LİBERAL PİYASA EKONOMİSİ, SANAL PARA VE BÜTÇE KANUNU
Liberal piyasa ekonomisini ve kapitalizmi savunan ekonomi uzmanların; bir toplumun gelişmişlik düzeyini, ferd başına düşen tüketim oranı ile açıkladıkları malûmdur. Tüketim ihtirası, bu dünya görüşünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Ürettiğinden fazlasını tüketmeye heveslenen kimseler, borçtan kurtulamazlar. Tüzel kişiliği olduğu farzedilen Devlet için de durum bundan farklı değildir. Vatandaşlarının tüketim ihtirasını kamçılayan ve israfı teşvik eden hiçbir siyasi iktidar iktisadi krizden kurtulamaz. Üretimin azaldığı, israfın ve tüketimin arttığı toplumlarda; insanların “pahalılık aldı yürüdü” diye yakınmalarının hiçbir manâsı yoktur. Ayrıca resmi ve özel bankaların; kredi mekanizmalarını kullanarak, karşılıksız olarak ürettikleri paranın iktisadi hayatı felce uğrattığını unutmamak gerekir.
Türkiye’nin yaşadığı iktisadi krizde, her iki unsurun da önemli payı vardır. Meselenin bir diğer boyutu da şudur: Türkiye’nin üretimdeki verimliliği; sanayileşmiş ülkelerin verimliliği ile kıyaslanamayacak derecede azdır. Meselâ: ABD’deki bir işçinin aylık geliri, Türkiye’deki bir işçinin yıllık gelirinden fazladır. Hatta ABD’de “işsizlik sigortasından” maaş alan bir kimsenin eline geçen miktar, Türkiye’deki en yüksek bürokratın maaşından fazladır. Sanayileşmiş ülkeler gibi üretim verimliliği sağlayamayan, buna mukabil onlar gibi tüketmeye heveslenen ülkelerin iktisadi krizden kurtulması mümkün değildir.

Batı düşüncesine damgasını vuran liberalizm; bireycilik, rasyonalizm, hümanizm ve doğal hukuk teorisi gibi siyasi tercihleri belirleyici unsur haline getirmiştir. Rasyonalizm, bireyi, rasyonal (akılcı) bir varlık olarak görür ve bireyin her türlü tercihine değer verir. Ayrıca her insanın doğuştan ve dokunulmaz haklara sahip olduğunu (doğal haklar öğretisi) esas alan bu felsefi akımın temsilcileri, hümanizm'in temel değerlerini benimsemişlerdir. İnsanoğlunu müstağni bir varlık olarak değerlendiren, ferdin egemen (özerk değil) olduğu alanlara müdahaleyi reddeden liberal filozoflar; münzel kitaba dayanan dinlerin hükümlerini de ‘insanın eğemen olduğu alanları sınırlalayan’ değerler olarak görür. Bu tesbitten sonra bir inceliğe daha işaret etmekte fayda vardır. Meşrû bir sebebe ve karşılıklı rızaya dayanmayan her türlü kazanç, değişik iktisadi krizleri beraberinde getirebilir. Günümüzde demagoji hastalığına tutulan siyasi partilerin; ya kendi proğramlarını, ya atalarının ideolojilerini “insanların tek kurtuluş yolu” olarak takdim ettiklerini söylemek mümkündür.
Yıllardır “enflasyonu durduracağız veya enflasyonu makûl bir düzeye indireceğiz” diyen politikacıların, serbest piyasa ekonomisini takdis ettiklerini söylemek mümkündür.
Hâlbuki Liberalizmi esas alan piyasa ekonomisi, insanların dünyevi ihtiraslarını ve hevâlarını ilâh edinmelerini beraberinde getirir. Bu iktisadi teoriye göre; insanların maddi hürriyetlerinin başında ‘ekonomik hürriyetleri’ gelir. Şahsi menfaatlerini, her türlü manevi değerin üzerinde gören insanların adalete riayet etmeleri kolay mıdır?
Jean De Lajudie; ‘İktisadi Doktrinler’ isimli eserinde, "Liberalizm bir hayaldir. Çünkü birbirine zıt dört ilke üzerine kurulmuştur. Bu ilkeler; şahsi menfaat, hürriyet, rekâbet ve sorumluluktur. " diyerek, bu ideolojinin değişmeyen esaslarını ortaya koymuştur.
Bütün dünyada, sınır tanımayan bir özgürlüğü savunan siyasi tercihler, "liberalizm" kavramıyla ifade edildiğini söylemek mümkündür. Bu tesbitten sonra, değeri ölçme ve değeri koruma gibi özellikleri asgariye indirilen sanal para meselesi üzerinde kısaca duralım.
Sanal Para Problemi ve Bütçe Kanunu
İtimat senedi hükmünde olan Türk lirası; siyasi iktidarların keyiflerine göre kullanabildikleri, bir silah haline gelmiştir. Zira politik bir tercih ile istenildiği kadar basılabilmesi mümkündür. Tüzel kişilik/hükmi şahsiyet olarak tarif edilen ve dokunulmazlık zırhına büründürülen devletin parası yoktur.

Devlet parayı dört yolla elde eder.
Birincisi: Vatandaşlarından vergi toplar. Bu para, son tahlilde vatandaşa aittir.
İkincisi: Karşılıklı veya karşılıksız para basma imtiyazını kullanır. Vatandaşın alım gücü bu yolla kendisine aktarılır.
Üçüncüsü: Borçlanır!.. Ancak bu borcu, belirli bir süre sonra vatandaştan aldığı vergiler ile ödeyeceği için, problem çözülmüş olmaz.
Dördüncüsü: İhracat, ithalat ve turizm gibi gelir getirici faaliyette bulunur ve para kazanır.
Senelerdir devam eden ‘cari açık’ problemi, devletin iktisadi faaliyetlerden istediği neticeyi elde edemediğinin delilidir. Son tahlilde ‘ikiz açık’ meselesi, devlet hazinesini yöneten kimselerin elini-kolunu bağlamaktadır. Emisyon yoluyla elde edilen sanal para ile enflasyon felâketinin önüne geçmek mümkün değildir. Bilindiği gibi nazari planda paranın; hem “değeri koruma” hem “değeri ölçme” özelliklerini koruması gerekir. Türk lirasının bu özelliklerini muhafaza edebilmesi için, Ak Parti iktidarının denk bütçe noktasında hassasiyet göstermesi gerekir. Hâlbuki 2022 yılı Konsolide bütçe metninde; giderlerinin 1 trilyon 750 milyar 957 milyon lira, bütçe gelirlerinin 1 trilyon 472 milyar 583 milyon lira olması, bütçe açığının ise 278 milyar lira olarak gerçekleşmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla buna denk bütçe demek mümkün değildir. Bilindiği gibi iktidarın bir yıl içinde gelirlerini hangi kaynaklardan elde edeceğini ve bu kaynaklarını nasıl kullanacağını gösteren konsolide bütçe; o ülkenin maliye politikalarını gösteren, en ciddi belgedir. Merkezi yönetim bütçeleri, bir yönüyle devletin gelirlerinden hangi toplumsal sınıflara nasıl ve ne kadar kaynak aktarılacağını gösteren ekonomik metinlerken, diğer bir yönüyle de devletin ve onun yürütme organı olan hükümetin bir yıl içindeki siyasi programını oluşturan siyasi belgelerdir.
Türkiye’nin 2022 yılı programına göre konsolide bütçenin gelirleri, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin giderlerinin 1 trilyon 730 milyar TL olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir. Bu bütçe gider büyüklüğü milli gelirin yaklaşık yüzde yirmi ikisi civarındadır. 2022 bütçe gelirinin de 1 trilyon 450 TL olması öngörülmüş, bu gelir büyüklüğü de milli gelirin yüzde on sekizine tekabül etmektedir. Altyapı meselesi ise başka bir proplemdir. Bugünkü kur üzerinden bir basit hesaplama yaparsak genel bütçe kapsamındaki giderlerinin dolar karşılığı (bugünkü kurdan) 125 milyar dolar civarındadır. Söz konusu 1 trilyon 730 milyar TL bütçe harcamasının da yaklaşık beş yüz milyar TL’si Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenecek devlet primleri dâhil personel gideridir. Bütçeden yapılacak faiz ödemeleri de 240 milyar TL dolayındadır. Toplam cari transferlerin 657 milyar TL civarında olacağı öngörülmektedir. Personel harcamalarını, faiz ödemelerini, cari transferleri ayırdığınızda geriye çok bir şey kalmayacağı görülmektedir. Bu sıkıcı rakamlardan sonra, geçtiğimiz ayın gündemini meşgul eden ‘asgarı ücret’ meselesini üzerinde de durmakta fayda vardır. İktisadi literatüründe asgari ücret; “çalışanın ve ailesinin; temel ihtiyaçlarını karşılaması için, işveren tarafından ödenmesi mecburi olan en düşük ücrettir” şeklinde tarif edilir. Çalışan ve işveren açısından asgari ücretin ayrı ayrı tahlil edilmesi gerekir.
Geçtiğimiz ay belirlenen net asgari ücret rakamının;(Net:4.253.40 TL) Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar açısından, beklentileri karşıladığı söylemek mümkündür. Ancak bu asgari ücretin işverene maliyetinin (Net:5.879.70 TL), sigortasız işçi çalıştırmanın cazip hale gelmesinini ön plâna çıkarabilir. Son yıllarda işsizlik oranının % 20 civarına çıktığı dikkate alınırsa, bu rakamın daha da artması söz konusu olabilir. .
Netice olarak şunu söyleyebiliriz: İnsanların iktisadi faaliyetlerinde; hem dünya görüşlerinin ve dini inançlarının, hem içinde yaşadıkların cemiyetin kültür değerlerinin etkisini görmek mümkündür.
İmam Fahrüddin-i Razi: ‘İktisad ilminin keyfiyetini’ izah ederken şöyle demiştir: ”İktisadın anlamı; aşırı gitmeksizin, kusurlu davranmaksızın ve eksik yapmaksızın bir işte itidali gözetmek, mutedil olmaktır. Kelimenin aslı, kastedip doğruya yönelmek manâsındaki ‘kasd’dır. Bu böyledir. Çünkü aradığı şeyi bilen kimse hiçbir tarafa sapmadan ve hiç tereddüt göstermeden doğruca ona yönelir. Aradığı şeyin nerede olduğunu bilmeyen kimse ise şaşırmış bir durumdadır. Bazan sağa gider, bazan da sola!.. İşte bu manâsından dolayı iktisad kelimesi, insanı hedefine götüren amelin ifadesi olmuştur.” İnsanların dünyevi ihtiraslarını tahrik eden ve israfın yayılmasını vesile olan liberal piyasa ekonomisi, sanal para sistemini ön plâna çıkarmış ve insanları birbirinin kurdu haline getirmiştir.
Schengen vizesinde yeni dönem
10.04.2026
İran heyetinden dünyaya mesaj!
11.04.2026
Aksa'da 6 hafta sonra ilk cuma namazı!
10.04.2026
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
2026 Ramazan Bayramı namazı saatleri!
18.03.2026
GAZZELİ ÇOCUKLARA BAYRAM HARÇLIĞI
19.03.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026