metrika yandex

Haberler / Yazı Dizisi

CEMAATTEN TERÖR ÖRGÜTÜNE FETÖ VE 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK DÜŞÜNCELER-3 / Yusuf Yavuzyılmaz

14.09.2021

Bütün Gizli Örgütler Sembolik Bir Dil Kullanırlar

            Cemaatin tükenişi kendi dışındaki etkenlerden değil, kendi davranışları yüzünden gerçekleşmektedir. Kendi dışındakileri görmezden gelen kibirli tutumlar, diğer cemaatleri hesaba katmayan bencil davranış biçimi, ilkesiz tutum ve davranışlar, hepsinden önemlisi cemaatin uluslar arası bir projenin aktörü olduğu kuşkusu, cemaatin toplumsal sermayesini tüketmektedir.

Cemaatin çok önemli bir sorunu da, cemaatin çıkarları için dinin araçsallaştırılması sorunudur. Dinin araçsallaştırılması aslında Hz. Peygamberinin vefatından çok zaman geçmeden, İslam tarihinin erken dönemlerinde başlamıştır. Hz. Peygamberin "seni isyankar bir güruh öldürecek "dediği sahabe, Muaviye’nin güçleri tarafından şehit edildiğinde, Muaviye şöyle diyordu: "Onu buraya getirenler onu öldürdü." Bu dinin en yüksek düzeyde araçsallaştırılmasıdır. Cemaatin her eylemini sahabeler referans gösterilerek meşrulaştırma çabası dinin araçsallaştırılmasının en çarpıcı örneklerindendir.

Hiçbir grup, cemaat, İslami anlayış kendi İslami öğretisini temel alarak diğer insanları bu öğretiye uymak için zorlayamaz. Sadece kendi yorumunun İslami olduğunu öne sürmek kimsenin iddiası olamaz. İslamı bir din olarak hiçbir kimse kendi anlayışı ile sınırlayamaz. Dinin araçsallaştırılmasına yol açacak bu girişimlerden uzak durmak gerekir.

Cemaat, karşılaştığı durumla ilgili, kendini eleştirmekten kaçınmakta, asla hata yapmadığına inanmakta, sorumluluğu sürekli kendi dışına transfer etmektedir.  Yeni eleştiri tarzı Türk siyasetini analiz ederken de ulusalcı-milliyetçi-Kemalist kesimlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Buradaki hakim paradigma, Türk siyasetinin sadece Batı’da politik merkezlerinde planlanıp, Türkiye'de uygun aktörler bulunması üzerinden yürütülüyor olmasıdır. Bu açıklama biçimi olayların iç faktörlerini sürekli olarak ihmal etmektedir.

Öyle görülüyor ki, kendi eleştirisini yapmayan/yapamayan yapılar içinde cemaatler ön sırada gelmektedir. Çünkü cemaat mensupları için cemaatin başında bulunan kişi, yanılgıdan uzak bir bilgi sistemine sahiptir. Ona olayların doğru bilgisi ve nasıl davranacağı Yaratıcı tarafından rüya ve ilham yoluyla bildirilmektedir. Rüya, ilham ve sezgi yoluyla gelen ve tartışılması mümkün olmayan bu bilgi türü, hem cemaate,hem de lidere güçlü bir bağlılık yaratıyor. Bu bağlılık cemaat mensupları arasında çok güçlü bir bağ oluşturuyor. Cemaatin çokça dillendirdiği “hoşgörü ve diyalog” anlayışına karşın, içyapısı oldukça sıkı bir bürokratik örgütlenmeye dayanıyor.

Cemaat uzun yıllardır, kendisine sadakatle bağlı, cemaatin stratejisini sorgulamadan benimseyen, ona hizmeti dine hizmet olarak yetiştiren bir paradigmaya sahip. Bu yüzden şu an cemaatten kopanların da cemaat içinde kalanlarında değerlendirmeleri sert, dışlayıcı ve kırıcı oluyor. Yaşanan hayal kırıklığı ne kadar büyük olursa varoluş kaygısı da o kadar büyük oluyor.

Gülen grubunun geçmişi, adaletsizlilerle, zulümlerle, adam kayırmalarla, başkalarının acılarına kayıtsız kalmalarla dolu olan bir yapıdır. Bir olay karşısında yapılması gereken cemaat önderi tarafından çeşitli yöntemlerle bildirilmektedir. Bu noktada cemaati motive eden retorik, cemaat önderinin söyleminde ortaya çıkmaktadır. Cemaat bağlıları için en yüce amaç cemaatin çıkarlarına hizmet etmektir. Bu yapının meşrulaştırılmasında din, kuşkusuz en büyük destekleyici söylemi üreten kaynaktır. Kur’an, Sünnet ve Sahabelerden verilen örnekler hep cemaatin sürdürdüğü pratiği desteklemek içindir. Bu kaynaklardan üretilen söylem cemaatin bağlılarını motive etmede en etkili araçlardan biridir.

Cemaat,12 Eylül ve 28 Şubat’ın destekçisi olan, bu dönemde kendilerine dokunulmaması için başka cemaatleri ve İslami hassasiyetleri hedef gösteren, verdikleri demeçlerle ve yaptıkları yayınlarla darbeyi onaylayan, kendilerine dokunmayan ve diğer Müslümanlar aleyhine olan uygulamalara ses çıkarmayan bir özelliğe sahiptir.

Cemaat, dini kendi menfaatleri için araçsallaştıran, ait oldukları grubun ekonomik çıkarlarını sağlamlaştırmak için sahabeleri seferber eden, cemaate gönül verenleri seferber edebilmek için rüya yorumlarını devreye sokan bir yapıdır.

Cemaatin karşısında olduklarına inandıkları herkesi yasadışı izleyen, bu konuda hiçbir ahlaki ilke tanımayan, usulsüz ve kanunsuz dinlemeler yapan bir yapıdır. Kanunsuz dinlemelerin bu kadar pervasızca yapılmasının altında, cemaatin devletin içinde oluşturduğu gizli istihbarat ağının büyük katkısı vardır.

Gizlilik, suikast ve lidere kayıtsız şartsız ölümüne bağlılık, verilen emirleri sorgulamadan hayatı pahasına yerine getirme Haşhaşiler’in temel özellikleridir. Öyle görülüyor ki, tek başına devlet otoritesine isyan etmek, insanların doğru yerde bulunduğunu göstermez. Haşhaşiler Selçuklu devletini ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı ama kendileri çok daha otoriter ve baskıcı bir yönetim öneriyorlardı. Çağımızdaki Alamut ve Hasan Sabbah ilgisi, kendisine ölümüne bağlı bir cemaat ya da örgüt oluşturmayı amaçlayan kişilerin ilgisini çekmektedir. Yoksa ne ideolojisi ne izlediği yöntem, demokratik değerlere bağlı özgür bir toplum oluşturmayı amaçlayan mücadeleler için asla referans olamaz.

Gülen Cemaatinin Haşhaşiler’le bağlantılı olarak anılması ele geçirmek istedikleri amaç doğrultusunda, kendilerini gizleme temelindeki örgütlenme biçimleriyle ilgilidir. Hangi görevlerde bulunurlarsa bulunsunlar asıl amaç cemaatin çıkarlarına hizmet etmektir. Cemaate bağlı kişiler bu yolla üstün bir dini konum kazanacakları konusunda motive edilmektedirler. Bu yolda karşılaştıkları zorluklar ve çektikleri sıkıntılar, İslam’ın ilk dönemindeki sahabelerin çektikleri sıkıntılar ile karşılaştırılarak moral motivasyonları üst düzeye çıkarılmaktadır.

Gülen Cemaati, Haricilik, Haşhaşilik, hermetik aklın taşıyıcısı olan tasavvuf kültürü, hurufilik ve kabalizm anlayışlarının karışımı entegre bir harekettir. Kuşkusuz bu noktada tarihte kendini gizleyen siyasal ve dini hareketlerle derin bir ilişkisi vardır. Bu anlamda Sadettin Köpek ve Hasan Sabbah hareketiyle derin bir bağlantısı vardır. Sadettin Köpek, sadece hain bir Selçuklu veziri değil, bütün zamanlar için ortaya çıkabilecek bir siyasal tipolojisidir. Aynı şekilde yıllarca kendini gizleyen bir örgütlenmeyi ve lidere ölümüne bağlılığı temel alan Haşhaşiler ve Hasan Sabah da evrensel bir tipolojidir. Gülen siyasal açıdan Çağdaş bir Sadettin Köpek, örgütlenme açısından Hasan Sabahtır. İşin dikkat edilmesi gereken bir diğer noktası da, tasavvufun bilgi anlayışını kullanan Gülen üzerinden acımasız bir tasavvuf eleştiri yapmak, ahlak ve irfani merkezi değerini düşürme ve değersizleştirme riski taşımaktadır. Gülen cemaati Ahlak ve irfandan yoksun dindarlığın patolojik örneğidir.

15 Temmuz karşısındaki duruş, Türk solunun genlerinde darbe geleneğinin hala çok diri olduğunu gösteriyor. Kendini sol diye tanımlayanların 15 Temmuz hakkında takındığı ikircikli tavır düşündürücüdür. Öyle görülüyor ki, solun bayraklaştırdığı halk iradesi, hukuk, emperyalizm karşıtlığı söyleminin ne kadar içeriksiz olduğu ortaya çıkmıştır. Sol siyasetin neden halkla buluşamadığının cevabı, solun 15 Temmuz Gülen çetesi desteğiyle uygulamaya konan alçak darbe girişimi devamında aldığı tavra bağlıdır. En zor zamanda halkın yanında ve içinde değil, karşısında duran sol düşüncenin halkta karşılık bulaması mümkün değildir.

Cemaat gibi daima gizli bir ajandası olan yapıların kullandıkları dil de analiz edilmelidir. Masonlardan Haşhaşilere kadar bütün gizli örgütler sembolik bir dil kullanırlar. Sembolik dil gizli bir hesabı olan örgütlerin kullandıkları bir yöntemdir. Kullanılan sembolik dil iki farklı kişiliğinde aynı bedende yer bulmasıyla sonuçlanmaktadır.  Cemaat terör örgütünün önemli bir kişisi olan Adil Öksüz’ün kişiliği bu duruma açık bir örnektir.

XXX

Cemaat iç içe geçmiş bir sürü entegre yapıdan oluşuyor. Bu entegre yapının anahtar kavramlarından biri Mehdi kavramıdır. Mehdi sorunlu zamanlarda kurtuluşu sağlayan üstün niteliklere sahip ve kuşkusuz yaratıcının desteğini sağlamış bir profil olarak karşımıza çıkar. Kuşkusuz Çağdaş din kökenli hareketlerde hareketin başı ya doğrudan ya da dolaylı olarak Mehdi tanımlamasıyla karşımıza çıkmaktadır. Kuşkusuz kurtuluşa erenler Mehdinin yanında olanlardır. Bu durum ve algılama biçimi doğal olarak diğer dini akım ve vakıfları gayrimeşru duruma getirmektedir. Cemaatin diğer dini akımlara bakışı da böyledir. Cemaat militanları kendi liderlerini mehdi üzerinden anlamlandırmaktadır.

XXX

Amacını gerçekleştirebilecek asamaya gelene kadar güçlenmeden harekete geçmemek ve kendi asıl niyetini gizlemek anlamına gelen takiyenin kuşkusuz dini bir temeli vardır. Gülen Cemaati bu kavrama semantik bir müdahalede bulunarak, elemanları için motivasyon kaynağı haline getirmiştir. Kuşkusuz cemaat diğer dini kavramları da kendi anlayışları doğrultusunda semantik müdahale yaparak araçsallaştırmıştır. Takiyenin asıl anlamından boşaltılarak sık kullanılması ahlaki sabitesi olmayan bireyler yaratmaktadır.

Gülen Cemaati gibi amaca ulaşmak için gizli örgütlenmeyi amaç edinen örgütlerle mücadele etmek zordur. Bu tür örgütlerin ikili bir dili vardır. İlki son derece demokratik ve çeşitli kitlelerin kolay kabul edecekleri yumuşak evrenselci, demokratik değerlerden yana bir dildir. İkincisi ise sadece Cemaatin beyin takımının bildiği özel konuşmalara dayalı sembolik dildir. Gülen bu iki dili başarılı bir şekilde kullanan ve amacını herkesin kabul edebileceği dil içerisinde ustaca gizlemeyi başarabilen bir kişidir.

Gülen ve onu izleyen militanlar, dinin temel kavramlarına semantik bir müdahale yaparak ve içlerini boşaltıp yeniden anlamlandırmak dini-teolojik bir terör şebekesi kurdular. Aslına bakılırsa bütün örgütler takiye yaparlar. Gizli bir amaç için örgütlenen yapılar takiye yapmak zorundadır. Gerçek amacının yasadışı ve şimdilik kabul edilemez olduğuna inanan ve gizli mücadele yürüten tüm örgütler, güçleninceye kadar dini ya da seküler takiye dili kullanırlar. 
Bunu dini yapılar İslam’ın temel kavramlarına, seküler sol Marksist yapılarda insan hakları, özgürlük kavramlarına semantik müdahale yaparak gerçekleştirmişlerdir.

Cemaatin dayandığı tarihsel epistemolojik zemini de iyi irdelemek gerekir. Kuşkusuz İslam tarihinde Gülen Cemaatine temel oluşturacak bir zemin vardır. Rüya, ilham ve sezgiyi tartışmasız bilgi kaynağı olarak gören hermetik tasavvufi kültürü ve onun ürettiği örgütlenme biçimiyle hesaplaşmak gerekir. Kuşkusuz bu önemli bir zihniyet dönüşümünü gerektirmektedir. Ne yazık ki, geleneksel dini anlayış şeyh adı altında ulaşılmaz formlar yaratmıştır.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş