Tarihin her devresinde olup duran toplumsal alandaki önlenemeyen bütün değişim ve dönüşümlerin arkasında şüphesiz birçok etken ve sebep vardı, her sebebin de gelişmeye kendince önemli bir katkısı oldu.
Her değişim bir sosyal yapının içinden çıktı, olumlu yahut olumsuz olsa da mevcuttaki statüyü/düzeni/dini değiştirip yeniledi.
Değişim ve dönüşümü sağlayan bir çok sebep oldu fakat bir sebep vardı ki sebepler hiyerarşisinde asıl rolü oynadı, sebeplerin sebebi oldu, diğerlerini etkiledi, peşine takıp uyumu sağlattı.
Şu halde değişim ve dönüşümleri anlamada sebepler hiyerarşisindeki ana sebebi bulmak önemlidir: Mevcuttakini daha iyiye doğru değiştirme tarafında olanlar için…
Din, kendi başına amaç, otonom bir kategori olarak toplumsal işleri ve ilişkileri düzenleme, herkesin uyacağı sınırları tayin etme, adalet temelinde itaat ve iktidar ilişkisini belirlemede her daim ana etken, ana sebep olmuştur. Zaten din denen de bunu yapandır.
Din var din var: Tevhid temelli olanla şirk temelli olan olarak ikiye ayrılır, tarihsel akışta bu ikisi çatışan rotada hareket ederler. İki din bir arada olmaz.
Toplumsal yapılanmanın, siyasal düzenin ve iktidar itaat ilişkisinin hangi dine dayandığı, onun adil olup olmadığıyla ölçülebilir: Zalim olana karşı itiraz ve reddiye, ana sebebe bağlı kalarak değişim ve dönüşümü harekete geçirir…
Mekke’ye dönersek, orada şehirli bir topluluk var, ticari, hukuki ve siyasi organizasyon işi tamamlanmış, kentin toplumsal kimliği, düzeni, birlik ve dayanışması büyük putlarına referansla tesis edilmiş.
Orada yaşanan günlük hayat, değerler sistemi, toplumsal ilişkiler, tarihsel dayanak ve mensubiyeti sağlayan değer yüklü dini/ideolojik bağlar şirk dinini temsil ediyor.
Yani ilişkiler ve değerler hiyerarşisinde ana etken ve belirleyici unsur, paganizmin değişmeyen “ma’butları”na dayalı. Dolayısıyla Müslümanlık orada ma’butların reddiyesi ve tek ma’buda dönüşü isteyen dini bir itiraz ve karşı çıkışın ifadesidir.
Çünkü burdan başlıyordu her şey. Çünkü bütün değişim ve dönüşümler böyle başlayıp temellenirdi...
Başka bir deyişle şehirde mukim kavim/toplum yapısı, dini mensubiyet bağı, yaşam güvenliği, düzeni sağlayan iktidar itaat ilişkisi
Şehre kimlik ve kültürünü veren putları/ma’butları ile meşruiyet kazanan bilgi biçimi ve değer sistemi
Burdan imtiyaz ve haklılık sağlayan kabile şefleri, servet sahipleri, siyasi liderleri ile muhkem kalınmış “hileli/zalim bir düzen” söz konusu iken
Buna itiraz edip esastan reddiye yapan yeni bir din/düzen sahipliği ortaya çıkmıştı.
Şu halde Müslümanlık en temelde mevcuttaki dini/toplumsal yapının dayanağı şirk dinini terk etmekle, bunun sağladığı mensubiyeti ve güvenliği kopartmak, yerine tevhid temelli dini/düzen taraftarı olmakla varlık bulacaktı.
Bundan sonradır ki diğer etkenler olarak gözüken evlilik, miras, komşuluk, ticaret, siyaset, ibadet, hasımlık, hısımlık vs ilişkilerindeki ahlaki değişimler arkadan gelecekti.
Çünkü bunların tümü ana nedene bağlı, tümü ana nedenle anlamlıydı…
Mekke’de Müslüman olmak, ana neden olan tek ma’but’a bağlılıkla irtibatlı olarak
İtaat ve iktidar ilişkisini ve dini mensubiyeti değiştirmekte olduğundan
Doğal olarak kavim/millet koruma alanından çıkmak, fikri fiziki tüm saldırıları ve ölümü göze almak demekti.
Çünkü güvenliği ve korumayı sağlayan mensubiyete dair her ne bağ var idiyse onlardan kopuyor,
Risaleti tasdik eden bir “Muhammed’i” oluyor, taraf değiştiriyordun. Yani iman bağıyla bağlanmış, buraya mensup, teslim/İslam olmuş oluyordun.
Yani artık vekilin/velin/hamin/koruyucun/emredicin sadece Allah’tı. Artık Allah’ın güvenlik alanındaydın…..
Mekke’de Müslüman Olmak
Yalnızca bir inanç değişimi olup bu seviyede kalmak olsaydı bir din/düzen çatışması olmayacaktı. Ama İslam olmak bir din olarak aynı zamanda başka bir din/düzen taraftarı olmaktı.
Dolayısıyla Müslümanlık tarihin her devresinde, her toplumsal yapısında, sosyo ekonomik ve politik her şartında olduğu üzere herkesin harcı bir iş/değişim, kararlılık değildi, olamazdı da.
Zira İslam dini, tarihin işporta tezgahında satılıp duran, herkeslerin de müşterisi olduğu “ürünlerden/dinlerden” bir din değildi…
Mekke’de İslam olanlar ilkin kabile/kavim/kent/millet oluşumunu sağlayan ma’butlarına reddiye, liderliği, itaat ve iktidar ilişkisini kopartmaya
Yerine yegane ma’buta bağlanıp yeni bir iktidar itaat ilişkisi ve mensubiyeti kurarak şahsen hürriyete kavuşacaktı.
Aklına ve boynuna vurulmuş zincirleri kırarak, kadın yahut erkek statükoya/şirk dinine karşı olarak
İki veya çoklu efendiye/ma’butlara bağlılığı terk edip tek efendiye/ma’buda bağlanarak hür olacak, maliyetine de katlanacaktı.
İşte bu kolay bir iş, herkesin harcı bir iş ve dönüş değildi. Herkesin vereceği ikrar değildi. Hürriyeti tatmayalar için olamazdı da…
Mekke, elbette artık o Mekke değil, Mekkeliler de o Mekkeliler değil. Tarihi akış sürdü, çağlar değişti. Toplumsal yapılar, sosyo ekonomik ve siyasi düzenler/dinler ve şartlar da değişti.
Her şey mi değişti?
Hayır: İki dinin bir arada olamayacağı, ikisinin her daim çatışacağı gerçeği değişmedi. Şirk dininin tevhidi din kalıplarında dahi kendini yeniden üretebildiği değişmedi.
Hür olmak için Müslüman olmak şartı değişmedi. Yaratılış ve yapısal olarak insan değişmedi. Zulmü teşhir edip zalimlere itiraz eden Müslümanlık değişmedi. Çünkü
İsimleri değişikte olsa bir şirk dinine dayalı toplumsal yapılanma, iktidar itaat ilişkileri değişmedi. Kent ma’butları, hileli düzen sahipleri, haddi aşanlar, müstağniler şeklen değişse de esasen değişmedi…
Kıssadan hisse: Allah ölmedi, o hep var, ezeli ve ebedi tek varlık O. Dini de değişmedi. Zalime meyledenlere, hileli düzenlere/dinlere destek olanlara ateş var!
Trump: Bana komplo kurdular
03.02.2026
TASAVVUF VE SİYASET ÜZERİNE YUSUF YAVUZYILMAZ 08.02.2026
Bir “Şeye” Dönüşmek FEYZULLAH AKDAĞ 08.02.2026
Kavramı Taş Diye Atanlar KADİR ÇİÇEK 26.01.2026
Hayal Kırıklıkları ve Gerçekler YUSUF YAVUZYILMAZ 10.01.2026
Gardaş Ülke Özbekistan AHMET SEMİH TORUN 28.01.2026
Venezüella İran ve Suriye AHMET GÜRBÜZ 14.01.2026