İlkokul öğretmenleri, birinci sınıfları okuturken birinci ligde top koşturan futbolcuların teknik adamları gibi hareket etmek riskiyle -rakip algılamalarından dolayı- karşılaşabilirler.
Takımını/sınıfını iyi oynatamazsa Öğrenci/oyuncu kaybetmesi ya da kendisinin yeteneğinin sorgulanması, muhtemel olarak görünebilir. Rakiplerin varlığı oyunu ve oyuncuları canlandırırken, oyundan kopanları ‘sorun’ haline getirebilmektedir. Bu sorunsallık olmasa rakiplerle mücadele içinde zamanın nasıl geçtiği belli bile olmayacak, tatlı bir rekabet havasında başarıdan başarıya koşulacaktır. Fakat söz konusu sorunu, görmemezlikten ne zamana kadar gelebileceğiz?
Her sınıfta yarıştan kopan öğrenciler, öğretmenler odasının en çok konuşulan “belalıları” olabilecek... Bunlar olmasa takım müthiş işler çıkaracak ama istenilen skor bunlar yüzünden yakalanamamaktadır yakınmaları sürüp gidecek… Takımı zaferden uzaklaştıran bu sorunlar(!), öğretmenlerin kendilerini kurtaramadıkları yükler olarak anılmaya devam edebilecektir. Öğrenciyken oyuncuya, oyuncuyken bir yüke dönüşünce insan ne hisseder? Değersizlik… Değersizlik… Değersizlik…
Değersizleştirilen bir öğrenci okula giderken, az sonra tabureye çıkarılıp asılacak bir mahkûm gibi sürüklenerek okulun basamaklarını çıkmaya başladığında bunun sorumluluğu kimin ya da kimlerin olacak?
Bir takımda günah keçileri/sorunlar/yarıştan kopanlar ne kadar fazlaysa o takım için, ahlar vahlar edenler çoğalmaya başlar...
Oysa bizim çocuğumuzu okula gönderirken istediğimiz nedir? Biz çocuğumuzu okula gönderirken iyi bir oyuncu yetişsin diye mi gönderiyoruz yoksa çocuğumuzda olan potansiyel ortaya çıksın diye mi gönderiyoruz?
Potansiyelinin ne olduğunu anlayamayan bir öğrenciden bir an önce okuma ve yazma yarışında önde olması beklentisiyle hareket edebiliyoruz. Hem sınıf içinde hem de sınıflar arası müsabakada derecelendirmeye giren öğrenci kendisine; sıralamaya göre değer verildiğini görünce, sıralamaya girmek için kendisine biçim kazandırmaya çalışıyor ama kendi doğal biçimi üzerinde çalışacak bir anlayıştan da mahrum kalıyor.
Hele şu değersizleştirme yok mu? İlklerde yer alamayınca, benden bir şey olmaz deyip, kendisi için ayrılan, “değersizler köşesine çekilip” orada zaman öldürmek durumunda kalıp biçareliği yaşamak... Potansiyellerin ‘tembeller sırasında’ buharlaştırılması… Ya ilklerde yer alanlar… Başarıları kurdelelerle taçlandırılanlar. Onlarda rekabette kazananlar olarak takdir görürken, kendilerinden beklenin dışına çıkamıyorlar. Kendilerine gösterilen kulvarlar dışında da onları bekleyen adımlardan uzaklaştırılıyorlar. Aferimler, alkışlar kendilerini keşfetmenin engeline dönüşebiliyor. “Yeterli yetersizlerin” yetişmesinde bu tavrın etkisinin çok büyük olduğunu düşünüyorum.
Öğrenciye rakibi doğru tanıtılmalıdır. Doğru rakip öğrencinin ataletidir, tembelliğidir, zamanını çalan teknolojidir, havailiktir. Bir de yaşadığı dündür. Bugünü düne göre daha iyi olmalıdır. Dün kendini geliştirmek için bir adım atmışsa bugün bir buçuk ya da iki adım atmalıdır. Kendi adımını ileri taşımak onu ilgilendirmelidir. Başkaları, diğerleri onun yarıştırılan değil, isterse kendisinin yarışacağı doğal rakipleri olarak kalmalıdır.
Şarları eşit olmayan rekabet, yıpratıcıdır. Her çocuk farklı şartlara sahipken aynı yarışın muhatabı olduklarında ezici rekabetin nesnesi oluvermektedirler.
Ne gariptir ki, ilkokul sıralarında ipi ilk göğüsleyenler de sonradan göğüsleyenler de okumaktan, anlamaktan, araştırmaktan uzaklaşıyorlar. Okumak, diploma sahibi olmanın ötesine geçemiyor. Ülkemizde kişi başına yıllık okuma oranı henüz 1 kitabı geçebilmiş değil. Avrupa ülkelerinde bu oran 20 kitap ortalamasına yaklaşabiliyor.
Rakip psikolojisi, her zaman başarıya odaklı olduğundan insani değerleri görmeye ve geliştirmeye engel oluyor. Potansiyellerimiz bu yarış uğruna heba ediliyor. Öğretmenlerimiz ve ailelerimiz her çocuğumuzu, üzerinde durmaya-vakit ayırmaya - değer bir kıymet olarak görebilmelidir. Derslerde başarısızlık, sadece öğrencinin değil öğretmenin, velinin ve eğitim yönetiminin de düşünmesi anlamına gelmelidir. Bu konuda gösterilecek ihmal, okulun basamaklarını sürüklenerek çıkacak öğrenci sayısını her geçen gün arttıracaktır.
Yarıştan koptu diye değersizleştirici yaklaşımlar yerine henüz eğitimle bağ kuramamış, kendinde olanın ne olduğunu bilmeyen, çocukluğunu yaşayamamış, keşfedilmeyi bekleyen, ufak desteklerle durumunu değiştirebilecek özneler olarak çocuklarımızı, evde ve okulda desteklemek, eğitimle ilgilenenlere daha çok yaraşacaktır.
Umran dergisi Ağustos 2026 sayısı çıktı
20.08.2026
YKS'de Şok Tablo: 22 Üniversite Sıfır Çekti
20.08.2026
Hac kesin kayıtları yarın başlıyor
29.07.2026
Ne Karma Ne De Zorunlu Eğitim|Özkan Yaman
30.07.2026
Genç, Musa ve Hakîm’in hikayesi OSMAN KAYAER 19.08.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
sessiz savaşlarımız MUSTAFA AKMEŞE 20.08.2026
BİLGİNİN İNSANİLEŞTİRİLMESİ- 4 ÜSTÜN BOL 19.08.2026
Yurtta Sulh Cihanda Sulh AHMET GÜRBÜZ 10.08.2026
MEKKE İTTİFAKI SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 09.08.2026