(Açık Liseye Geçiş, Disiplin ve Zorunlu Eğitimin Yeniden Düşünülmesi Üzerine)
Ankara’dan gelen bir karar, yıllardır söylenen ama duyulmayan bir hakikati nihayet devlet ciddiyetiyle ilan etti: Öğretmenle alay eden, sınıf düzenini bozan, saygıyı ayaklar altına alan öğrenciye yaptırım uygulanır. Nokta.
61 yaşındaki bir öğretmeni hedef alan öğrenciler hakkında verilen cezalar—örgün eğitim dışına çıkarma ve okul değişikliği—yalnızca bir disiplin kararı değildir; eğitim sisteminin “yeter artık” deme anıdır.
Bu kararın arkasında durulursa, Türkiye’de eğitim yeniden nefes alır.
***
Bugün liselerde yaşanan tabloyu kim inkâr edebilir? “Akran zorbalığı” başlığı altında magazinleştirilen vakalar, gerçekte otoritesizleştirilmiş öğretmenin ve sınırsız yetkilendirilmiş öğrencinin ürünüdür. Öğretmen konuşurken sınıfı susturamıyorsa, o sınıfta eğitim yoktur.
Velinin tek tuşla şikâyet ettiği, öğrencinin hakaretinin “çocukluk” sayıldığı, öğretmenin ise her an soruşturmayla sindirildiği bir düzende kalite beklemek hayaldir.
MEB’in Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı ve yapmayı planladığı düzenlemeler bu yüzden önemlidir. Zorbalığı, siber saldırıyı, öğretmene saygısızlığı ağır disiplin suçu saymak gecikmiş ama doğru bir adımdır. “Okul değiştir, geçer” anlayışı iflas etmiştir.
Geçmediğini gördük.
Yeni yaklaşım nettir: Örgün eğitimin huzurunu bozan, güvenliği tehdit eden öğrenci örgün eğitimden çıkarılır; eğitim hakkı ise açık lisede sürer. Böylece ne eğitimden mahrum bırakılır ne de başkalarının eğitim hakkı gasp edilir.
Daha da ileri gitmek gerekir: Zorunlu 12 yıl, fiilen zorunlu bir bekleme salonuna dönüşmüştür. İstemeyen, derse katılmayan, üretmeyen öğrenci; isteyenin önünde duvardır. Bu yüzden zorunlu eğitim süresi 8 yıla indirilmeli, örgün lise zorunlu olmaktan behemehal çıkarılmalıdır.
İstemeyen açık liseye yönlendirilir; yeteneği olan meslek lisesine geçer. Akademik yolu isteyen ise disiplin ve saygı içinde örgün lisede devam eder. Bu bir cezalandırma değil, doğru yönlendirmedir.
***
Öğretmenin korunduğu yerde eğitim kalitesi yükselir. Öğretmenin itibarı güçlendikçe öğrenci de sınırlarını öğrenir. Sınırı bilen özgürleşir; sınırsız bırakılan savrulur.
Ankara’daki karar doğru istikameti gösterdi. Şimdi mesele, bunu genelleştirmek ve kararlılıkla uygulamaktır. Akran zorbalığına “sıfır tolerans”, öğretmene “tam koruma”, öğrenciye ise “hak kadar sorumluluk” şarttır.
***
Unutmayalım:
Öğretmenin itibarı çökerse eğitim sistemi çöker.
Disiplin yoksa kalite yoktur.
İstemeyeni örgün lisede tutmak, isteyenin geleceğini çalmaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı; öğretmenin güçlü, okulun huzurlu, öğrencinin ise doğru yolda olduğu velilerin eğitim tercihlerine de uygun bir akılcı lise sistemidir. Bu yol, açık lise ve meslek liselerini dışlamadan; örgün eğitimi de layık olduğu ciddiyete kavuşturarak açılır.
40 günün gösterdiği gerçek I Hamza Er
09.04.2026
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026