Gazze yok olursa ne olur? Savaş mı biter yoksa huzur mu doğar? Dünya kimsenin kimseye karışmadığı özgürlükler gezegenine mi dönüşür? Soruyu daha açık bir şekilde soralım: Gazze'deki direniş yok olduğunda yani İsrail'in istediği gibi bir teslim olma durumu gerçekleştiğinde insanlar artık ölümler ve katliamlar görmeyecek mi? Yeryüzü daha yaşanabilir hâle mi dönüşecek?
Aslında ikinci sorunun cevabı, ilk sorunun içindeki yok oluşun sebebini belirliyor. Direnişin olmadığı bir yerde hele ki bu yer Gazze veya başka bir Filistin toprağı ise, orada yok oluş gerçekleşir. Direniş, var oluş manifestosunun hayata yansımış şeklidir. Gazze'nin bir avuç yiğidi, her şeyden önce direnerek adım adım ama acı ve hüzün ekerek gerçekleşen yok edilişe karşı durmayı ilke edinmişlerdir. Direnişi doğuran şey zulümdür. O halde bitmesi gereken şey direniş değil zulümdür. Hesap verilebilirliğin olmadığı ve hem öldürmenin hem de yerinden etmenin meşru olduğu bir coğrafyada yok etmeyi yaşamsallaştıranlar zalimlerdir. O halde durması gerekenler mazlumlar değil zalimlerdir. Bir yer, yıllardır sürekli işgal ediliyorsa, bombalanıyorsa, insanları keyfi bir şekilde tutuklanıyorsa, çocukları haklardan mahrum bırakılıp gözaltına alınıyorsa, abluka altında birçok hayati unsurdan yoksun bırakılıyorsa, toprakları mütemadiyen ellerinden alınıyorsa... Sözün kısası, bir belde mezarlığa dönüştürülmüş ve hayati fonksiyonları yok edilmek isteniyorsa, bu yerin izzetini ayağa kaldıracak olan şey direniş midir; yoksa bütün bu süreci dünyaya özellikle elindeki medya gücünün etkisiyle kendisini sürekli mağdur gösterenlere teslim olmak mıdır?
"Seni hem öldürüp hem terörist ilan edenlere çiçek vermek onursuzluk değil midir? Hem evini elinden alacaklar hem de sesini kısacaklar. Seni canları her istediğinde öldürecekler, yok edecekler; ama diğer taraftan ölümüne dünyayı sevindirmek ve değersiz bir terörist olduğunu duyurmada hiç zorlanmayacaklar." Buna teslim olmak ve direnmemek, sayısız kez ölmekten daha vahim ve acı değil midir?
Aslında zulme direniş, temiz kalmanın diğer adıdır. Gazze ölüyor; ancak ölümün de şerefini taşıyor bağrında. Gazze hem temiz hem de onurlu. Bundan daha kıymetli bir gerçeklik yoktur. Gazze yok olunca yeryüzü, temiz olanı ve onuru kaybetmiş olacak. Geriye pislik, kötülük ve alçalmışlık düzeni kalacak. Geriye bebekleri ateşe atanlara engel olmayan vasıfsız canlılar kalacak. Geriye çocukları bir avuç vampirin elinden alamayan milyarlarca beden kalacak. Gazze'nin yokluğunda, köleler efendilerini memnun etmeye devam etmek için onurlarını satılığa çıkaracak. Menfaatlerin kişilik, sessizliğin kurşuna dönüştüğü; "niçin yaşıyorum" sorularının insanı kemiren bir intihar sürecine evrildiği kaos süreci hüküm sürecek. Çocukların çığlığını, kadınların feryadını, bebeklerin açlığını rahatlığın postalları altında ezenlerin huzurdan mahrum olduğu karanlık dünya dönmeye devam edecek. Belki de dünya her döndüğünde, üzerinde yaşayan insanoğluna lanet edecek!
Dünya yine de doğru yolu bulabilme şansını tamamen kaybetmedi. Geç kalındı; ama atılacak adımlar, alınacak kararlar, harekete geçilecek iradeler ile dünya kötülük fırtınasını bir nebze de olsa üzerinden atabilir. Her şeyden önce şunun bilinmesi gerekiyor: Siyonizm’in olduğu bir dünyada huzur ve selamet kurşuna dizilmiştir. Nitekim Siyonizm, çocukları öldürmeyi, aç bırakmayı, anne rahmindeki canlıyı yok etmeyi normal görmenin yanında bununla gurur bile duyabiliyor. Onların olduğu bir dünyada herkes köle olmaktan başka bir şey değildir. Siyonizm’in komutlarının olduğu bir yerde özgürlük yoktur. Var sanılan özgürlük, büyük yanılsamalardan ibarettir. Çünkü onların istediği gibi yaşayan, onların istediği gibi giyinen, onların istediği gibi yiyen, düşünen, vaziyet alan, şekillenen varlıklara dönüşmüş olanlar özgür olamazlar; sadece sömürü ve niteliksiz bir yaşantının kişiliksiz bireyleri olurlar. "Sözünden çıkmadığınız ve her emrini yerine getirdiğiniz bir yapının sadece kölesi olursunuz."
Siyonizm, kendi çıkar ve saadeti için bütün dünyayı ateşe vermeye ant içmiş karanlık bir oluşumdur. Bütün planları sinsiliğe, gelecek adına atmış oldukları bütün adımları katliamları meşrulaştırmaya dönüktür. Siyonistler Gazze'ye saldırırken, halkı Müslüman olan ülkelerin kimi yöneticilerini kendilerine uşak yapıp susturmuşlardır. Aslında bu yöneticileri uşak yapmaya gerek bile yok. Çünkü sinsice yürüttükleri planlarında, böylesi ülkelerin başına kendilerine hizmet edecek piyonları önceden zaten belirlemişlerdi. Söylediklerine itiraz etmeyecek, yap dediklerini ise anında yapacak piyonlar. Bu piyonların başarılı olması için öncelikle kendi ülkelerindeki mücadele ve direniş gösteren yapıları yok etmeleri gerekiyordu. Bu yüzden, mücadele ruhu taşıyan bütün Müslümanları ortadan kaldırmak veya pasifize etmek için her yolu denediler. Bu şartların oluşması yaklaşık altmış yılı aldı. Kendilerine direnen ülkelerle uğraşmak, İsrail için vakit kaybı olurdu.
Bu yüzden direnmeyen, görünürde Müslüman ama gerçekte Müslümanların menfaatlerine dönük ne varsa tersini yapan kuklaları başa getirmenin yollarını sürekli olarak aradılar ve nihayet bunda başarılı da oldular.
Filistin’e ayak basar basmaz İngilizlerin desteğiyle katliam, yerinden etme ve baskılara başlayan Siyonistler, evlerinden ettikleri insanların yerine "yerleşimci" adını verdikleri işgalci çeteleri yerleştirmeyi yayılmacı politikaları olarak sürdürdüler.
Bir gece kendi evin diye uyuduğun bir yerin, sabah olduğunda gaspçı, hırsız ve çeteler tarafından elinden alındığını tahayyül etmek mümkün mü? Böylesi bir dünyada avazın çıktığı kadar bağırsan ne olur bağırmasan ne olur? Sesini kısmışlar, sesini duyuracak bütün imkanları ellerinde bulundurarak seni çaresiz bırakmışlar. İnsan haklarına süslü ve etkili vurguları ders kitaplarında, televizyon ekranlarında, sanal alemde ve ağızlarında çocuk kanı olanlarda görebilir ve onlardan duyabilirsin. Ancak hakikat asla böyle değildir. Bütün hakları ellerinden alınanların yaşamlarına dair gerçekleri öğrenmeni istemeyenler, önüne oyalanacağın uğraşlar koyarlar. En olmadık ihlalleri yapanlar, hakları çiğneyenler, insan canına kıyanlar, bunun yapıldığının anlaşılmaması için dünyaya en çok bunlardan bahseder. Bütün hakların en büyük destekçilerinin kendileri olduklarını emirleri altındaki medyayla çok ince bir şekilde işlerler. Çünkü dünya koca bir beşiktir. Beşikteki kitleyi uyutmanın tek yolu da uzun soluklu, kesintisiz ve etkili bir şekilde hakikati bulanıklaştırmak ve zihinleri uyuşturucu ile uyuşturmaktır. Uyuşturan algı filmleri, sersemletici tondaki modalar, ahlaka savaş açmış şarkılar, zalimlerin yenilmez olduğunu dünyaya empoze eden medya haberleri... Uyuşturucunun etkisiyle uzun ve derin uykuya dalanların uyanması her zaman için çok zaman almıştır. Beşik, kitle ve uyuşturucu onların temel etkenleriydi. Aksi takdirde önlerine çıkacak engellerle uğraşmak zorunda kalacaklardı. Şimdilik hiç zorlanmadan insanlığı akıl almaz bir uyuşturma seansına almış durumdalar.
Siyonizm’in yeryüzündeki varlığı aynen bu şekildedir. Dünyayı, yaptıkları katliamların boyutuna baktıkları halde görmemeleri için çok sinsi bir şekilde uyuttular. Devlet başkanlarını kendi çıkarlarını destekleyici pozisyonda görmek onların temel amacıydı. Çünkü başkanların kör olması bir bakıma kitlelerin, halkların sağır olması anlamına geliyordu. Kör kesilenler, duyulmasın diye kulaklara rahatlatıcı müzikler gönderir. İşe yaramadığında gerekli gördükleri takdirde o kulakları keserler. Ancak bunu yaparken aslında iyi bir şey yaptıklarını söyleyip "izleyenleri" ikna ederler. Çünkü onlar ne yaparsa mutlaka haklılar. Öyle ki bu zorbaların, onlarca yıldır dünyada mağdur, ezilen, mazlum rolünü oynayarak yapmadıkları kötülük kalmadı. Batı, bunları şımartıp adeta insanlığa bela etti. Bir yandan katliamlar, diğer yandan sömürü ve ekonomik açıdan ülkeleri son sürat uçuruma sürükleyen düzenleri. Bunun bir de ahlâkî yozlaşma boyutu var ki, insanlık sadece Epstein ve organ ticareti üzerinden bile dünyayı ayağa kaldırmalıydı; ancak bu olması çok zor bir durum gibi görünüyor. Çünkü insanlık, henüz beşikte olduğunu idrak edemeyecek durumda.
Ancak hiçbir bela sonsuza kadar devam edemez. Belanın ömrü, onu doğurana dokunana kadardır. Kadın ve çocuk öldürmeyi savaş zanneden, maymun ve domuzların niteliklerini sergileyip diri diri yaktıkları, uzaktan keskin nişancı atışıyla öldürdükleri çocuklarla alay eden, öldürdükleri her bir insan için "kelle hesabı" üzerinden kahramanlık taslayan, yeni doğmuş çocukları bile içlerinde büyüttükleri korkunun ürünü olarak öldüren yaratıkların olduğu dünyada huzurun olması asla düşünülemez. Huzur, zalimin yokluğunda zuhur eder.
İşin gerçeği Siyonistler sesten korkar. Ama sesin mert olanından. Ses vardır, gürültüden başka bir şey değildir. Kulak çınlaması yapıp etkisini kaybeder. Ses vardır, kitleyi ayağa kaldırır ama yürütmez. Büyük bir slogan, eşsiz bir alkış tufanı kopartıp evlerin konforla bezenmiş sıcak yataklarına geri döndürür. Ses vardır, düşmanı uyutmaz, titretir, huzurunu kaçırır. Sesin kısık oluşu bile düşmanın korkudan titremesi için yeterdir. İşin gerçeği budur hakikaten. Siyonistlerin yapabildiği tek şey, ölüm yağdırdıkları Gazze'nin minik bebeklerini bomba seslerinden dolayı korkutmak. Ancak çocuklar bile onlardan korkmayacak bir yüreğe sahip. Ekseriyetinin dilinde korkmadıklarını ifade eden ifadeler var. Korkmuyorlar. Üstelik yarın büyüyüp intikam alacaklar diye Siyonistlerin korkularını ikiye katlıyorlar. Bundandır daha da zalimleşmeleri, vahşeti yaşam tarzı haline getirmeleri. En kahır dolu gerçek ise, Siyonistlerin dünyanın geri kalanını çeşitli nedenlerle korkuya hapsetmiş olmaları. Öyle ki, dünya yerinden kıpırdamaya bile yeltenmiyor. Yani dünya Siyonistlerden, Siyonistler de bir avuç kahramanın cesaretinden korkuyor.
Sözün özü; Gazze ve direniş olmazsa zalimler korku nedir bilmez. Korkuları yok oluşlarına işarettir.
Schengen vizesinde yeni dönem
10.04.2026
İran heyetinden dünyaya mesaj!
11.04.2026
Aksa'da 6 hafta sonra ilk cuma namazı!
10.04.2026
İSRAİL SONA YAKLAŞIYOR - Mehmet Taşdöğen
19.03.2026
2026 Ramazan Bayramı namazı saatleri!
18.03.2026
GAZZELİ ÇOCUKLARA BAYRAM HARÇLIĞI
19.03.2026
Eleştiri ve Ahlak YUSUF YAVUZYILMAZ 11.04.2026
Mezhebin Kadar Savaş! DERVİŞ ARGUN 13.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026