metrika yandex

Haberler / Yorum - Analiz

Süleyman ÇALIŞKAN’ın Ardından/ Mehmet SILAY

18.01.2021

Süleyman Abi’nin Korona’dan hastaneye kaldırıldığı haberini hayırlı evladı akademisyen Necmettin Bey kardeşimden öğreniyordum. Bu üzücü haberi dua etmeleri için onu tanıyan dostlara telefonla bildiriyorum.

Üç gün sonra ağırlaştığı için yoğun Bakımda entübe edildiğini öğreniyorum.

Oksijen satürasyonu için uyutulup makineye bağlandığı haberini alıyorum.

Antibiyotik, kortizon ve Korovit-19’un bütün spesifik ilaçlarını alıyor. Kalbi bu hücum tedavisine ancak bir hafta dayanabiliyor. 29 Aralık sabahı Süleyman Abi’nin Hakka Yürüdüğü mesajlarıyla sarsılıyoruz.

Onun için Bismillahla başlayan ve sevdikleriyle buluşturan ebedi hayat başlıyor.

Allah’ın Ona şefkat ve merhametiyle muamele etmesini yürekten diliyoruz.

Okuyoruz: Neml Suresi 30.Ayet-i kerime bize sırat-ı mustakim’i gösteriyor;

“Allah’ın Adıyla başlayan Süleyman’dan çok önemli bir Mektup bırakılıyor.”

“İNNEHU MİN SULEYMENE VA İNNEHU BİSMİLLEHİRRAHMANİRRAHİM!”

Sıradışı Bir Münevver

Erbakan Hocanın yol arkadaşıydı.

İdealist, atılımcı  ve müteşebbis bir insandı. İş ve üretim alanında da Adana’nın marka isimlerindendi.

Pandeminin sevenlerinden ansızın kopardığı halis dostlardan biriydi.

Adana İmam Hatip okulu mezunudur.

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünü bitirdi. Sonra da İstanbul Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’ni başarıyla tamamladı.

Üniversite yıllarında fikir dünyamızın yıldızları, şair, yazar ve kanaat önderlerinin sohbet ve konferanslarını takip etti. Mahmut  Sami Ramazanoğlu, Mehmet zahit Kotku ve İskender Paşa Camii Cemaati, Necip Fazıl Kısakürek ve Nureddin Topçu hocaları tanıdı ve eserlerini sindirerek  okudu.

Engin Kültürel donanımı, gelişmiş sosyal kimliği ve özgüvenle Adana’ya döndü.

Memlekete döndükten sonra Lise Din Kültürü Öğretmeni olarak Milli eğitimde hizmet verdi.

Kardeşleriyle birlikte iş hayatına atıldı. Önce toptan-perakende gıda ticaretiyle başladı. Akyem A.Ş adında bir şirket kurdu. Yem sanayi, tavukçuluk ve Sertifikalı Helal Gıda alanına girdi.

Okumak ve Eğitmek Onun vazgeçilmeziydi. Okullar, Kur’an Kursları, Camiler, barınmaları için öğrenci yurtları A.G.D, Milli Görüş Vakfı ve kendisine ulaşan hayır kurumlarına destek olarak millete hizmet etti. Allah’ın kendisine verdiklerini kullarla cömertçe paylaşmasını bildi.

Bütün çocuklarını da Kur’an kültürüyle yetiştirdi. Necmettin, Cemalettin, Hasan, Hamza ve Ahmet hepsi de Hafız-ı Kur’an oldu ve Yüksek tahsillerini yaptılar. 

Süleyman Çalışkan Adana’da Milli Görüş düşüncesinin omurgası oldu.

Türkiye ve İslam aleminin sıkıntılarıyla üzülüyor, başarılı atılım ve açılımlarıyla seviniyordu.

Ölüm bize çok yakındı. Allah’ın verdiği ömrü Onun uğruna vakfetti.

TANIŞMAMIZ

Bundan kırk yıl önce Balgat’taki Refah Partisi genel merkezinde tanıştık. Bir hafta sonu yapılan bir genişletilmiş il divan toplantısında beraberdik. Genel Merkez nezdinde Hatay’ın il, ilçe ve belde teşkilatlanmasından sorumluydu.

Aynı yaşlardaydık. Heyecanla başlayıp, sükunetle sonlanan toplantıdan sonra birlikte çay içip sohbet etmiştik.

Gösterdiği kardeşane yakınlığı, tavrı ve tarzıyla Ona Hatay gurubu olarak “Süleyman Abi” demeye başladık.

O bizim bir parçamız oldu. İrfan sahibiydi. Kültürü ve tecrübesiyle babacandı.

Teşkilatın yapılanma sorunlarına vaktinde müdahale eden, isabetli çözümler üreten  ve daima teklifleri olan donanımlı bir müslüman münevveri idi.

Süleyman Çalışkanın endişeleri Türkiye sınırlarını aşıyordu. Suriye, Irak, Mısır, Arabistan, Azerbaycan ve halkı Müslüman olan Kafkasya ve bütün Türki Cumhuriyetleri kapsıyordu. Bu İslam coğrafyasında yaşayan ilim adamları ve mazlum kitleleri bize anlatıyordu. Hatırlattıkları okuduğumuz kitapları aşıyordu.

O bizim için gerçekten “Süleyman Abi” yerini dolduruyordu. Kendisiyle unutulmaz hatıralarımız vardı. İl Kültür Müdürlüğü tarafından Adana Kültür Merkezinde yeni yayınlanan kitabım İskilipli Atıf Hoca’yı gençlere anlatmam için Adana’ya davet edilmiştim. Adana Hekimevi’nde kalıyordum.

Gençlerin çoğunlukta olduğu kalabalık bir topluluğa İstiklal Mahkemesi tarafından bir tiyatro formatında yargılanıp idam edilen iki İlim Adamı, Fatih müderrislerinden İskilipli Muhammed Atıf ile Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi’ye biçilen Hukuk Cinayetini anlattım. Muradımız resmi ideolojiden rövanş almak değildi. Yakın tarihimizle yüzleşmekti. Kaynakları karartan zorba sistemin figüranlarını deşifre etmekti. Son yayınlanan çalışmalarımızdan Kudüs, Endülüs ve İttihad-ı İslamın Mimarı  SELAHADDİN EYYUBİ kitaplarını gençlere imzalayarak dağıttık.

Akşam yemeği de yememiştik. Süleyman Abinin götürdüğü salaş bir dükkanda ilk defa ŞİRDAN’ı tadıyordum.Bol baharatlıydı ama çok lezzetliydi.

“Sen Adana’ya gel de Şirdan yeme, olmaz!” diyordu.

“Doktor bey yarın sabah Hekimevi’nde bir şey yeme. Ben gelip seni alacağım. Kahvaltıda bizdeyiz İnşallah!”

“Abi zahmet vermeyelim!” itirazımı “zahmet değil rahmet!” diyerek kesiveriyordu.

O gece sabaha kadar kaç defa uyandım, kaç şişe soda ve kaç bardak su içtiğimi hatırlayamıyorum. Aman Ya Rabbi, Adanalıların bayıldığı neymiş bu ŞİRDAN?

Ertesi sabah Süleyman Abi lütfedip geldiler ve çantamı alıp Hekimevinden ayrıldım.

Devlethanesindeydik. İkisi hafız diğerleri de hafızlığa çalışan yavrularını görüyordum. Çocuk değil, meleklerden bir manga! Kendisine bakıyorum. Henüz ak düşmüş sakalı daima mütebessim ve aydınlık yüzüne yakışıyordu.

Yer Sofrasındaydık, bağdaş kurduk. Hiçbir lokantada olmayacak kadar küçük kalaylı iftariyelerle dolmuştu soframız. Önce gözümüz doymuştu. Gerçekten telezzüz miktarı lokmalarla doymuştuk. “Elhamdulillah!” dedik.

“Haydi misafirin Duası!”dedi.

Kısa sofra duasını da bize yaptırdı. Aynı sohbetin tekrar takdimi için bir şoför nezaretinde bizi İskenderuna uğurladı.

CANLI BİR HATIRA

Erbakan Hocanın güney illerine sık geldiği yıllardaydık. Bütün meydan ve salon toplantılarına katılıyorduk.

Nerede bir program var biz de arabamızla Hocanın peşindeydik. Sıcak hava akşama doğru yerini hafif bir serinliğe bırakmıştı. Refah Partisi Adana bölge yöneticileri ve il başkanlığı , Hatay ve Osmaniye milletvekilleriyle bir lokantaya girmiştik. Süleyman Abi önceden bu mekanda rezervasyon yapmıştı. Uzun bir masada Erbakan Hocanın

etrafında yan yana sıralanmıştık. Birer acılı Adanayla yetinmiştik. Günlerin yorgunluğu içinde konuşacak halimiz yoktu. Fakat Hoca ile birlikte olmak bizi diri tutuyor ve motive ediyordu. Yemek sırasında Hoca bizleri tebrik etti ve görevlerimizi tekrar hatırlattı.

Sonra da “haydi biriniz dua etsin!” dedi. Hocam falanca dua etsin veya filanca dua etsin dediler.

Erbakan Hoca gülerek noktayı koydu.

Süleyman Abiye bakarak, mutlu ve neş’eli sesiyle;

“Arkadaşlar, bu sofranın hesabını kim ödeyecekse o dua etsin! Eminim çok içten ve yanık dua edecektir!”dedi.

Başta kendisi olmak üzere hepimiz gülüştük. Bu latife bir canlı fıkraydı.

İşte o dakikada daima mütebessim ve aydınlık çehresiyle Süleyman Abi, usulca ayağa kalktı ve avuçlarını açarak duaya başladı.

Besmele çekti, Allaha hamd etti, Resulüne Salat ve Selamdan sonra duayı tamamladı.

Süleyman Çalışkan, Hocanın muhabbet dolu espirisine muhatap olmakla bizlere unutulmaz bir gün yaşatmıştı.

Süleyman Abi’nin işi-gücü, konuştuğu-yaşadığı, verdiği ve aldığı, tebessümü ve öfkesi yalnız Allah arızası içindi.

Adana’dan ayrılırken vekiller, il ve ilçe başkanları “Biz de seni yalnız Allah rızası için seviyoruz Süleyman Abi ne mutlu sana! dediler.

MEDRESE-İ YUSUFİYEDE

Süleyman Abi Adana’daydı ama bir ayağı Hatay’da ve Osmaniye’deydi. Hem bizim gönlümüzde, hem de genel

Merkezin nezdinde O Milli Görüş Konseptinin önderlerinden biriydi.

Süleyman Abi idealinin ve imanının fedaisiydi.

Elli Dördüncü Hükumet Başbakanı Necmettin Erbakan’a Sistem Vural Savaş başkanlığındaki terör aygıtıyla bir komplo hazırlıyordu.

Adana’dan Süleyman Çalışkan, Hatay’dan Mehmet Sözer Kardeşlerimiz de Siyaseten İnfaz edileceklerdi.

Düğmeye basıldı.

Yayladağı’ndaki Medrese-i Yusufiye’de aylarca Hürriyetleri gasp edildi.

Bölge vekilleri olarak Ankara’dan bu sınır ilçesine gidip kardeşlerimizi ziyaret ediyorduk. Kucakladık, sohbet ettik. Burada olmaları reva değildi hatta  adaletin intiharıydı.

İkisi de mütevekkildi, şikayetçi değillerdi. Bu iki kahraman gözümüzde fitneyi orta yerinden çatlatıyordu. Savcı

Vural savaş, zorba sistemin kuklasıydı. Emperyalistlere ev ödevi yapan ve onları memnun eden brütüslerden biriydi. Amma Sünnetullaha göre zalimin ömrü kısaydı. Gerçekten de kısa oldu. Süleyman Abi ve Mehmet Sözer kardeşlerimiz bize ve Devlete, Millete, Din-i Mübine, Türkiyenin ve Ümmet-i Muhammedin mustazaflarına dua ettiler! Amin dedik.

Kucaklaştık, gözlerimiz ve gönlümüz dolu dolu ayrıldık. 

Dünya Ahiret Allaha Emanet Kardeşler!

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş