Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi 60 ila 82. ayetleri arasında -yukarıda isimlendirmeye çalıştığımız- bir kıssa anlatılmaktadır. Genellikle bu kıssa, “Musa ile Hızır Kıssası” olarak bilinir. Lakin ben o kula başka bir isim vereceğim. Aklın bilgisinden yani “mantık”tan daha üstün olan fuadın bilgisine yani “hikmet”e sahip olduğu için ona “Hakîm” diyeceğim. Benim Hakîm dediğim genelin ise Hızır olarak isimlendirdiği kul hakkında büyük bir edebiyat oluşmuş ancak hikâyenin üçüncü kahramanı Musa’nın hizmetkarı olan “Genç” (feta) görmezden gelinmiştir. Musa aleyhisselam ise, zaten bilinen ve tanınan bir peygamberdir.
Kıssa, kısaca şöyle özetlenebilir. Musa Aleyhisselam, Allah’ın farklı bir ilim öğrettiği kullarından biri ile buluşmak üzere hizmetinde bulunan genci yanına alarak iki denizin birleştiği yere gider. Ancak oraya vardıklarında bir süre dinlenmelerine rağmen buluşacakları yer olduğunu anlayamadıkları için yola devam ederler. Yorulduklarında ise Musa aleyhisselam yanındaki gençten sofra kurmasını ister. Fakat genç, azık olarak getirdikleri balığın selede olmadığını söyler. Balık dinlendikleri yerde suya atlamış ancak onlar bunu fark etmemişler. Bunun buluşma yeri için bir işaret olduğunu düşünen Musa Aleyhisselam ve genç geri döner. Geri döndüklerinde o kulun da geldiğini görürler.
Musa Aleyhisselam ondan sahip olduğu ilmi kendisine de öğretmesini ister. Ama o, “sen benimle olmaya dayanamaz, sabredemezsin. Yaptıklarıma itiraz edersin,” der. Musa, soru sorarak itiraz etmeyeceğine söz verir. Birlikte yola koyulurlar. Bir gemiye binerler. O kul, geminin bazı yerlerini deler, gemiyi hasarlı hale getirir. Musa, buna itiraz eder. O kul, “sen benimle yolculuk edemezsin benim yaptıklarıma dayanamazsın demedim mi?” der. Musa bir daha itiraz etmeyeceğine söz verince yeniden yola çıkarlar. Bu defa vardıkları yerde ihtiyar bir aileye misafir olurlar. Ama o kul, evin çocuğun sebepsiz yere öldürür. Musa yine, “ne kötü bir iş yaptın, halbuki onlar bize evlerini açtılar” der. O kul, “ben sana benimle olmaya dayanamazsın demedim mi? İşte yine dayanamadın” der. Musa, “Bir daha itiraz edersem yolculuğumuzu sona erdirirsin” diyerek son kez izin alır. Bu defa bir köye misafir olmak isterler ama kimse onları evine almaz. Lakin o kul, köyde yıkılmak üzere olan bir duvar görür ve onu tamir eder. Musa, duruma şaşırıp yine itiraz eder. O kul, “İşte yolun sonuna geldik, artık ayrılık zamanı geldi ama ben yine de sana olan biteni anlatayım. Gemiyi ileride karşımıza çıkacak olan zorbalardan korumak, ona el koymalarına mâni olmak için kusurlu hale getirdim. Çocuk büyüdüğünde kötü birisi olacaktı, ana babasına zarar vermesin diye öldürdüm. Duvar ise iki yetim çocuğa miras kalmış bahçenin duvarıydı. Altında hazine vardı, ortaya çıkarsa ellerinden alırlar diye duvarı tamir ettim. İstedim ki çocuklar büyüyene kadar kimse hazineye ulaşamasın. İşte dayanamadığın şeylerin sırrı budur” der. (Söz uzamasın diye ayet mealleri birebir alınmamış özetlenmiştir)
İlk bakışta aklınıza şöyle bir soru gelebilir. “Günahsız bir çocuk gelecekte suç işleyecek diye nasıl öldürülür?” (Nitekim böyle düşünenler de olmuş.) Yüzeysel bir bakış açısı ve düz mantık ile yetinildiğinde bu itiraz insana doğru gibi gelebilir! Ama Kur’an-ı Kerim, içerisinde muhkem ayetler olduğu gibi müteşâbih ayetler olduğunu da beyan ediyor. O halde bu ayetleri okurken müteşâbihat bahsini göz önünde bulundurmak gerekir.
İmam Gazali’nin ayetlerin zahiri anlamlarını külliyen yok sayan bâtınilere yaptığı itirazları göz önünde bulundurmak kayıt ve şartıyla ayetlerin lafızlarından öte deruni anlamlar taşıyabileceğini de kabullenmeliyiz.
Bu kıssa da üç kişiden bahsedilmektedir. Ana kahraman Musa aleyhisselamdır. İkinci şahıs Allah’ın rahmet ettiği özel bir ilim öğrettiği kişidir. Her ne kadar ayetlerde bir ad/isim belirtilmese de bu kişiye genellikle “Hızır” diyorlar. Girişte dile getirdiğim gibi ben “Hakîm” demeyi tercih ediyorum. En doğrusunu Allah bilir. Üçüncü şahıs da yine isim verilmeden sadece “Fetâ” (genç) denilerek anlatılıyor. Alimlerimiz bu gencin üzerinde pek fazla durmuyorlar, sadece bazı müfessirler onun Yuşa peygamber olduğunu söylemişler.
Bana öyle geliyor ki bu kıssa müteşâbihattandır. Gazali’nin uyarasını göz önünde bulundurarak lafzi anlamı yok saymamak kaydıyla bu üç kişiyi iki biçimde tevil etmek de mümkün.
Birincisi: Bu kıssa, insan ömrünün üç dönemini simgelemektedir. Fetâ, çocukluk ve gençlik dönemidir. Bu dönemde insan, henüz aklını tam olarak kullanamaz, daha çok beş duyusu ile sınırlı bir idrak seviyesinde yaşar. Musa, olgunluk dönemini temsil eder. İnsan, bu dönemde tam bir akli idrak seviyesine yükselmiştir. Yapıp ettiklerini aklın kontrolünde gerçekleştirir. Artık insanın fiillerinde gerçek karar verici ve fail akıldır. Bu dönemin bir özelliği daha vardır. Duyu organları tamamen devre dışı bırakılmamıştır. Bilakis aklın hizmetkarı haline gelmiştir. Bu yüzden kıssada fetâ, Musa’nın hizmetindedir. Rahmet edilmiş ve özel ilim öğretilmiş kul ise ihtiyarlık döneminin temsilidir. Bu dönemde insan, aklın da bir yerden sonra eşyanın ve hadisatın künhüne ermekte kifayetsiz kalabileceğini fark eder. İhtiyarlık çağında Kur’an-ı Kerim’in “fuâd”, “kalp” ve “sîne” olarak ifade ettiği batılı feylesofların ise “sezgi” dediği unsur devreye girer. Bu bambaşka bir idrak çeşididir. Bazıları buna bilgelik diyor, Mevlâna ise aşk ismini veriyor. Mevlâna: “Hamdım, piştim, yandım” demek suretiyle insanın bu üç dönemine işaret etmektedir.
Gerçekten de insan ömründe, üç dönem vardır ve her bir dönem kendine has özellikler taşımaktadır. Çocukluk dönemi her şeyi yeni yeni öğrendiğimiz ve daha çok beş duyumuzun faal olduğu bir dönemdir. Olgunluk (yani 18 ile 40 yaş arası) akli melekelerimizin yoğun biçimde faal olduğu dönemdir ki bu dönemde her şeyi akıl süzgecinden geçiririz. Ve nihayet ihtiyarlık dönemi, iyice tecrübelendiğimiz, olayları daha derinden kavradığımız, hadiselere başka türlü bakabildiğimiz bir dönemdir. Bunlar arasındaki farkı çocukluk yıllarında ve ilk olgunluk döneminde anlamamız gerçekten zordur. Ama yaşımız kırkı geçtiğinde yani ikinci olgunluk sürecine girdiğimizde ömrümüzün bu üç dönemini belirgin biçimde fark ederiz. Elbette bu anlattığımı gençlere ve kırk yaş altındaki insanlara kabul ettirmek çok zordur. Bu hal bit-tecrübe sabittir.
İkinci tevilim ise şöyledir: Feta, beş duyumuzu. Musa, aklımızı, rahmet edilmiş ve özel ilim öğretilmiş kul olan Hakîm ise Kur’an-ı Kerim’in “fuâd” dediği kalbi temsil etmektedir. Buradaki kalp kelimesinin göğsümüzde bulunan içi kan dolu etten yapılma uzvumuz olmadığını söylemeye gerek yok herhalde. Bazı feylesofların “sezgi” dediği işi yapan yanımızdır o. Bu yanımız Ebu Hanife’nin kıyas katı bir sonuç verdiğinde “istihsan” yapıyorum dediğinde çalışan mekanizmamızdır.
Yani kıssa ile ilgilenenlerin üzerinde pek durmadığı genç, duyu organlarımızı temsil etmektedir ki çocuk akıl baliğ olduktan sonra aklın hizmetkarı olur.
Endülüslü Müslüman feylesof İbni Rüşd, insanları idrak seviyeleri bakımından “ahbâri”, “cedeli” ve “burhâni” olarak üç kategoriye ayırmaktadır. Alimlerimizin bir kısmı da “avam”, “havas” ve “havassü’l-havas” diye tasnif etmektedirler. Aslında bunlar ve benzeri tasniflerin menşei kıssadaki “feta”, “musa” ve “rahmet edilmiş ve özel ilim öğretilmiş kul” tiplemesinden çıktığını düşünebiliriz.
Son olarak iki denizden kastedilenin “akıl” ve “fuâd” olduğunu da söylemeliyim. İşte gerçek olgunluk, aklın fuadın hikmetlerini göz önünde bulundurarak çalışmasıyla mümkündür. Hatta Musa’nın Fetâ ile buluşma yerini fark etmeden geçip gitmesini pek çok insanın fuâd idrakini fark edemeden ömrünün sonuna gelmesine yorabiliriz. Burada azık olarak getirdikleri bağın denize dalıp gitmesini de insanın gençlik yıllarındaki hareketliliğine yorabiliriz. Yani belli bir yaştan sonra yitirdiğimiz hareketlilik ve canlılığımızın teşbihidir balık.
Ezcümle, kıssanın lafzi ve zahiri anlamını yadsımadan (ihmal etmeden) ancak bununla yetinmeyerek daha deruni biçimde anlamak için gayret gösterdiğimizde buna benzer manalar çıkarmamız mümkündür.
En doğrusunu Allah bilir…
Dindarlaşarak Gavurlaşma|Fuat Durgun
13.08.2026
GÜNDEMDEKİ KONULAR|DAVUT GÜLER
18.08.2026
Özgür Özel, yeni partiyi ilan etti
21.07.2026
8 üniversiteye rektör ataması
23.07.2026
TBMM'den Somali tezkeresine onay
23.07.2026
TÜRKİYE SİYASETİNİN SORUNLARI YUSUF YAVUZYILMAZ 15.08.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 4 ÜSTÜN BOL 19.08.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026
CHP, REJİM VE DEVLET SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 26.07.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026