yorulduk be müslüman...
valla yorulduk...
çünkü
insan bazen hayatı yalnızca helal ve haram cetveli üzerinden okumaya başlıyor.
oysa bazı yorgunluklar vardır ki, haramın gönüllerde bıraktığı karanlık izlerden değil;
helalin içindeki ölçüsüzlükten doğar.
modern zamanın en sessiz imtihanlarından biri de budur sanırım:
konfor.
yanlış anlaşılmasın…
nimet düşmanlığı değildir benim dediğim.
güzel bir evde oturmak… kaliteli bir eşya kullanmak… bir filmi güçlü bir ses sistemiyle izlemek… estetik bir ortamı sevmek…
bunların hiçbiri tek başına suç değildir.
mesele başka yerde.
mesele, insanın ruhunda usul usul büyüyen “biraz daha” duygusudur.
mesela, önce film için normal bir ses yeter insana.
sonra biraz daha iyi bir ses ve sonra ses sistemi kurulur…
iyi olsun ki adeta filmin içine girelim!
sonra görüntü…
sonra koltuk…
sonra evin ışığı, rengi, dokusu…
ve fark edilmeden yaşamın kendisi,
sürekli iyileştirilmesi gereken bir projeye dönüşür hayatlarımız.
işte burada durup düşünmek gerekiyor.
çünkü nefsin tabiatı tuhaftır; sahip olduklarıyla sakinleşmez.
alışır.
sonra alıştığını küçümser.
ardından yenisini ister.
her ekonomik düzeyin sahibi
biraz bile zenginliğinin arttığı an itibariyle bir üst tabakanın yaşam biçimine dönüşüyor.
yani derim ki müslüman
araba, ev, döşeme, eşya adına kullanılan ne varsa işte onlar da dahil,
tatil anlayışına varıncaya kadar…
içilen çay bile americano bilmem neye
tavuk döner ne ara et dönere sonra suşiye evrilir fark etmez insan...
sonra sofranın sunumu bile ayrıcalık olur.
kur’an’ın “elhâkümü’t-tekâsür…” diye başlayan o sert uyarısı tam da bu insan hâline değiyor sanki:
“çokluk yarışı sizi oyaladı.”
dikkat edin;
ayet doğrudan haramı konuşmuyor.
çoğaltma dürtüsünü konuşuyor.
daha fazlasını istemenin, insanın dikkatini hakikatten nasıl koparabildiğini konuşuyor.
çünkü modern insan çoğu zaman aç olduğu için değil,
doymayı unuttuğu için yoruluyor.
bir düşünün…
kaç ev, huzur için kurulup beklenti deposuna dönüştü?
kaç aile, hayatı kolaylaştıralım derken hayatın yükünü ağırlaştırdı?
kaç insan, dinlenmek için aldığı şeylerin bakımını yapmakla daha çok yoruldu?
bu çağın trajedilerinden biri budur belki de:
insan eşyaya hükmetmek isterken, eşyanın standartlarına mahkûm oluyor.
oysa resulullah’ın şu sözü sadece serveti değil, insan psikolojisini de anlatır:
“ademoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikincisini ister.”
çünkü mesele altın değildir.
mesele, insan nefsinin genişleme iştahıdır.
bir yerde önüme düştü;
imam gazali’nin dikkat çektiği o ince yere geliyor söz:
nefs, ihtiyaç kadar istemez; kıyas kadar ister.
her sosyo-ekonomik düzeyin bir üstü vardır dost ve inanın
25 metrelik gemiciği olanının yanına demir atan
40 metrelik gemiye insan iç geçirmesi var ya ah!
kıyas işte.
başkasında gördüğünü…
daha yenisini…
bir tık daha konforlusunu…
biraz daha estetik olanı…
ve bu hikâye kolay kolay bitmez.
insana sorulan kadim sorularından biri şudur:
insanı mutlu eden şey sahip olduklarının artması mı,
yoksa ihtiyaçlarının azalması mı?
modern dünya birinci cevabı pazarlıyor.
hikmet ehli ise asırlardır ikinci cevabı fısıldıyor.
ve bazen insan, daha güzel bir hayatın peşinde koşarken…
elindeki hayatın bereketini sessizce kaybediyor…
kaybedilen ömür oluyor işte…
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026
MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI YUSUF YAVUZYILMAZ 09.08.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ-3 ÜSTÜN BOL 07.08.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026