metrika yandex

Haberler / Kültür - Sanat

DİNE KARŞI DİN - ALİ ŞERİATİ - FECR YAYINLARI

28.02.2021

DİNE KARŞI DİN

ALİ ŞERİATİ

FECR YAYIINLARI

ÖZETLEYEN: ALİ DALAZ

 

Fikirlerinin bedelini Canı ile ödeyen, ‘Ben herkesi rahatlatmak için gelmedim, ben rahatları rahatsız etmek için geldim’ diyen Ali Şeriati’inin “Dine Karşı Din” isimli eserini Hertaraf haber takipçileri için özetledik:

“Tevhid dininin özelliklerinden biri, onun inkılabî duruşu ve akışıdır. Şirk dininin de -genel anlamıyla şirk- özelliklerinden biri kitabına uydurmak, bahaneler ve gerekçeler üretmektir.

İnkılapçı Din Ne Demek?

İnkılabî din, kendisine iman eden ve bu öğreti ile eğitilen kişinin; hayata ve onun maddî, manevî ve sosyal bütün yönlerine karşı eleştirel bir bakış kazanmasını sağlar. Bununla beraber mensubuna, reddettiği ve batıl olarak kabul ettiği şeyi değiştirmek, yıkmak, yok etmek ve hak olarak bildiği ve inandığı öğretiyi onun yerine tesis etmek gibi bir misyon ve sorumluluk yükler.”

“Bütün bu dinlere bir bakın. Musa'ya bakın. Musa, önceden de belirttiğimiz gibi üç sembole karşı kıyam ediyor: Dönemin en büyük sermayedarı olan Karun'a, şirk dininin en büyük din âlimi olan Belam Baura'ya ve dönemin en büyük siyasî gücünün sembolü olan Firavun'a karşı baş kaldırıyor. Yani mevcut duruma isyan ediyor. Peki, o dönemde mevcut durum nasıldı? "Kıpti" soyuna karşı zillet ve esaret içinde yaşayan "Sipti” adında bir azınlık... Yani Kıptilerin Siptilere olan üstünlüğüne dayanan ırkçılığa karşı mücadele... Bir soyun, başka bir soya tahakkümünden, onu esaret altına almasından ibaret olan sosyal yapıya karşı mücadele ve isyan... Amaç, başka bir ideali gerçekleştirmek, toplumun ve sosyal yapının yararı için belirlenmiş hedefi tahakkuk ettirmek... “

“Şirk dininin her zamanki çabası şu olmuştur: Tabiat ötesi inancı, ilah veya ilahlara olan inancı, ahiret inancını ve mukaddesata olan inancı kullanarak; gaybî güçlere olan imanı tahrif ederek, kısacası bütün dinî ve itikadî esasları kitabına uydurarak ve tahrif ederek mevcut durumu meșru göstermek ve temize çıkarmak. Yani dini kullanarak halka; “Sizin toplumunuzun içinde bulunduğu durum, olması gereken bir durumdur." inancını kabul ettirmek... Zira sizin bu durumunuz, Allah'ın iradesinin bir tecellisidir, takdiri ilahî böyleymiş, sizin ve toplumunuzun alınyazısı böyle çizilmiş.”

“Şirk Dininin Kaynağı”

Şirk dininin kaynağı ekonomidir. Bir grubun hâkimiyetine ve çoğunluğun mahrumiyet ve mahkûmiyetine dayanır. İşte bundan dolayı kendi konumunu garantiye almak ve yaşam biçimini sürekli kılmak için dine ihtiyaç duyar.”

Şirk Dininin Tezahür Biçimi

“Şirk dini tarihte iki farklı biçimde tezahür eder: Birincisi, dinler tarihinde gördüğümüz gibi kendisini doğrudan ifade eder. Totem dini, Tabu dini, Mana dini, çeşitli Tanrılar dini, çok tanrıcılık, ruhlara tapma ve ilaha tapma gibi. Bu, şirk dininin dinler tarihindeki silsilesidir. Fakat bunlar, şirk dininin aşikâr olan biçimleridir.

İkincisi, şirk dininin gizli biçimidir ki diğerlerinin hepsinden daha tehlikeli ve daha zararlıdır. İnsan nesline ve hakikate en fazla zarar veren şirk dininin bu biçimidir. Bu biçim, şirkin tevhid kılığına bürünerek kendini gizlemesidir.”

“Bu nedenle 19. yüzyılda söylenen şu söz doğrudur: “Din, halkların ölümden sonraki hayata bağladıkları ümit dolayısıyla bu dünyadaki mahrum, zavallı ve perişan durumlarına tahammül etmelerine sebep olan bir afyondur.”

“Mızrakların ucuna Kur'an sayfalarını asarak kendilerine kalkan yapanlar, Lat ve Uzza uğruna Peygamber'e karşı koyan Kureyşliler değildi. Eski biçimini o şekilde koruyamadığı için içeriden sızıyor ve Kur'an'ı mızraklara takip Ali'yi, dolaysıyla Muhammed'i deviriyor.

(…)

Halife cihada ve hacca gitse de yine de hâkim olan din, şirk dinidir.”

“Tarih boyunca insan topluluklarına hükmeden dinin temel özelliği şudur: Her zaman mevcut durumu meşru gösteren, halkı uyuşturan, geriye götüren, sınırlandıran ve halkın içinde bulunduğu duruma kayıtsız kalan dindir. Bu nedenle “Din, korkunun bir ürünüdür; din afyondur. Din özgürlüğü ortadan kaldırandır ve din, feodal sistemin bir ürünüdür." diyenler doğru söylemiştir. Zira tarihî verilere ve tarih bilimine dayanarak konuşmaktalar. Fakat bunlar, dini tanımadılar. Zira onlar din bilimci değil, tarihçiydiler. Dolayısıyla tarihî verilere bakan herkes şunu görecektir ki tarih boyunca dinler, ister tevhid dini adıyla şirk dinine arka çıksın, isterse çok açık bir biçimde şirk dini adına ortaya çıksın, neticede yaptıkları şey aynı şeydi.”

(…)

“Zira şirk dininin koruyucusu cehalettir, yani şirk dini cehalet sayesinde ayakta durur. Dolayısıyla halk uyandıkça, halkın itiraz ve eleştiri ruhu geliştikçe, halkın idealleri ve adalet talebi arttıkça şirk dini sarsılacak ve yıkılacaktır. Neden? Çünkü bu din, tarih boyunca mevcut durumu koruyup kollamıştır ki bu durum feodalite döneminden önce de sonra da hem Batı'da hem Doğu'da insanlık tarihi boyunca var olmuştur.”

(…)

“İbrahimî dinler ise aşkın niyazların, insanın âleme hâkim olacak bir yönetime olan ihtiyacının, aczinin ve yaratılış gayesinin bir ürünüdür. İnsanın mutlak cemale, mutlak celale ve mutlak tekâmüle karşı olan aczinin ve niyazının bir ürünüdür. İşte İbrahimî dinler, bu şekilde insanın ruhî, felsefî ve toplumsal bütün ihtiyaçlarına cevap verirlerdi.

İbrahimî dinlerin peygamberleri, her zaman tüm yönetici kesime ve bütün putlara karşı savaş açmışlardır. Bunlar ister maddî, ister manevî, isterse toplumsal yönetimler olsun; bu putlar da "Francis Bacon'in” ifadesiyle, ister zihinsel putlar, ister cismî putlar, ister beşerî putlar, ister ekonomik putlar ve isterse maddî putlar olsun, fark etmez. Şirk dininin (yani mevcut durumun) bütün tezahürlerine karşı amansız bir mücadele vermişlerdir. İbrahimî dinlerin peygamberlerinin ve onlara inananların görevi, mevcut durumu kökten değiştirmek ve onun yerine adaleti, ölçüyü ve hakkı hâkim kılmaktı. Nitekim Kur'an'da bütün elçilerin gönderiliş amacının yeryüzünde adaleti tesis etmek olduğu sürekli olarak tekrarlanır. Yani adaleti ve mizanı hâkim kılarak mevcut durumu değiştirmek; kabul etmek değil.

Bu nedenle gelmek istediğim nokta şudur: Tarih boyunca din, dinsizliğe karşı değil; bilakis her zaman dine karşı savaşmıştır.”

“Tevhid dini inkılapçı bir dindir. Şirk dini ise tahrif yoluyla veya tek ilaha karşı, tağutlara kulluk eden dinî inanç ve akideler türetmekle mevcut durumu savunmaktadır. Bu nedenle tevhid dininin peygamberleri zuhur ettikleri her dönemde insanı, Allah'ın iradesinin tecellisi olan ve yaratılış gayesinin temelini teşkil eden sünnetullaha uymaya çağırırdı. Tevhid dininin olmazsa olmazı, sünnetullahın dışındaki her kuvvet ve kudrete karşı isyan etmek, onu inkâr etmek ve ona "Lâ” demektir.

(…)

Bir tarafta tek olan Allah'a kulluk... Diğer tarafta insanı hak olan nizama ve kâinatı yönetme yetkisine sahip sisteme karşı isyana çağıran; toplumdaki farklı güç sahiplerinin sembolleri sayılan "kölelik" ve "zillet" putlarına kulluğa davet eden tağut...”

“Sosyal meselelerin söz konusu olduğu ve sosyal anlamda bir saftan, bir yönden ve bir bakış açısından söz edilen bütün ayet ve hadislerde Allah, insanlar sözcüğünün eş anlamlısı olarak kullanılır. Yani Allah, halkın yanında ve safında yer alır.”

(…)

“…? Elbette "küfür”. Ancak bu, dinsizlik anlamında değildir, yani dinsiz kâfirler değil. Yani peygamberler halkı dine, dinî duygulara davet etmek için gelmediler. Peygamberler, toplumu ve fertleri bir dine-dinî bir duyguya ve inanca- sahip olmaları gerektiği konusunda ikna etmeye gelmediler. Peygamberler, toplumlara kulluğu tebliğ etmeye gelmediler.”

“Yani bir kulluğa karşı başka bir kulluk söz konusudur. Dolayısıyla Peygamber'in karşı safında yer alanlar kulluğa inanmayan, mabutları olmayan kimseler değildir; aksine İslam Peygamberi'nden daha fazla mabutları vardır. İhtilaf konusu hangi mabuda, hangi ilaha kulluk edileceği meselesindedir; din konusunda değil. “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk ediciler değilsiniz." (109/Kâfirun Suresi 2,3)”

(…)

“Ebuzer, Muaviye'nin yakasına yapışarak şöyle diyor: “Sen halkın malını yemek için “Mal Allah'ındır.' diyorsun. “Mal Allah'ındır. Yani mal Allah'ın olduğuna göre ve ben de Allah'ın halifesi olduğuma göre malı kendim yerim veya dilediğim kimseye verir, dilediğimden de alırım!" “

“O zaman “Din her zaman halk kitlelerinin afyonu olmuştur." diyen 17. 18. ve 19. yüzyılın -özellikle 19. yy.- aydınlarına hak vermek gerekir. Zira onlar tarihte hüküm sürmüş dinden söz etmektedirler. Onlar tarihe hükmetmiş dini görmekte, onu tahlil etmekte, bu dinin halkı uyutanların elinde bir araç olduğunu müşahede etmektedirler.”

(…)

“Bir toplumda iki kişi ortaya çıkıyor ve dini orada hâkim kılmak istiyor. Bunlardan biri (Hz. Ali), yenilgiye uğruyor; diğeri (Hz. Muhammed) ise, muzaffer oluyor. Neden dersiniz? Miladi yedinci asırda yaşayan bir Arap, Peygamber. Din aynı din, dil aynı dil, dönem aynı dönem, Kur'an aynı Kur'an, ilah da aynı ilah ve her ikisi de aynı şeye davet ediyor. Fakat biri kazanıyor, diğeri kaybediyor. Neden?”

“Ali maske giymiş kimselerle savaşıyordu. Bu maske neydi? Şirk ordusunun üzerine geçirilen tevhid maskesi. Artık Ali, putların savunucusu olan bir Kureyşliye karşı kılıç kuşanmıyordu; bilakis kılıç çektiği adam (sözde) Kâbe'nin savunucusuydu. Artık mızrakların ucuna takılan “Muallakat-ı Seb'a" değil; bir şiar olarak mızraklara takılan Kur'an'dı. Böyleleri ile mücadele etmek zordur.”

““Zorbalık ve hile takva elbisesine büründüğü gün, işte o zaman tarihin en büyük faciası gerçekleşmiş ve tarihe musallat olan en büyük güç meydana gelmiştir."”

“Peygamber'in "Ümmetimin âlimleri, İsrailoğulları’nın nebilerinden üstündür.” hadisi şunu ifade eder: Daha önce peygamberlerin yaptığı işi, peygamberliğin sona ermesinden sonra artık, âlimler yani aydınlar devam ettirmeli.”

“Denizde bir tufan esnasında gemilerinin delinmesi sonucu karşılaştıkları tehlikeler karşısında halkın Allah'a yakarmasını; bir zarara uğradıkları zaman ya da olumsuz bir hadise ile karşı karşıya kaldıklarında insanların korkuya kapılmasını, ağlayıp sızlamasını; daha sonra ise böyle bir şey hiç olmamış gibi nankörlük etmelerini Kur'an, defalarca reddetmiş ve böyle yapanları taşa tutmuştur. Böyle bir din, korkuya dayalı bir dindir. Bu, 19. asrın materyalistlerinin; “Din, tabiat olaylarının etkisiyle halkta ortaya çıkan korkunun ürünüdür." dediği şeydir. Dedikleri de doğrudur!”

“Yani özgürlüğün, aşkın, adalet talebinin, aşkın düşünce ve niyazların, insanî ülkü ve hareketlerin, eşitliğin, insanlar arasında adaleti hâkim ve daim kılmanın ve her türlü kötülüğü, çirkinliği ortadan kaldırmanın ürünü olan bir dine kulluk... Bu din, o dine karşıdır. Dine karşı din!”

(…)

“Avrupalı materyalist aydınların tıpkı bizim gibi kavrayamadıkları şey şudur: Şirk dini, tarihî din, aristokratların dini ve halkın hakkını yiyip onları yoksullaştıran kesimin dini ile ilgili haklı düşüncelerini Avrupalı aydınlar genelleştirmekle yanlışa düşmektedirler. Onların yanlışı, bütün dinlere yönelik böyle bir yargıya sahip olmaları. Zira tarihte tek bir din yoktur, aksine dinler mevcuttur. Gurvitche'in de ifadesiyle: “Tarihte tek bir toplum yoktur, bilakis toplumlar vardır."

“Yani fakirliği meydana getiren sömürgeciliğin suç ortağıdır. Kısacası bütün insanlar benim açlığımdan dolayı doğrudan sorumludur.”

www.hertaraf.com -    Kültür Sanat Servisi

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş