metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Haberler / Yorum - Analiz

GÜNDEMDEKİ KONULAR|DAVUT GÜLER

18.08.2026

Bir asrı geçen zaman diliminden, bir yandan acıların yaşandığı diğer yandan zevk ve sefahatin yaşandığı ORTADOĞU’dan, ORTADOĞU’nun kalbi FİLİSTİN TOPRAKLARININ nisbeten özgür GAZZE’sinde, 7 Ekim 2023 AKSA TUFANI operasyonuyla HAMAS, sönmüş gibi görünen yanardağın yeniden patlaması gibi bir etki bıraktı.

İSRAİL ABD’e dayanışmasının bir eseri olan “İBRAHİM ANTLAŞMALARI”, ARAP ÜLKELERİNİ bir bir kendine bağlıyordu ki, AKSA TUFANI oyunu bozdu. Bu yeni yaşanmışlıklar gösterdi ki, İSRAİL kendini güvende hissettirecek bir iklimin olmadığını kabullenerek askeri stratejisini değiştirdi.

 İşgalci İSRAİL, ABD ve BİRLEŞİK KRALLIĞI da yanına alarak daha yıkıcı bir savaşa girdi. Bu zaman diliminden teknolojinin verdiği imkanlarla sanki bir film izler gibi, GAZZE gözlerimizin önünde ölüme ve yıkıma terk edildi. Yüz binlerce şehid, gazi ve enkaz bir şehir bırakarak film bitti.

Zamanımızın ROMASI’nın zalim yöneticisi NERON’larının emsali ve sözden barış adamı Trump, Şubat 2025’te 20 maddelik Gazze Barış Planını yürürlüğe koydu.

Sözde büyük barış adamı Trump(!), bir adım daha atarak 2. Planını yürürlüğe koydu, bu Plan, Şubat 2026’da ABD öncülüğündeki Barış Kurulu tarafından hazırlanmış ve BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2803 sayılı kararı ile de onaylanmıştır. Trump'ın Barış Kurulu 15 maddelik bir plan ilan etti. Kurulda İsrail ve bazı Arap ülkelerinin de yer aldığı 40 ülke bulunurken, Filistinli temsilciler yer almıyordu.

Filistin coğrafyasında bunlar yaşanırken, İsrail’in saldırgan ve sınır tanımaz yayılmacılığı bölge ülkelerini derinden etkiledi, her bir ülke yeni paradigma ve strateji değişikliğine gitme zorunluluğuna başvurdular

Türkiye iç çeperi kuvvetlendirmek savıyla Devlet Bahçeli, 2024 Ekim ayında Meclisin açılışında DEM’li Vekillerin elini tuttu, bu Türkiye'de bir heyecan yarattı, Bahçeli el yükseltti, 22 Ekim grup konuşmasında Abdullah Öcalan’ı DEM grubundan konuşmaya ve umut hakkını kullanmaya davet etti.

Bu noktaya nasıl gelmiştik, çözüm sürecinin buzdolabına kaldırılması, 15 Temmuz başarısız askeri kalkışma ve MHP’nin yardımıyla 2017’deki Anayasa değişikliğiyle Partili Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle yeni bir dönem başlamıştı. MHP, artık AK PARTİ iktidarının ortağı, bu yeni süreçte MHP kendine ‘Denge ve Denetleme’ görevi vermişti. Her ne kadar ülkeyi yeni sistemin gereği ‘Partili Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’nin başı Tayyip Erdoğan yönetiyorsa da ayarı Devlet Bahçeli veriyordu. Bu yeni süreçte, Bahçeli her fırsatta, DEM’in kapatılması, Milletvekillerinin maaşlarının şehid ailelerine verilmesi ve benzeri partilerin kurulmasına da izin verilmemesi siyasetinden, Abdullah Öcalan için kurucu önder söylemine geçti.

Türkiye'de bunlar olurken, Suriye’de de baş döndürücü gelişmeler oldu. 13 yıllık iç savaş veya vekalet savaşı, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın Şam’ı terk etmesiyle Ahmet el Colani, Ahmet eş-Şara olarak Şam’ın yeni başkanı oldu.

(1963-2024) 59 yıllık Baas iktidarı ömrünü tamamlamış ama yerine nasıl bir rejim veya iktidar gelecek bunun belirsizliği yaşanıyordu. 13 yıl süren iç savaşın son 5, 6 yılında Suriye fiilen 3’e bölünmüştü. Beşar Esad’ın yönettiği ŞAM merkezli Baas rejimi, İDLİB merkezli, Colani’nin yönettiği ‘Kurtuluş Hükümeti’ ve Fırat’ın Doğusunda Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’nin başında olduğu ve SDG’nin yönettiği ‘Rojava yönetimi’.

8 Aralık’ta Beşar Esad Şam’ terk edip Rusya'ya kaçınca, fiilen Baas rejimi çökmüş ve yeni dönem başlamıştı. Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayına kim oturursa o Suriye’yi yönetecekti. 27 Kasım’daki yürüyüşlerini sürdüren HTŞ güçleri 8 Aralık’ta Şam’a girdiler, HTŞ’nin lideri Ahmet el Colani, Ahmet eş-Şara olarak saraya oturdu ve Şam'ın yeni lideri oldu, artık 8 Aralık 2024’ten itibaren Ahmed eş-Şara dönemi başlamış oldu.

ABD neden İlham Ahmed ve Mazlum Kobani’yi tercih etmedi de Ahmed el-Colani’yi tercih etti? Sorusu cevap arıyordu;

Yüz yıldır bir çözüme kavuşmamış bir Kürt sorunu vardı, dört parçaya bölünmüş ulus devletler tarafından yönetilen Kürtler, demografik olarak ta en az bir nüfusa sahip olan bir ülke olan Suriye'de yönetimi Kürtlere vermek, Kürtlerin yaşadığı diğer iki ülkeyi çok rahatsız edeceği gerçekliği ABD’yi Colani’ye yöneltti.

Artık sıra Colani’nin, eş-Şara’ya dönüşmesi dönemi başladı, önce İsrail Colani’nin el ve ayak tırnaklarını söktü yani hava ve deniz üslerini bombaladı, Colani’nin İdlib’deki silahları neyse anacak onlara sahip olabilir. Bu ne demekti, sen bu silahlarla ülke içindeki muhaliflerini alt edebilirsin, sakın ha bana (İsrail) yönelmek için aklını çelmesinler bu elindekileri de kaybedebilirsin, hatırlatmasında bulundu ve bir adım daha attı, artık GOLAN TEPELERİ’ni unut, orası İsrail toprağıdır, İsrail’in suç ortağı TRUMP’ta GOLAN TEPELERİ’ni İsrail'e verdim, dedi. İsrail el yükseltti kendini destekleyen DÜRZİLER’e de bir ikramda bulundu, Süveyda bölgesini özerk bölge olarak ilan etti, garantörlüğünü de üstlenmiş oldu.

Suriye'deki rejim değişikliği tüm bölgeyi derinden etkiledi, Ukrayna’yla savaşan Rusya kendi derdine düştü, anacak müttefiki olan Baas rejiminin başı olan Beşar Esad'ı yanına alarak koruyabildi. İran, Araplar içinden en büyük müttefiki olan Suriye'yi kaybetti, Lübnan’a açılan karayolu koridorunu da kaybederek HİZBULLAH’a yapacağı askeri lojistik yolları kesildi. Hem İran hem de Hizbullah Suriye’deki tüm askeri varlığını çekmek zorunda kaldı, tabii ki bu İsrail’i bayağı rahatlattı, Suriye hava sahası İsrail için mayınsız bir araziye dönüştü.

Türkiye bu süreçten kazançlı gibi göründüyse de İsrail'in sınır tanımaz bu şımarık hali, ülkenin derinlerinden bir endişeyi de görünür kıldı. İsrail güçlendikçe hem ideali olan topraklara kavuşma heyecanı yaşarken hem de kendi güvenliğini tahkim etmek için çevre ülkelerin farklılıklarını kaşıyarak, onlara bazı statü taahhüdünde bulunarak, işlediği zulümleri unutturarak, bir bölgesel güç olarak onların garantörü olabileceğinin propagandasını yapmaktan ta çekinmiyor.

İsrail, varlığının kalıcı olmasının stratejisini düşmanlarının zayıflığına dayandırıyor. Bunu da ancak düşmanlarını küçük parçalara ayırırsa başarılı olacağını düşünüyor. Bir yandan ABD himayesinde İBRAHİM ANTLAŞMALARI’nı yaygınlaştırmaya çalışırken diğer yandan varlığını yok sayan İran, Hizbullah, Ensarullah, Haşdi Şa’bi, HAMAS ve İSLAMİ CİHAD gibi güçlere de doğrudan saldırıyor.

İsrail ve ABD 2025’te 12 gün, 2026’da 40 gün savaşla İRAN'la doğrudan savaştılar. 40 gün süren savaş sonunda ABD ve İsrail şöyle bir iş bölümüne gittiler gibi İsrail, Filistin ve Lübnan topraklarını sürekli bombalayarak hem insanların ölümüne sebep oluyor hem de bu toprakların güvenle yaşanacak bir yer olmadığını ora halkına dayatıyor. ABD’de İran’la sözde vardığı ateşkesi ne yok sayıyor ne de o ateşkese uyuyor. Savaşla yenemediği İran'ı istikrarsızlaştırarak halkın rejime buğzunu yükseltmeye çalışıyor. Aynı zamanda ORTADOĞU coğrafyasının etnik ve mezhebi farklılıklarını düşmanlığa dönüştürerek bir kutuplaştırma ve daha ilerisi bir çatışmaya dönüştürecek paktlar kurmayı cesaretlendiriyor.

Bu bağlamda "MEKKE ORTAK SAVUNMA ANTLAŞMASI"nın değerlendirmemiz daha da bir önem kazanıyor. Bu antlaşma şu haliyle üç ülkeyi kapsamaktadır, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, bu ülkelere kim saldıracak ki savunma ihtiyacı duyuyorlar? Bu antlaşmayı anlamlı kılan bu üç ülke bölgenin en büyük ülkeleri olmalarıdır. Şu haliyle Suudi Arabistan hem Yemen’le hem de İran'la direkt veya indirekt savaş halindedir. Suudiler Yemen'de Ensarullah’la ve ABD üstlerini topraklarından bulundurdukları için de İran'la dolaylı da olsa savaş halindedir. Türkiye ve Pakistan bu Savunma Antlaşmasına niye dahil oldular, yarın Suudi Arabistan bu haliyle İran ve Yemen hükümetine karşı savaşmak için Pakistan ve Türkiye’yi savaşa çağırırsa, Türkiye ne yapacak, İran'a savaş mı açacak?

Bu MEKKE MUTABAKATI adını verdikleri Savunma Antlaşması, bölgenin yararına olması en büyük temennimizdir. Bu temennimizin olması içinde antlaşmayı yapan ülkeler, açık bir şekilde ABD’nin bölgeden çekilmesini ve antlaşmaya İran ve Mısır’ı da ekleyerek Avrupa Birliği’ni oluşturan kurucu devletler gibi iyi bir sözleşme yaparak diğer bölge ülkelerini de içine alarak büyük bir güce dönüştürebilirler. Farklı girişimler bize yaramaz yani bölge ülkelerine yaramaz hatta düşmanlıkları daha da artırır. Yolun başındayken bu girişimi hayırlı bir birlikteliğe dönüştürürsünüz ya da daha önce oluşturulan birliktelikler gibi tarihin çöp sepetine atarsınız, CENTO vs. gibi... 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş