12 Şevval 1447, Cuma / Mostar/ Öğleden sonra
Yine Mostar.
Karagöz Bey Caminin avlusunda mezar taşlarıyla konuşurken fark ediyorum ki, burada da mezar taşları üzerinde aynı ayet yazıyor. Onlara ölüler demeyin…
Neredeyse bütün camilerin avlularında Bosna savaşında şehit edilenlerin mezarları var.
Ve neredeyse hepsi 25-30 yaşlarında.
Küçük bir Müslüman köyünden geçiyoruz. İsmini not almamışım nedense.
Mezarlığı köyden daha büyük!
Şaşırtıcı geliyor önce, sonra mezar taşlarına bakıyorum.
1992-1995 arasında öldüklerini görüp, yine aynı ayetle karşılaşınca mezar taşları üzerinde gerçeklikle yeniden bağ kuruluyor.
Evet, diyorsun ben turist değilim!
Ben bu toprakların sahibiyim ve bu toprakların altına da üstüne de talibim!
Bu topraklar da bana sahip. Hadi gel dese neden demeyecek kadar içimde bir yerde her şey.
Ben sendenim ve sen benden bir parçasın Mostar!
12 Şevval 1447, Cuma / Balakay Tekkesi

Bosna’ya gelirken mutlaka görmek istediğim yerlerden biriydi Balakay Tekkesi.
Olağanüstü bir coğrafyaya eşlik eden sekülerlerin de anlayacağı şekilde ifade edersem bir arınma, soyutlanma, kopuş manastırı gibi bir dünya hayali vardı içimde.
Tekke’nin içinden doğan koca bir nehir ve nehrin etrafında şekillenmiş bir dünya.
Hayaller öyleydi en azından.
Bosna’da beni en çok hayal kırıklığına uğratan Balakay Tekkesi oldu diyebilirim.
Bakımsız, terk edilmiş hissi veren bir yapı.
Ticari işletmelere servis edilmiş, kaderine terk edilmiş Tekke’den çok başka bir şeye evrilmiş eski bir yapı kalmış geriye.
Eskişehir’in Odunpazarı evlerinden hallice bir turist tokatlama mekânı olmuş tarihi yapı.
Yazık!
Tekke’den beklediğiniz, samimiyeti, içtenliği görebilmeniz, hissedebilmeniz mümkün değil. Geçmişle bir bağ kurabilmek, seslendiğinde birinin duyabileceğini düşünmek imkânsız!
Gittiğiniz yerin tarihi, kültürel mirasını bilmeseniz ödediğiniz otopark ve giriş ücretine üzüleceksiniz. O kadar vasat, o kadar üzüntü verici manzara.

Sırtını dönüp gidemiyorsun ama.
Bakıp geçemiyorsun.
Geçip gidemediğin gibi yok sayıp burası Tekke değil de diyemiyorsun.
Kafan karışıyor, gidip geliyorsun.
Birkaç sitem edecek birini arıyor gözlerin o bile yok. O kadar yok!
Ne diyordu Calimero: ‘Üzüntü ve muz kabuğu!’

12 Şevval 1447, Cuma / Poçitel
Osmanlı’nın Balkanlardaki son köyü deniyor Poçitel için.
Biraz pazarlama kokmuyor değil. Ama bir o kadar da hakikat.
Başına gelenleri düşününce neden böyle olduğunu anlamak da mümkün.
Neretva nehrinin muhteşem doğası eşliğinde nehrin harikulade akıntısıyla ilerliyoruz biz de.
Uzun ama keyifli bir yolculuktan sonra Poçitel’deyiz.
Tarihi dedikoduları internet müdavimlerine bırakalım.
Ne kendi başımı ne de sizinkini şişirmeye niyetli değilim.
Merak eden okusun baksın.
Sadece Akif Emre’nin Poçitel yazısı dönüp duruyor aklımda.
O da aklımda ne kadar kaldıysa o kadar işte.
Bakayım bulabilecek miyim yazıyı.
Buldum. Ben bulamadım aslında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinden Dr. Öğretim Üyesi İzzet Gülaçar hoca buldu gönderdi sağ olsun.
https://www.yenisafak.com/yazarlar/akif-emre/pocitelden-isfahana-yitik-nehir-36999
Ama şunu söylemeliyim.

Hırvatlar 1993’te bir İslam medeniyetini yok etmek için bütün güçleriyle toplarıyla, tüfekleriyle, yamyamlarıyla saldırıyorlar Poçitel’e.
Taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamacasına.
Bütün camileri, Osmanlı evlerini yakıp yıkarak bombalayarak yok edebileceklerini sanmışlar.
Fotoğraflar çektirmişler yakıp yıkarken, barbarca.
Her nedense Hırvatların savaşta yaptığı barbarlığı görmezden geliyoruz çoğu zaman.
Sırplar daha barbar olduğu için muhtemelen.
Ama bu büyük bir yanılsama.
Barbarlıksa mesele bir Hırvat bir Sırp’tan daha medeni değil.
Aksine en az onlar kadar vahşi ve barbar!
Poçitel camisinin yakılmış fotoğraflarına bakarken ‘Hayır!’ diyorsunuz. Bunlar 1993’te yaşanmış olamaz.
İlkel çağlardan kalma fotoğraflar olmalı bunlar.
Evet, ilkel çağlardan kalma fotoğraflar onlar.
İlkel Hırvatların, ilkel Sırplarla beraber çektirdiği fotoğraflar.
12 Şevval 1447, Cuma / Akşama Doğru/ Kravitse Şelaleleri

Olağanüstü bir manzara.
Büyüleyici bir ortam.
Elimde yeterince süslü kelime yok.
Bir fotoğraf bırakayım sadece.
Ruhlarımıza şifa niyetine.
Çok güzel buralar.
Çıkın çıkın gelin.
Mazeret üretmeyin. Sonra pişman olursunuz.

Söylem ve Eylem / Mehmet Taşdöğen
17.05.2026
Trump, Çin dönüşü Tayvan'ı sattı
17.05.2026
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
Rıza Pehlevi'ye 'domates'li saldırı
24.04.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
oyaladı dost… MUSTAFA AKMEŞE 21.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 5 ÜSTÜN BOL 23.05.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
Haz mı, Huzur mu? AHMET GÜRBÜZ 10.05.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -3 ÜSTÜN BOL 09.05.2026