metrika yandex
  • $43.92
  • 51.76
  • GA51000

İkra: Veri Yığınından Hikmet Devşirmeye

AHMET GÜRBÜZ
16.02.2026

​“Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

​Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir alak’tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku! İnsana bilmediğini öğreten, kalemle yazmayı belleten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.”[1]

​Hiç düşündünüz mü; Cahiliye Çağı’nda, bir dağın başında, ıssız bir mağarada ve gecenin karanlığında ümmi bir insana peygamberlik müjdesi olarak ilk "Oku!" emrinin gelmesi ne anlama gelmektedir?

​Bu müjde; tüm insanlık için bir kurtuluş, Hz. Peygamber için ise o an derin bir endişe ve ürpertiye sebep olan dehşetli bir tecrübeydi. Dört büyük melekten biri olan Cebrail’i (as) bütün ufku kaplamış, bir taht üzerinde otururken asli suretiyle ilk kez gördü. Cebrail (as), Resul-i Ekrem Efendimizi kuvvetle sıktı ve okumasını istedi. Böylelikle ilk vahiy yeryüzüne inmiş oldu.[2]

​Efendimiz, yaşadıklarını hayırlı eşi Hz. Hatice’nin amcası Varaka b. Nevfel’e anlattıktan sonra, gördüğünün vahiy meleği ve bunun bir peygamberlik işareti olduğunu öğrenince sükûn buldu. Zira o an ne kendisi okuma yazma biliyordu ne de ortada fiziksel olarak okunacak bir metin vardı.

Nur Dağı ve Hira: Vahyin İlk Durağı

​"Cebel-i Nur" diye bilinen Hira Dağı; ya geceleyin yolunu kaybedenlere yardım etmek amacıyla üzerinde ateş yakılmasından[3] ya da insanlığa en doğru yolu gösteren vahiy nurunun bu dağdaki bir mağaraya inmesinden dolayı bu isimle anılmıştır.

​İnşirah Suresi’nde zikredilen ve Hz. Muhammed (sav) henüz çocukken Cebrail tarafından göğsünün yarılıp kalbinin zemzemle yıkanarak vahyi kabul etmeye uygun hale getirilmesi hadisesi ile Şakk-ul Kamer (Ay'ın yarılması) mucizesi de bu çevrede gerçekleşmiştir. O gece ayın bir parçası Hira’nın bir tarafında, diğeri öbür tarafında görülmüştür.[4]

​Burada yaşananlar, Hz. Musa’nın (as) Tur-u Sina’da yaşadıklarını hatırlatmaktadır. Bu iki mübarek dağ, hem konum hem de fiziki şekil bakımından birbirine benzer. Kur’an’ın Hira’da nüzulü gibi, Tevrat da Sina’da İsrailoğullarına inmişti. Hz. Musa (as) Rabbiyle orada konuştu, kırk günlük "erbain" iklimini orada tattı ve On Emir ile kavmine döndü.

Bilginin Pusulası: Ahlak ve Hikmet

​İnsanlığın aydınlanma tarihinde Hira Dağı kritik bir dönüm noktasıdır. Orada gelen vahiy, Rabbin daha önce gönderdiği tüm müktesebatın, bir daha güncellenmeye ihtiyaç duymayacak olan mütemmimidir.

​İnsanlık medeniyeti kelimelerin gücüyle şekillenmiştir; ancak hiçbir kelime, bir yetimin kulağına fısıldanan ve o mağaranın sessizliğinde yankılanan "İkra!" kadar sarsıcı olmamıştır. Bu tek kelimelik emir, sadece bir dinin başlangıcı değil; zihnin prangalarından kurtuluşunun, cehalet karanlığına karşı savaşın ve "insan olma" sanatının ilanıydı.

​Okumak, sadece fiziksel bir eylem değil, zihinsel bir ameledir. Gerçek manada okuma; gözün gördüğünü kalbin tasdik etmesi, aklın ise işlemesidir. Kur’an’ın bu emri "Rabbinin adıyla oku" diye devam ettirmesi, bilginin bir pusulaya ihtiyaç duyduğunu ihtar eder. Günümüzde bilgi büyük bir güçtür; atomu parçalamak da bir bilgidir, o atomla bir şehri yok etmek de. "O’nun adıyla okumak"; bilgiyi ahlakla bezemek, vicdanla sarmalamak ve yaratılış gayesiyle örtüştürmektir.

​En büyük muallimimiz (sav) "faydasız bilgiden Allah’a sığınırken",[5] ilmin kaynağı olan Allah (cc) da pusuladan şaşmamak için okumaya başlamadan önce "kovulmuş şeytandan kendisine sığınılmasını"[6] öğütlemektedir.

Veriden Hikmete: Modern Çağın İmtihanı

​Modern çağı "bilgi çağı" olarak nitelemek sanırım yerinde olur. Artık bilgiye ulaşmak zahmetsiz ve masrafsız. Ancak Kur’an, müminine "İkra" ile bu bilgiden hikmet üretmeyi teklif eder. Aksi takdirde bilgi, sahibini yüceltmez; Kur’an’ın tabiriyle onu "kitap yüklü merkebe"[7] dönüştürür.

​Dolayısıyla "Oku!" emri sadece kâğıt üzerindeki harflere hapsedilemez. Bir yıldızın kayışını, bir hücrenin bölünmesini, bir devenin yaratılışını veya insan ruhunun derinliklerini anlamaya çalışmak da bu emrin bir parçasıdır. Kâinat kitabını okuma çabasına "bilim", insanın kendi içsel tekâmül yolculuğuna ise "irfan" diyoruz.

Ramazan: Bir Okuma Kampı

​Hem maddi hem manevi aydınlanmanın ortak paydası olan Kur’an-ı Kerim’in yeryüzünü ışıtmaya başladığı Ramazan’ın gölgesi üzerimize düştü. Ramazan ayı; okuma eyleminin, toplumsal dayanışmanın ve ruhsal terbiyenin bir arada işlendiği bir eğitim kampıdır. Hz. Peygamber, her Ramazan’da Cebrail (as) ile karşılıklı Kur’an okuyarak (mukabele) bu geleneği başlatmıştır.[8]

​Hz. Osman’dan (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir."[9]

​"Oku!" fermanına muhatap olan insana yaraşan, önce kendi içini aydınlatmaktır. Bunca enformatik kirlilik arasında bize düşen, yeni bir idrak kuşanma azmidir. Aksi halde, tekerlemeden öteye geçemez; "Bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur" durumuna düşeriz.

“Nitekim Biz, size ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek, aranızdan bir Peygamber gönderdik.”[10]

Ramazan-ı Şerif’iniz mübarek olsun.

 

[1] Alak Sûresi 96/1-5

[2] Buhârî, “Taʿbîrü’r-rüʾyâ”, 1/ Müslim, “Îmân”, 257-258

[3] M. Hamîdullah İslâm Peygamberi, I, 73

[4] https://islamansiklopedisi.org.tr/hira

[5] Müslim, Zikir, 73

[6] Nahl Suresi 16/98

[7] Cuma Sûresi 62/5

[8] Buhârî, “Bedʾü’l-vaḥy”, 5/ Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 98, 99/

[9] Buhari, Fezailül Kur’an 21

[10] Bakara Suresi 2/151

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş