1- Türkiye siyaseti, tarihsel tecrübesi dikkate alındığında, farklılıkların barış içinde yaşam idealine uygun olmadığı görülecektir. Bu nedenle farklı toplumsal gruplar arasında, diğerini olduğu gibi kabul eden, gerçek bir diyalog kurulamıyor. Diyalog, birbirini kabul eden iki kişi ve grup arasında gerçekleşir. Türkiye'de toplumsal gruplar arasında bir kabullenme değil, hakimiyet mücadelesi vardır. Bu yüzden diyalog çabaları iyi niyetle başlasa da hakimiyet duvarına çarparak işlevini kaybediyor.
2- Türkiye'de siyaset, devletin gücünü arkasına alarak zihinlerdeki projeyi adım adım uygulamak temeline dayanır. Bu toplumu yukarıdan aşağıya değiştirip dönüşmek amacını önceleyen bir siyaset anlayışıdır. Bu yüzden, ideolojik yapıları farklı olsa da bütün siyasal anlayışlar, karşı olduklarını söyleseler bile, Kemalizm’in toplumu yönetmek anlayışı ile ortaklaşırlar.
3- Türkiye siyaseti çoğulculuğa ve diyaloğa kapalı bir zihin yapısına sahiptir. Bu siyasetin bütün taraflarında baskın bir anlayıştır. Homojenliğin temel alan siyaset doğası gereği milliyetçiliğin hakimiyeti altındadır. Çoğulculuğun kabulü Türkiye toplumunun önemli bir zihinsel dönüşümünü gerektirir.
4- Türkiye siyaseti ulus devletin yapısından fazlasıyla etkilenmiştir. Bu yüzden farklılık daima tehdit olarak görülmüştür. Öteki ile kurulan ilişki anlamak ve kabullenmek üzerinden değil, tanımlamak ve değiştirmek üzerine kurulmuştur.
5- Tekil hakikat üzerine kurulu her sistem doğası gereği totaliterdir. Totaliter sistemler yapısal anlamda tekçidir ve çoğulculuğa kapalıdır.
6- Çoğulcu siyaset, etnik, dini ve kültürel yönden farklı olan toplumsal gruplar arasında kurulacak diyalogla anlam kazanır.
7- Türkiye siyaseti, çoğulcu bir anlayışa sahip olmamıştır. Çoğulcu temele dayanmayan siyaset, muhalefeti devlet karşısında tehdit olarak görmektedir. Nitekim Kürt sorunu da, büyük ölçüde, çoğulcu anlayışa sahip olmamanın sonucudur.
8- Devletin gücünü arkasına alan her siyasal anlayış, toplumu kendi ideolojisi yönünde değiştirip dönüştürmeyi hedefler. Bu dönüşüm arayışı ister istemez despotizme yol açar. Doğal olarak bu dönüşüme karşı çıkan gruplar, despotizmin önündeki en büyük engeldir.
9- Türkiye siyaseti, tarihsel süreçte otoriter anlayışın etkisi altında gelişmiştir. Bu siyasetin tarihsel temeli, Orta Asya otoriterliği ile Emevi siyaset anlayışı etrafında şekillenmiştir. Bu yüzden otoriterliği besleyen şef kültürü egemendir.
10 - Çoğulcu siyaset, Medine Vesikası'nın ilkeleri etrafında oluşturulabilir. Buradan hareketle dini, etnik ve kültürel bakımdan farklı olan topluluklar birer siyasal özne kabul edilerek, tarafların ortaklaştığı, katılıma dayalı bir siyasal sözleşme yapışabilir.
11- Türkiye siyaseti özcü ve mutlaktır yapısından süratle arındırılmalıdır. Kuşkusuz bu köklü bir siyasal zihniyet dönüşümünü gerektirir.
12- Türkiye'nin siyasal yapısı seçkinci bir temele dayandığından seçmen tercihleri çoğunlukla kuşku ile karşılanır. Türkiye'nin siyasal elitler uzun bir süre hem demokratik bir yönetimi savunmak hem de seçmen tercihlerini kuşku ile karşılayan tutum arasında çelişki içinde kalmıştır. Bu yüzden elitler askeri darbeleri normal kabul etmişler hatta desteklemişlerdir
13- İnsanı zaafa götüren yanlışlardan biri de, ötekini kategorik olarak reddetmektir. Bu tutum ötekinin tüm davranışlarını reddetmeye dönüktür. Böyle bir zihnin sağlıklı düşünmesi mümkün değildir. İktidar ve muhalefet taraftarları böyle düşünüyor. Oysa Kur'an'da Maide Suresinin 8. ayetinde "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin" diye çok önemli bir uyarı yapılarak, bireysel öfke veya düşmanlıkların adalet duygusunu zedelememesi gerektiği vurgulanır.
14-İktidar ya da muhalefet fark etmeksizin Türkiye siyasetinin en önemli, sorunlarından biri taraftarlıktır. Taraftarlık her sosyal grupta fazlasıyla vardır. Öyle ki desteklediği partinin lideri birbirine zıt iki açıklama ya da davranış sergilese de taraftar içeriğine bakmaksızın ikisini de desteklemektedir. Böyle bir zihnin eleştirel davranması mümkün değildir. Özeleştiri ise taraftara en uzak düşünce biçimidir.
15- Türkiye'nin siyasal yapısı seçkinci bir temele dayandığından seçmen tercihleri çoğunlukla kuşku ile karşılanır. Türkiye'nin siyasal elitler uzun bir süre hem demokratik bir yönetimi savunmak hem de seçmen tercihlerini kuşku ile karşılayan tutum arasında çelişki içinde kalmıştır. Bu yüzden elitler ( askerler, aydınlar, iş insanları, bürokratlar) çoğunlukla askeri darbeleri normal kabul etmişler hatta desteklemişlerdir. Kaldı ki daha da vahimi sivil siyasetçilerin önemli bir bölümü askeri vesayeti benimseyen bir siyaset izlemiştir. Bu durum vesayet sisteminin salt askerlerle sınırlı olmayan bir tutum olduğunu göstermektedir. Sivil siyaset retorik olarak askeri darbelere karşı olduğunu savunsa da, onu yeniden üretmekte ve kurumsallaştırmaktadır.
16- Egemen paradigmayı değiştirmeyi hedefleyen muhalif hareketler iktidara geldiklerinde paradigma içinden çözüm üretmeye çalışıyorlar. Bu durum zayıflayan paradigmayı her defasında yeniden üretirken, muhalif düşünceleri de kendine benzetiyor. Öte yandan paradigma içi çözüm arama amacı bütün muhalifleri birbirine benzetiyor. Bu yüzden iktidar değişimi fazla bir anlam taşımıyor.
17-Muhalif bir düzlem üzerinde siyaset yapmanın karşılığı olan bedeli ödemek yerine resmi ideolojiyi esnetme yoluna gitme ve uzlaşma davranışı, muhalif düşünceleri hem kendi iddialarından uzaklaştırıyor, hem de inandırıcılıklarını büyük ölçüde kaybediyorlar. Öte yandan bu durum siyaset yapmayı da önemli ölçüde anlamsızlaştırıyor.
Dindarlaşarak Gavurlaşma|Fuat Durgun
13.08.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026
MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI YUSUF YAVUZYILMAZ 09.08.2026
TÜRKİYE SİYASETİNİN SORUNLARI YUSUF YAVUZYILMAZ 15.08.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026