Tarihsel süreçte hakkında en çok tartışma yapılan kişilerden biri de Nihal Atsız’dır. Hiç kuşku yok ki bir yazarı tanımak için en güvenilir yol kendi eserlerinden yola çıkmak, analizleri birincil kaynakları temel alarak yapmaktır. İkincil kaynaklardan yola çıkmak yazarı anlama konusunda gözünüze bir başkasının gözlüğünü takar. İkincil kaynaklar, birincil kaynaklardan sonra incelenmelidir. Bu açıdan, Nihal Atsız ırkçı mı, Türkçü mü, İslamcı mı, deist mi, sorularına ancak birincil kaynaklarından, kendi eserlerinden yola çıkılarak doğru cevaplar verilebilir.
Yazıları incelendiğinde Nihal Atsız’ın Allah, Peygamber ve vahiy algısının sorunlu olduğu görülecektir. Kur’an’ı Allah’ın vahyi olarak değil, Hz. Muhammed’in sözü olduğunu savunur. Böylece Kur’an tarihselci bir bakış içinde ele alınır. "Tanrı insan idraki dışındadır. Kur'an, Muhammed'in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok yerinde aya, güneşe, fecre, atların köpüren ağızlarına yemin ve and verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın adına eder, Tanrı yemin eder mi? Tanrı'dan daha üstün bir varlık olmadığına göre kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler Muhammed'in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında İslamiyet’ten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir.”(1)
Nihal Atsız, vahyi kabul etmemek için çeşitli düşünceler ileri sürer. Bu düşüncelerden bazıları şunlardır: “Kur'an "alemlerin sahibi olan Tanrı'ya hamdederim" diye başlamaktadır. Belli ki bu söz de Muhammed'indir. Çünkü Tanrı, kendi kendisine hamdetmez. Müfessirler her ne kadar Tanrı "böyle diyin" demek istemiştir yolunda tevillere geçmişlerse de Kur'an’ın sonundaki küçük sürelerde olduğu gibi, sürenin başına bir "söyle, de ki" hitabını eklemeyi Tanrı düşünmez miydi?” (2) Bu noktada Nihal Atsız’ın Arapça hitap şekli hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı görülüyor.
Nihal Atsız, Hz. Peygamberi ırkçı anlayışla değerlendirmekte, Türk gençliği için bunu sahici bir hedef olarak görmemektedir. Arap Muhammed diyerek Hz. Peygamber’in evrenselliğini tanımamaktadır. “Fakat ey Türk Gençliği, sana soruyorum: Sen Arap Muhammedin mezarını artık bıraktıktan sonra senin Kabe’n Çanakkale, Sakarya ve Dumlupınar değil midir? (3) Öyle görülüyor ki, Nihal Atsız seküler bir Türk tarihi yazmak niyetindedir. Belki de İslam öncesi Türk tarihine bu kadar fazla yer vermesi bu arayışın sonucudur.
Nihal Atsız, Arap ve Türk karşılaştırması yapmakta, dinin kaynağınını sosyolojiye ve toplumsal koşullara bağlamaktadır. Kuşkusuz bu konuda E. Durkheim’ın etkisi görülmektedir. “Din Arab’ın, hukuk sizin, harp Türklüğündür. (4) Kumar, içki ve her türlü fuhşiyatla yozlaşmış, karılarını değiştiren ve kız çocuklarını gömecek kadar vahşet gösteren bir toplumda Muhammed'in başka türlü davranmasına imkan yoktu. Onlara korkunç cehennem azapları gösterecek ve dünyada doğrulukla yaşayanlara da öte alemde köşkler, Kevserler yiyecekler, güzel huri kızları vaad edecekti.” (5)
Nihal Atsız İnsanların Adem ve Havva’dan türedikleri tezini reddetmekte, Nuh’un gemiyi yapmak için gerekli bilimsel donanımdan mahrum olduğunu iddia etmektedir. “(Yobazlar) Soy soy insanların bir tek Adem’le Havva’dan türediklerine, Adem’in 1050 yıl yaşadığına, Havva'nın her yıl biri erkek biri kız olmak üzere ikiz evlat doğurduğuna ve bu kardeşleri birbiriyle evlendirdiklerine inanırlar. Bir Sümer masalından çıkan tufan ve Nuh'un gemisi onlarca tarihi bir hakikattir. Hangi Teknik Üniversitesinden mezun olduğu belli olmayan Nuh'un yaptığı o pazarcı kayığına her cins hayvandan birer çiftin girip sığması ve 40 tufan gününde birbirine yemeden uslu uslu oturması da gerçektir vesaire... Şimdi bu kafadaki adamla bir fikir tartışması yapmaktaki trajediyi düşünün.” (6)
İslam dininin evrenselliğini kabul etmemekte, bunu da Arapların İngilizlerle işbirliği yapmasına dayandırmaktadır. “İslamiyet ırk ve renk tanımazmış. Komünizm de tanımıyor. Amerikan anayasası da tanımıyor ama gerçekte bu fark daima vardır. İslamiyet’in ırk ve renk tanımadığı çağlar bir daha dönmemek üzere geride kalmıştır. Birinci Cihan Savaşında, İslam kardeşlerimiz Arapların İngilizlerle birleşerek Türk ordularını nasıl arkadan vurduklarını unutmadık. Bu Arap ihanetinin başında Peygamber soyundan gelen şerifler bulunuyordu ki bunlardan birinin hatıraları Hayat Tarih Mecmuasında tefrika edilmektedir.” (7) İslamiyet’in evrenselliğini komünizm ile eşitleyerek olumsuzlamaya dönük çaba Türk milliyetçilerinde zaman zaman görülen bir savunma biçimidir.
İslam ile Türkler arasındaki ilişkileri analiz ederken önceliği Türklere vermektedir. “İslamiyet Türkler sayesinde yaşadı ve yükseldi. İslamiyet Türkleri değil, Türkler İslamiyet’i yüceltti. Biz İslam olmadan önce de büyüktük. Keramet İslamiyet’te olsaydı her Müslüman millet yükselirdi. Hele tarafımızdan birkaç kere tekrarlandığı gibi İslamiyet’ten önce büyük devlet olan İran İslam olduktan sonra bugünkü durumuna düşmezdi.” (8)
Nihal Atsız bilimsel verilere dayanarak dinin tezlerini çürütmeye çalışmaktadır. “Bilimdeki türlü ilerlemeler geliştikçe kainatın din kitaplarında yazıldığı gibi altı günde yaratılmadığı, bu oluşumun milyarlarca yüzyılda meydana geldiği, hele insanların 6000 yıl önce yaratılan muhayyel bir Adem’le hayali bir Havva'dan türemedikleri ispat olunmakta ve ilim artık, kısa ömürlü de olsa canlı hücre yaratacak seviyeye ulaşmış bulunmaktadır.” (9)
Nihal Atsız İslam’ın sömürgeci olduğunu iddia etmektedir. “İslam düşüncesinde sömürgecilik vardır. Ülkeler fethetmek, bu ülkeyi haraca bağlamak sömürmekten başka bir şey olmadığı gibi bütün beşeriyet de tek ümmet değildir.” (10)
“Tanrı, ne din kitaplarının anlattığı gibi insan şeklinde, ne de göklerin bir yerindeki tahtının üzerindedir. Onun nasıl olduğunu, ne olduğunu bilmeye imkân yoktur. Olsaydı din bilginleri asırlar boyunca birbirine girmezdi.”
(11)
Nihal Atsız vahyi kabul etmemekte, İslam’ın ortaya çıkışını Peygamberin tecrübesine dayandırmaktadır. “Peygamberin, çevresindeki ahlak bozukluğunu görerek çareler aradığını, tedbir düşünmek için dağlara çekilip insanlardan uzakta yaşadığını ve ta eski Mısır'dan gelerek Yahudilere geçen "tek Tanrı" fikrini akıl ve duygusuyla kabul ederek Arap putçuluğuna karşı çıktığını görüp anlamak için yobaz olmaya, bir takım masallara inanmaya, eski Sümer'den ve Mısır'dan gelip Yahudiler aracılığı ile öteki milletlere geçen inançları ilahi hakikat diye kabul etmeye lüzum yoktur.” (12)
Nihal Atsız Yahudi Peygamberlerin aslında Peygamber olmayıp birer kral olduklarını iddia etmektedir. “Yahudi krallarını peygamber diye Türk milletine telkin ederek milli mefahiri unutturmak suretiyle İsrailiyyatı hayat ve ahlak sistemi diye öne sürmek milli bir cinayettir.” (13)
Nihal Atsız daha çok oryantalistlerin çarpıtarak savundukları iddiaları sahiplenir görünmektedir. “Muhammed'in de peygamber olmadan önce Kureyş putlarına kurban kestiği ve Halife Ömer'in amcazadesi Zeyd'in kendisini bundan menettiği hakkında İbni- İshak'ın siyer parçalarında bir kayıt bulunduğu gibi (14) Peygamber olduktan sonraki "Garanik" meselesi de bütün İslam aleminde meşhurdur ve tevil olarak "Şeytan, peygamberin içine girerek onun adına öyle konuştu" demek gibi çocukça bir tevile başvurulmuştur. Peki, şeytan bu karganmışlığı yaparken "âlim" (her şeyi bilen), basir (= her şeyi gören) ve habir (= her şeyden haberi olan) Tanrı ne yapıyordu? Görülüyor ki saçma sapan tevillerle beşeri zaafları örtbas etmeye imkân yoktur.”(15)
Nihal Atsız, İslamiyet’i Arap tarihinin bir aşaması olarak görmektedir. “Yedinci yüzyılda ortaya çıkan Müslümanlık, sosyoloji bakımından Arapların millet haline geçme savaşıdır.”(16)
Nihal Atsız İslam birliğinin bir hayal olduğunu, bunun tarihte hiçbir zaman gerçekleşmediğini savunmakta, asıl gerçekleşecek olanın Türk birliği olduğunu düşünmektedir. “İslam Birliği ve kardeşliği kuruntudur. Dinin baş unsur, olduğu çağlarda bile gerçekleşmemişti. Bundan sonra, araya bu kadar ihanet ve düşmanlık girdikten sonra asla gerçekleşmeyecektir. Gerçekleşecek olan birlik İslam birliği değil, Adalar Denizinden Altayların ötesine kadar Türk birliği olacaktır.(17)
Nihal Atsız itirazlarını içki ve sarhoşluk üzerinden sürdürür. “İçki fena ise üzümü neden yarattın? Üzümden içki yapılacağını neden Levh-i Mahfuza yazdın? Son peygamberin arkadaşları namaz kılarken ayetleri yanlış okumasaydı içki yasaklanacak mıydı? Çöldeki Bedevi ile bir kurmay subayın içmesi aynı mıdır? Biri sarhoş olunca her türlü herzeyi söyleyebilir. Öteki sarhoşluğun son merhalesinde bile temkinli ve iradelidir. Küçük bir kızı sevmek günahsa, son peygamber, Ayşe'yi neden sevdi de aldı? (Atsız'ın kendini betimlediği Selim Pusat karakteri, mahkemede peygamber tanıklardan Muhammed ile dalga geçer ve küçük çocukla (Aişe) evlendiği imasında bulunur” (18)
Nihal Atsız Türkçülüğü benimsediğini ve bu görüşü İslam’ın önüne koyduğunu açıkça belirtir. “Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeye tenezzül etmeyecek kadar milli şuur ve gurura malik bir Türküm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülüktür.”(19)
Nihal Atsız Yunus Emre’yi hasta ruhlu bir sapık olarak görür. “Şimdi soralım: Atatürk Türkiye'si, Atatürk milliyetçiliği diye her gün leylek gibi laklak eden çeneler jübilesini yapmak için koskoca Türk tarihinde bula bula sapık düşünceli, hasta ruhlu Yunus Emre’yi mi buldular?” (20)
Nihal Atsız’a göre hem milliyetçi olmak hem de İslam birliğini savunmak doğru bir yöntem değildir. değildir. Bu yanlış bir milliyetçilik anlayışıdır. O’nun Türkçülüğünde dine yer yoktur. “İslam beynelmilelciliği davası güdenler de hep milliyetçi olduklarını söylerler. Türkçülük bu türlü eksik ve yanlış milliyetçiliklerin hepsini reddeder.”(21)
Öyle görülüyor ki, Nihal Atsız’ın öne sürdüğü tezlerin önemli bir bölümü, Ernest Renan ile örtüşmektedir.
1- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
2- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
3- Nihal Atsız, Çanakkale Savaşı – Atsız Mecmua, 1932, Sayı: 17.
4- Nihal Atsız, Davetiye - 1940
5- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
6- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
7- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
8- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
9- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
10- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
11- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11 )
12- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
13- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11 )
14- Bak: İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, cilt I. s. 126
15- Nihal Atsız, Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir - Ötüken, 1970, Sayı: 11
16- Nihal Atsız, İslam Birliği Kuruntusu, Ötüken, 17 Nisan 1964, Sayı: 4
17- Nihal Atsız,Ruh Adam, Ötüken Yayınları
18- Nihal Atsız,Ruh Adam, Ötüken yayınları
19- Nihal Atsız, En Sinsi Tehlike
20- Nihal Atsız, Milletleri Ruhlandırmak - Ötüken, 1971, Sayı: 10
21- Nihal Atsız, Türkçülük ve Siyaset - Ötüken, 26 Temmuz 1972
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026