bireylerden söz etmek mümkündür. Konuşmanızı devleti kayıran minval üzere tertip ederseniz rakibinizin sesini kesebilirsiniz. Kurulu düzen toplumun değil, devletin esas olduğu anlayışına dayalı olarak ayakta durduğundan bizim yaşadığımız ülkede ‘topluma ihanet’ diye bir kavramın canlılık belirtisi yoktur; ama ‘devlete ihanet’ ispat edilemediği zaman bile zanlının işini bitirir." (İsmet Özel, Cuma Mektupları-II, “Seyrine Daldığınız Filmin Sonunu Bilmek Elbette İstemezsiniz)
Diyanet din ve adalet üzerinden konuşmalıdır, devletin ulusal çıkarları üzerinden değil.
Bir başka önemli nokta da Diyanetin Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi olmadığıdır. Bu yüzden dini bir konuda son sözü söyleyemez. Çünkü Diyanet ne kadar uzman kişilerden oluşsa da, neticede bunlar insandır ve insan olmanın zaaflarına sahiptir. Beşeri zihin ilahi kelam üzerinde ancak yanılma ihtimali daima olan bilgiler üretir.
GÜNDEMDEKİ KONULAR|DAVUT GÜLER
18.08.2026
Hac kesin kayıtları yarın başlıyor
29.07.2026
Ne Karma Ne De Zorunlu Eğitim|Özkan Yaman
30.07.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026
sessiz savaşlarımız MUSTAFA AKMEŞE 20.08.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 4 ÜSTÜN BOL 19.08.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026