metrika yandex
  • $44.73
  • 51.42
  • GA51500

Kişilik ve Söz Üzerine

AYTEN DURMUŞ
06.04.2026

İnsan, bir ömür kendi kişiliğini taşımanın yükünü, kendi kişiliğini doğurmanın ya da doğuramamanın sancısını çeker. İnsanın kişiliğiyle ilgili tüm süreçlerin ve aşamaların, tanımlama çabalarının bir noktasına denk gelmesi / veya bir noktasında kalması ve orayı belirginleştirmeye çalışması nedeniyle bu konuda çok söz söylenmiştir, söylenecektir. Çünkü insanın kendi kişiliğini oluşturma süreci çoğu noktada tamamlanamadan, yaşam boyunca sürer. Bu konuda, en üst ve en iyi konumun belirlenmesi ve tanımlanmasıyla kişi kendi durumunu anlayabilir. Tıpkı elindeki altının ayarını belirleyen bir sarraf gibi. En iyi ölçeğe göre kendisi 100 üzerinden kaç eder? İnsan isterse bunu anlayabilir. Yeter ki erdemli biri olmanın yol ve yöntemlerini, en doğru ve en iyi ölçeğe göre belirlesin ve kendisini bu mihenge vurabilsin.  

‘Doğru ve erdemli biri olmanın yol ve yöntemlerini bilmek’ kişilik oluşumunda bir işe yarar mı? İsteyen ve yaratılış amacının bu süreci en iyi ve anlamlı biçimde geçirmek olduğunu bilen kişi için işe yarar. Bunun için denilmiştir ki: ‘Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.’ Bu sözü biraz daha açarsak ‘En önemli bilgelik, kişinin eksiklerini bilmesidir’ denilebilir. Çünkü eksiğiyle birlikte fazlalığını yani kendisini bilen, hangi yerini onaracağını, tedavi edeceğini, törpüleyeceğini bilmiş olacaktır. Bu da yolun yarısı sayılabilen önemli bir aşamadır. Ancak yolun yarısında olduğunu bilebilmek, yolun bittiği yerin bilinmediği bir yolculukta mümkün değildir. Çünkü kişinin yolun yarısında olduğunu anlayabilmesi ancak yolun tamamının bilinmesiyle mümkündür.

Kişi kendisinin erdem basamaklarının neresinde olduğunu bilebilir mi? Evet, bilebilir. Bunun için kişinin kendisini, şu açılardan ele alıp değerlendirmesi gereklidir:

  1. Erdemli olmanın ilkeleri nelerdir?
  2. Erdemli kişi örnekleri olarak kimler vardır?
  3. Kendisinin bu alanda çabalama azim ve iradesi var mıdır?

Herhangi bir kişide bu üçünün doğru cevabı ve yeterli bilgisi, bir saç ayağı gibi bir araya toplanmadan, insanda, kâmil anlamda erdemli bir kişilik ortaya çıkmaz. Cenab-ı Hakk’ın insan eğitme yönteminde dahi bu üçü yani ‘vahyin ilkeleri, elçilerin örnekliği, kişinin istek ve iradesi’ bir araya getirilerek insanda yeni bir kimlik ve kişilik inşa edilmeye çalışılır.  

İnsan, soyut varlığı sayılan kişiliğini, düşünerek ve konuşarak oluşturur. Düşünce iç dünyada şekillenir; söz ise o düşüncenin toplumsal hayata açılan kapısıdır. Bu nedenle dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda bir ahlak ve sorumluluk meselesidir. Çünkü ‘söz’ yalnızca kişinin düşüncelerini ifadesinin taşıyıcısı ve aracı değil; aynı zamanda onun ahlaki tercihlerinin ifadesidir. Bu tercihlerin toplamına da kişilik denilmektedir. Nitekim atalarımız “İnsan dilinin altında gizlidir” diyerek söz ile kişilik arasındaki bağı ifade etmişlerdir. Bu nedenle bir insanın kişiliği ancak kendi doğallığında konuştuğu anda anlaşılır.

Bakımlı bedenleri, güzel giyecekleri, iyi laf yapan ağızları olduğu halde bazı kişilerin sözlerinde hissedilen yavanlık ise ‘konuşmalarının doğal ve içten olmaması’ yüzündendir. Gerçekte o durumda hissedilen, söylenenlerin temelsizliğinin farkına varılmasıdır. Sözdeki yavanlık, temelsiz bina gibidir; gösterişi olsa da en küçük bir depreme bile dayanamaz. Bu durumdaki sözlere ‘kuru laf’ denir. Kuru laf ise lafla peynir gemisi yürütenlerden başka kimsenin hoşuna gitmez.

Kişilik oluşumu ve gelişimi ömür boyu sürdüğünden, ‘söz vücut bulur’ bilgisi gereği söylenen ve duyulan sözler bu süreçte etkili olduğundan, kişi kendisini her türlü ilişkiye açık hale getirmemelidir. Bu konuda birkaç öneride bulunmak mümkündür. ‘* Birlikteyken kalbin daraldığı, yorulduğu kimselerden -mümkünse- olabildiği kadar uzaklaşmak. * Duyulmasa da olacak sözlerle kulağı kirletmemek. * Görülmese de olacak görüntülerle gözü kirletmemek.’ Bu öneriler neden önemlidir? Çünkü insanın kulağı ve gözü kirlendiğinde, aklı kirlenir. Aklı kirlendiğinde düşüncesi bozulur. Düşüncesi bozulduğunda, yaşamı yanlışlarla dolar. Yanlışlarla geçen bir yaşam ise kişiye ömrünü israf ettirir.

İnsanların çoğu, acı da olsa kendi gerçeğiyle yüzleşmek yerine, kendilerini aklamayı pek severler. İnsanın bu zaafı nedeniyle ilahi fermanda ‘فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ / Kendi kendinizi aklamayın’ (Necm Sûresi 53/32) buyrulmuştur. Çünkü kişinin kendisini temizlemesi, ömür boyu çaba gerektiren bir süreçtir. Bu amaca yönelik olarak gerekli hiçbir çaba göstermeden, yalnızca sözlerle kişinin kendi kendini aklamasının hiçbir anlamı yoktur. Bunun emek isteyen bir süreç olduğuna işaret olarak ‘وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ / Pisliklerden kaçın’ (Müddessir Sûresi 74/5) buyrulmuştur. Bu sürecin sonunda ise ‘قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙ / Kendini arıtan kurtuluşa ermiştir’ (Şems Sûresi 91/9) müjdesi verilmektedir.

İnsanın başkalarını ve kendini tanıması ve tanımlamasında, ‘kişilik ve söz’ birbirine geçmiş durumdadır. Bu nedenle kişi dilinin altında gizlidir, denilir çünkü söz, insanın hem aynası hem de sınavıdır. Aynı nedenle ‘İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır’ denilerek kişiye kendi gerçeğinin bilincini vermeyen yani en yüksek amaca hizmet etmeyen bilgi, ‘Okumaktan murat ne / Kişi Hakk’ı bilmektir / Çün okudun bilmezsin / Ha bir kuru emektir’ dizeleriyle sonuçsuz çaba olarak adlandırılmıştır. Çünkü insan, kendi gerçeğini bildiği oranda Rabbini bilecektir. ‘Kendini bilen, Rabbini bilir’ sözü işte bu gerçeği anlayanların ulaştığı bir sonuçtur.

Bireysel ve toplumsal olarak sözün gücü, onun ‘yapan, yıkan, dönüştüren, ikna eden…’ olarak gördüğü işlevlerden gelir. Çünkü her söz, bir etki doğurur; her etki, bir anlam üretir. Değerli anlamlara ulaşabilmek için sözü tartarak söylemek, gerçeği incelikle ve incitmeden dile getirmek, gerektiği yerde susmayı bilmek de sözün önemli işlevlerindendir. Bu nedenle bu işe ehil büyüklerimiz ‘Gerçek marifet, az sözle çok şey anlatmaktır’ yöntemini benimsediklerinden ‘Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma’ (Şeyh Edebali) ilkesiyle öğrencilerini eğitmişlerdir. ‘Kişilik ve söz’ konulu bu yazıyı, Yunus’un şu dizeleriyle tamamlamak uygun olur:  

‘Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı

Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz.

Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini

Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ede bir sözü.’

(Ağı: Zehir; Dem: Zaman; Kem: Kötü; Uçmağ/k: Cennet)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş