Dine ve atalara saldıran bir güruh çoğaldı; bunu artık hepimiz görüyoruz. İçinde Kâbe geçen, “Allah” denilen bir ilahiden rahatsız olan bu azınlığın ortak noktası, İslam dinine, bu devleti payidar kılan değerlere ve ecdada her fırsatta saldırma cüretini göstermeleridir. Üstelik bundan da kaçınmıyorlar.
Bu zehirli fikirlerin toplandığı bir siyasi çizgi zaten mevcut. Bu partinin geçmişine şöyle bir bakılsa, sadece bu ilahi üzerinden yapılan hakaretleri değil, çok daha eskiye dayanan bir bakış açısını da görmek mümkündür. Çok uzak tarihlere gitmeye gerek yok; hafızamızı biraz zorlamamız yeterli.
Örneğin, eski İzmir belediye başkanı Tunç Soyer’in, İzmir’in kurtuluş yıl dönümünde yaptığı konuşmayı hatırlayalım. O törende, düşmanın sözlerini aratmayacak ifadelerle, üstelik ecdadın neslinin gözlerinin içine baka baka ağır ithamlar ve hakaretler dile getirildi. Peki bu sözler kimeydi? Bilinen bir düşmana mı? Hayır. Tam tersine, bu toprakları kanlarıyla alıp bize miras bırakan ecdad-ı Ali Osmanlı’ya yöneltilmişti.
Daha da hüzün verici olan, meydanı dolduran binlerce insanın bu sözleri alkışlamasıydı. O gün sarf edilen ifadeleri bir kez daha hatırlayalım: “Yüz yıl önce bu toprakları yönetenler gaflet, dalalet hatta hıyanet içindeydi…” sözleriyle Osmanlı yönetimi hainlikle itham edilirken, konuşmada Yunan işgaline dair tek bir vurgu dahi yapılmaması dikkat çekiciydi.
Delalete düşen kimdi? Ecdat mı, yoksa kendi tarihine bu denli öfke duyan bir zihniyet mi? Bu hoyratlık neyin kini, neyin nefretiydi? Sanki ataları düşmanı denize dökenler değil de denize dökülenlerdi.
Bugün de benzer bir tabloyu görüyoruz. Kâbe’de hacıların “Allah” diyerek söyledikleri bir ilahiden rahatsızlık duyanlar var. Ramazan’ın o güzel atmosferini okullarda yaşatmaya yönelik bir çalışmayı bile içine sindiremeyen bu bedbaht topluluğun meselesi laiklik değildir; düpedüz İslam karşıtlığıdır.
İlahiden rahatsız olup “şeriat istemiyoruz” diye yürüyüş düzenleyenler ile Ramazan etkinliklerine karşı bildiri yayımlayanlar aynı zihniyetin tezahürüdür. Bu topraklarda böyle bir azınlığın bulunuyor olması, tarihle bağını koparmış bir anlayışın varlığını göstermektedir.
Ancak bu sözlerin, bu davranışların bizim topraklarımızda, al bayrağın gölgesinde, şehitlerin kanıyla sulanmış u ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli, Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.” Sözleri ile kurtuluş mücadelesi için şehitler verildiği bu aziz vatanda dile getirilmesi ayrı bir kırgınlık oluşturmaktadır.
Ecdadımız bu vatanı bize kanlarıyla, ezanların asla bir daha dinmeyeceği bir vatanı bize emanet etti. Biz de bu düstur gereği gerektiğinde canımız pahasına koruyacağımız bir mirasa sahibiz. Eğer hâlâ bunu kabullenemeyenler varsa, o zaman adres bellidir; ata toprakları olarak gördükleri yere, Yunanistan’a gidebilirler.
Mesele bir ilahi meselesi değildir. Mesele, hafıza meselesidir. Mesele, bu topraklara aidiyet meselesidir.
Hüseyin KIZILTAŞ
TÜRKİYE VE İRAN / Ümit AKTAŞ
09.03.2026
NATO, Malatya'ya patriot yerleştiriyor
10.03.2026
KÜRESEL DÜZENİN SONBAHARI
15.02.2026
Surelerin Mesajları: ÂLÂ SURESİ - 8 OSMAN KAYAER 09.03.2026
Teslimiyetin maskesi; mezhepçilik DERVİŞ ARGUN 16.03.2026
İRAN VE BÖLGESEL TAHLİL SÜLEYMAN ARSLANTAŞ 22.02.2026