Havaalanında uçağı beklerken pahalı ve pahalı olduğu kadar klorlu çayımızı yudumluyoruz.
Bahse girerim kullandıkları suyu da tuvaletten doldurmuşlardır.
Bu kadar para verdikten sonra klorsuz çay içmek hakkımız olmalıydı.
Siz çokbilmişler içten içe gülüyorsunuzdur eminim.
Çok da şeyapmayın isterseniz.
Sizin içtiğiniz fil ve maymun şeyi aromalı kahveler gibi düşünün.
Hani bir de öz çekim yapıyorsunuz ya ben buradaydım şu marka aromalı kahve içiyorum filan diye.
Birazdan havalanacağız kimsenin ne aroması sevdiğiyle canımızı sıkacak değiliz.
Savaşın ilk günlerinde açlıktan kokan nefesimle, otobüse binecek kadar bile param yokken geleceğim demiştim.
Sonra param oldu ama ben olmamışım demek ki, 34 yıl gerekti adım atabilmem için.
İnsan hayallerinden ibaret.
Suriye için de çok istemiştim gidebilmeyi.
Henüz savaş çıkmamıştı daha. Doğu Konferansı vardı o zamanlar bilenler bilir.
Yine önemli işlerim vardı.
Savaş çıkınca imkânsız hale geldi önce.
Sonrasında savaşın yıktığı, yok ettiği Suriye’ye gitme fikri korkutmaya başladı.
Hayal kırıklığı yaşama düşüncesi, göreceklerimden korkma fikri çıkmadı aklımdan.
Bugün bile Suriye’ye gitme fikri korkutuyor beni.
Sonra hayallerimin diğer ülkesi İran!
Bir masal dünyasına adım atmak gibi olacaktı İran’a gitmek.
Cihan ablalarla konuştuk zaman zaman, gidebilir miyiz, planlayabilir miyiz diye?
Ama olmadı benim sorunlarım çıktı.
Uğraşmam gereken başka meseleler.
Ama bu sefer gerçekten meseleler vardı, ihmal etmedim, ertelemedim yani.
Nasip olmayınca olmuyor işte.
Ve İran’da yanıyor, yakılıyor gözlerimizin önünde.
Aynı senaryoyu defalarca yaşamak çok can sıkıcı.
Ve sonra Kudüs!
Bu da çok yanlış aslında.
Kudüs değil Filistin derdimiz!
Binalara tapmıyoruz.
Başka âlemlerden farkımız var bizim.
Sadece bir mabede, bir tarihi alana hürmet etmiyoruz.
Bir derdimiz var ve onun peşindeyiz.
Kudüs’ü bize versinler de ne olursa olsun sağcılığı bizden uzak dursun. Amin.
Muhtemelen Kudüs’ü görebilmem kısa vadede çok mümkün değil.
Giderim gitmesine de oradan çıkabilir miyim emin değilim.
Eminim aslında!
Kim bilir belki İsrail denen yerde bir rejim değişikliği olur.
Allah’ın gücü neye yetmez!
Belki Bosna gezisi her şeyin başlangıcı olur.
Belki açılır bütün kapılar.
Belki felaha erer ruhumuz.
Hem Aliya var orada. Neden olmasın?
10 Şevval 1447, Çarşamba / Saraybosna
Ankara’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Saraybosna’ya.
Sabah 06.00’da başlayıp öğleden sonra 14.30’da biten yorucu bir yolculuk.
Neyle karşılaşacağımızı bilememenin verdiği huzur var içimde.
İlginç ama öyle.
Havaalanından çıkar çıkmaz Umut Tüneli’ne gidiyoruz. Birkaç yüz metre zaten.

Ellerimin titrediğini hissediyorum. Bir elimle diğerini tutuyorum titremesin diye.
92-93’te ve devam eden süreçte yaşadıklarımız, hatıralar birer birer geçiyor gözlerimin önünden.
Tünelin açık kısımlarında yürürken aklımdan geçenleri tarif edemem.
Tarif edebilirim aslında ama tarif etmek istemem.
Tünelden çıkıyoruz Avrupa’da adet olduğu üzere çıkışta bir satış konseptine dönüşüyor alan.
Bu kötü mü emin değilim.
Hatırlamak ve unutturmamak için faydalı belki de.
‘Belki de’ si fazla onu kaldırıyorum.

Mağazada gezerken, daha önemlisi ne aradığımı bilmeden içimdeki bir şeyi ararken buldum onu.
35 yıllık bir hatıra canlandı gözlerimin önünde.
Köksal abi Bosna’lı mücahitlerin ve Bosna’nın sembolü zambaklı beresini takardı üniversitede.
Benim de birkaç kez kullanmışlığım vardı.
İçeri girer girmez ‘aradığın benim’ der gibi çıktı önüme.
Şimdi tesadüf mü diyeceğiz buna?
Alıp hemen taktım.

Yanımda kimse olmasaydı bir ağaç gölgesinde oturup sohbet etmek isterdim onunla.
Aliya’da ordusunun başında bu bereyle çıkardı televizyon ekranlarına.
Arayışım bitmemişti ama.
Başka bir şey daha var orada biliyorum.
Ne olduğunu bilmesem de biliyorum.
Var ve beni bekliyor eminim.
Bunları düşünüp gezinirken hiç uzatmadan zambak motifli güzel bir yüzük çıktı karşıma.
Türkiye’ye döndükten sonra Köksal abiye niye almadım diye hayıflandım.
Geç kalmış bir hayıflanma. Ama telafisi mümkün. Birlikte gittiğimizde, ilk fırsatta, inşallah.
Bu da dursun aklımın bir kenarında.
Belki bir gelen giden olur, belki birlikte alırız kim bilir?
Rıza Pehlevi'ye 'domates'li saldırı
24.04.2026
Sadakanız, İhtiyaç Sahiplerinin Umudu Olsun!
25.04.2026
İhracatçıya kurumlar vergisi indirimi
26.04.2026
yürümeyen, yazgısını eksik yaşar MUSTAFA AKMEŞE 23.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ -1 ÜSTÜN BOL 24.04.2026
Görmediğin bir oğlu olmuş… OSMAN KAYAER 27.04.2026
İran Rejimi DERVİŞ ARGUN 24.04.2026
BOSNA GÜNLÜKLERİ - 2 ÜSTÜN BOL 29.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-II KADİR ÇİÇEK 04.04.2026
Rachel Corrie'nin Yolunda Yürümek-III KADİR ÇİÇEK 10.04.2026
Arada Kalan Hamas ve Direnen İran DERVİŞ ARGUN 06.04.2026
Green Card Sevdalıları CYRANO DE BERGERAC 07.04.2026