metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Kasıt ve Kusur: Süleymancılık

AHMET GÜRBÜZ
24.08.2026

AHMET GÜRBÜZ/Kasıt ve Kusur: Süleymancılık

Hukukta temel bir yaklaşım vardır: kusur ve kasıt oranı. Ortaya çıkan suçun arkasındaki motivasyon bir kasıttan mı, yoksa kusurdan mı kaynaklanmaktadır? Cezadan önce bu ayrımın titizlikle yapılması beklenir.

Prensip olarak İslami müesseseler ve gruplar hakkında yazı yazmaktan pek hazzetmiyorum. Müslümanlar arasındaki ihtilafları gündemde tutmak, onu köpürtmek, kızıştırmak ancak İslam düşmanlarının işine yarar, onların ekmeğine yağ sürer. Zira Müslümanların yeterince düşmanı var zaten.

Ancak İslam adına yola çıkıp, belli bir müktesebata ulaştıktan sonra; gaflet, dalalet ve hatta hıyanetle Müslümanların umutlarını, duygularını, servetlerini, maddi-manevi birikimlerini pazara çıkarıp, toptan satmaya kalkanlara gelince, durum farklıdır elbette.

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin sülbünden geldiğini ve yolunu devam ettirdiğini iddia edenler, onun mezarda kemiklerini sızlatmaktadırlar.

Merhum Üstad Tunahan (1888 Silistre – 16 Eylül 1959 İstanbul), Bulgaristan sınırları içinde bulunan Silistre’nin Hezargrad (Razgrad) kasabasında, Hocazadelerden Müderris Osman Fevzi Efendi’nin oğlu olarak dünyaya gelir. Soyadını; Fâtih Sultan Mehmed’in, kız kardeşiyle evlendirip Tuna bölgesine yönetici (Tuna Hanı) olarak gönderdiği Peygamber neslinden, aile büyükleri Seyyid İdris Bey’den alır.

Hazret, İstanbul’da parlak bir eğitim hayatı geçirir. Medresetü’l-Mütehassısîn’in tefsir-hadis bölümünde olduğu gibi, Medresetü’l-Kudât (kadılık, hâkimlik) bölümünü de birincilikle tamamlar. Babasının; “Üç kadıdan ikisi cehennemde, biri cennettedir” hadisini hatırlatmasının üzerine medrese yolunu tutar ve Fatih Medresesi dersiamlığına kadar terfi eder.

Tevhid-i Tedrisat ve Harf İnkılabıyla bir gecede karanlığa boğulan ülkede, halkı Kur’an nuruyla aydınlatmak için ilim meşalesini eline alarak yollara düşer; köy köy, kasaba kasaba Anadolu’yu arşınlar. Tren vagonlarında talebelerine ders okutur. Babasından kalan yüklü serveti bu uğurda bezleder. O zaman İstanbul’dan bir hayli uzak olan ve tren istasyonu bulunan Çatalca’nın Kabakça köyünde bir çiftlik kiralar, çalışmaya gelen gençlere fırsatlar nispetinde Kur’an eğitimi verir.

Sürekli takiptedir. Üç kere tevkif edilir. Tabutlukta sorgulanır, işkencelere maruz kalır, idamla yargılanır; ama hepsinden beraat eder. İtidalli, kararlı, yılmadan, teslim olmadan her seferinde kaldığı yerden hizmetini sürdürür.

Menderes iktidarında özgürlüklerin kısmi genişlemesiyle Diyanet bünyesinde İstanbul vaizliğine atanır. Bu dönemde açılan imam hatip okullarının Diyanet'e bağlanmasında ısrarcı olur. Muvaffak olamayınca buralarda yeterli dini eğitim verilemeyeceğini iddia ederek bu okullara karşı mesafeli durur. Böylelikle ilk defa alternatif Kur’an kursları açmaya başlar.

Vefat ettiğinde Fâtih Camii hazîresine defnedilmek istenir, ancak yetkili mercilerden izin çıkmayınca bugünkü istirahatgahı Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilir.

Aileden Nakşibendiyye geleneğine müntesip olan Süleyman Hilmi Efendi, Müceddidiyye ekolünden Özbekistanlı Şeyh Selâhaddin b. Mevlânâ Sirâceddin rehberliğinde seyr-ü sülûkünü tamamlayarak irşat vazifesiyle görevlendirilir. Ardında yazılı bir eser bırakmaz, bunun yerine bütün enerjisini talebe yetiştirmeye hasreder. Ancak manevi alanda herhangi bir talebesine de irşat için icazet bırakmaz. Rabbim gayretini makbul, menzilini mübarek eylesin.

Heyhat! Geçen 65 yılda köprünün altından çok sular akmıştır. Tunahan Hazretlerinin sivil, bireysel, fisebilillah, hayatını ve tüm imkanlarını seferber ederek çıktığı yolda ne yazık ki takipçileri bu hizmet kervanını siyasi nüfuz ve rant kapısı haline dönüştürmüşlerdir.

Gelinen noktada grubun ticari faaliyetleri ve hukuk dışı işlemlerine dönük yapılan operasyonda dillendirilen hususlar; bırakın dini hizmet yapılanmasını, ortalama bir suç örgütünün çapının çok çok fevkindedir.

Grubun tutuklu bulunan hâlihazırdaki liderinin; selefi ve aynı zamanda dayısı olan bir bakanın ölümünde ilgisinin/bilgisinin olduğu iddia edilmektedir.

Operasyonda her gün yeni gelişmeler yaşanıyor; deliller, tanıklar, atılı suçlar sabahtan akşama kadar ekranlarda, gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanıyor.

Belli kesimler ısrarla FETÖ’de olduğu gibi, ‘cemaat ve hizmete dönük operasyon’ şeklinde nitelendiriyor olayı. Eğer öyle olsaydı, grubun yurtlarında çıkan yangınlarda gencecik kızların yanarak can verdiğinde yapılırdı operasyon. Yahut kötü muamele ve istismar haberlerinin ayyuka çıktığı günlerde olurdu.

Siyasi tercihler veya pragmatik oy tahvilleriyle de alakalı değil durum. Son yıllarda yabancı istihbaratlar ve özellikle Bundesnachrichtendienst (BND) ile geliştirdikleri derin bağların dışa vurumundan ibarettir yaşananlar.

15 Temmuz turnusoldür, siyasi tarihimizde kırılma noktasıdır. O güne kadar hükûmet yanlısı yapıların, ondan sonra düşman kesilmesi sadece siyasi tercihle izah edilemez.

Hareketin öncüsü, o gün din eğitimini baskılayan ve yasaklayan zihniyete karşı var gücüyle, tek başına mücadele ederken; bugün takipçilerinin İmam Hatipli Cumhurbaşkanının bu alanda sağlamış olduğu açılımlara karşı direnç göstermeleri tamamen bir tenakuz ve kendilerini inkârdır.

Bir İmam Hatipli olarak, Hazretin o günün şartlarında İmam Hatip okullarına karşı soğuk durmasına hak vermesem de saygı duyarım. Ama bunu asırlık taassuba dönüştürmenin mantığını anlamamı kimse beklemesin.

Şöyle bir gözlemimi de aktarayım yeri gelmişken: Grubun kayyum atanan şirketlerinden biri de A grubu seyahat acentesi. Çok yoğun hacı ve umreciye hizmet verdiler. Lacivert takkelerinden tanınırlar. Her iki haremde de defaatle müşahede ettim. Biz haremden çıkarken onlar girmeye çalışıyorlardı. Kâbe imamlarının arkasında namaz kılmıyorlar.

Önceki yazılarımdan birinde; ‘FETÖ bitti ama ahlakı tevarüs ediyor’ demiştim. Bu yapılanları onun miras yedi eniklerine çekilen bir ayar olarak değerlendirebilirsiniz.

Arkası gelir mi? Keşke gelmese. Batılı merkezlerle aşık atanlar olduğu gibi, doğulu başkentlerle de oynaşanlar var maalesef.

Bir sonraki yazıyı Kuytul’lara ayıralım, malum aynı yıllarda Kahire’de bulunmuşuz.

Bir husus daha var altı çizilmesi gereken; eskiden böyle ciddi operasyonlar olduğu zaman yer yerinden oynar, döviz zıplar, borsa düşer, ekonomi çalkalanırdı. Şimdi operasyonları takip etmekte güçlük çekiyoruz ama çok şükür piyasalar sakin.

Bu siyasal istikrar ve kararlılığın yanı sıra, ilgili mercilerin kamuoyunu zamanında ve doğru bilgilendirmesinin neticesidir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş