Günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri dinin araçsallaştırılmasıdır. Oysa din; dini kendi siyasal, ekonomik, ticari beklentileri gerçekleştiren bir araç olarak kullanılmayı onaylamaz. Bu dinin araçsallaştırılması, başka menfaatler için kullanılması anlamına gelir. Dini araçsallaştıran birey, dini pratikleri Allah rızası için değil, dünyevi bir beklenti için yapar. Bu günümüzde görülen en sorunlu ve bir hayli yaygın dindarlık türüdür. Dini araçsallaştıran birey salt kendine zarar vermekle kalmaz; aynı zamanda dine dışarıdan bakan birinin olumsuz tutum takınmasına neden olur. Şurası açık ki, Türkiye'de din karşıtlığının artmasında, gençler arasında ateizm ve deizmin yaygınlaşmasında, dindar görünenlerin tutarsız davranışları ve onlara sunulan dinin yetersiz kalması gibi faktörler belirleyici rol oynar. "Gençler niçin deizme eğilim gösteriyor" sorusundan önce " Temsil ettiğimiz din niçin gençlere yeterli gelmiyor" sorusunu sormak gerekir.
Karşılaştığımız sorunları tartışırken kendimizi merkeze koyarak analiz yapmak zorundayız. Çünkü Kur’an’da işaret edildiği gibi "Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." ( Rad/ 11). Sosyal değişimin temel kuralı olan bu ilke, Sünnetullahın işeyişindeki değişmez ilkedir. Değişimin öznesini kendi dışımızdaki faktörlere indirgeyerek sağlıklı bir değerlendirme yapamayız. Bundan dolayı kendimizi ihmal ederek yaptığımız her değişim faaliyeti, kendimizi merkeze koymadığımızdan dolayı, sonuçsuz kalacaktır.
Öte yandan içinde yaşadığımız toplumda yaptığımız değerlendirmeler, olaylar hakkındaki sorumluluğu üstlenmek istemediğimizi gösteriyor. Sorumluluğu sürekli dış faktörlere atmak, sorunla yüzleşmeyi engellediği gibi, çözüm üretmeyi de imkansızlaştırmaktadır.
Bu konuda Malik bin Nebi'nin bakışı ufuk açıcıdır. O, " Niçin bizi sömürüyorlar" sorusu yerine, " Neden sömürüye açık bir yapımız var" sorusunu önceliyordu. Çünkü birinci soru, sorunun kaynağını dışarıya aktarırken, ikinci soru öz eleştiriyi öne çıkarıyordu.
Ne yazık ki, siyasetten sosyal hayata kadar sorunları kendi dışımıza transfer etmeyi seviyoruz. Bunun doğal sonucu olarak olayların sorumluluğunu üstlenecek kişiler bir türlü bulunamıyor. Böyle bir ortamda hukuk işlevsiz kalmaktadır. Hukukun işlevsiz kaldığı yerde hak aramak ve adaleti gerçekleştirmek imkanı yoktur.
Siyasetçinin, işadamının, aydının salt kendi çıkarını incelediği bir toplumda gençlerin bireyci ve sorumsuz davranışlarından şikayet vermeye hakkımız yoktur.
Kaldı ki, tüm bu gelişmeler içinde en az sorumlu olanlar gençlerdir. Çünkü gençler, siyaset, ekonomi ve toplumsal konularda karar mevkilerinde değildir. Gençleri suçlamadan önce onlara nasıl bir din anlayışını miras bıraktığımız tartışılmalıdır. Kuşku yok ki, bırakılan dini anlayışı gençlerin kabul etmemeleri ve başka arayışlara yönelmesinin temelinde, büyüklerin din adına bıraktıkları sorunlu miras yer almaktadır.
Elimizde kapsamlı bir saha araştırması olmasa da, gençlerin en çok yöneldikleri anlayış deizm olarak öne çıkmaktadır. Kuşku yok ki, ülkemizde deizm, felsefi bir arayış olarak değil, dindar insanların sorunlu davranışlarının neticesi olarak ortaya çıkmaktadır. Namaz, oruç, hac gibi formel ibadetlerini yerine getiren insanların toplumsal hayatta iyi bir ahlaka sahip olmamaları, dahası bazı olumsuzlukların merkezinde yer almaları insanları dinden uzaklaştırmaktadır.
Bugün bütün din ve ideolojilerin önündeki en büyük engel, aktüel sorunlara çözüm üretmekteki yetersizlikleridir. Bu durum, özellikle dinlerin her dönem içtihat yoluyla o dönemin sorunlarına çözüm üretmek durumunda olduklarını gösteriyor. Aksi halde toplumsal sorunlara müdahil olmalarına imkan yoktur. Bu durumda son din olan İslam, sahta sorunlardan uzaklaşmalıdır. Sahte soru, insan zihnini, asıl sorunların önüne geçerek metafizik spekülasyonlarla işgal eden sorulardır.
Bugün Müslümanların soruları şunlar olmamalıdır:
1- Ölünün yedisi kırkı var mı?
2- Hz. İsa öldü mü?
3- Kabir azabı var mı?
4- Mevlit okunmalı mı?
5- Firavun iman etti mi?
Bu soruların temel özelliği Müslümanları güncel sorunlardan uzaklaştıran ve zihnini meşgul eden sahte sorular olmasıdır. Kuşku yok ki, sahte sorulara sahici yanıtlar verilemez.
Müslümanlar şunları sormalı:
1- İsrail saldırganlığı ile nasıl mücadele edilir?
2- Gelir dağılımındaki uçurumun nedenleri nelerdir?
3- Emek sömürücülüğü nasıl önlenir?
4- Kadın cinayetleri nasıl önlenir?
5- Çevre kirliliğine karşı ne tür önlemler alınmalıdır?
6- Kadın bedeninin sömürüsü ve çıplaklık kültürü ile nasıl mücadele edilir?
7- Kumar, bahis ve fuhuşla nasıl mücadele edilir.
8- Liyakatsizlik ve nepotizm nasıl önlenir?
9- Dinin siyasal ve ekonomik menfaatler için istismar edilmesi nasıl önlenir?
10- Toplumda giderek yaygınlaşan ahlaki çürümenin nedenleri nelerdir?
11- İktidarın yanlış uygulamaları nasıl eleştirilmelidir?
Birinci tip sorular sahte sorulardır. İnsanı güncel sorunlara yoğunlaşmaktan uzaklaştırırlar. Belki de bu soruları gündemde tutanlar, ikinci tip soruların sorulmasını engellemek için insanların zihinlerini meşgul ediyorlar. Oysa sorulması gereken ikinci tip sorulardır. Çağımızın yakıcı sorunlarına cevap üretemeyen, öneri getirmeyen, söz söyleyemeyen bir inancın hayata müdahil olması zordur.
Bugünün sorunlarına müdahil olmayan bir inancın özellikle genç nesiller için bir çekiciliği yoktur. Çünkü gençler bu çağda yaşıyorlar ve bu çağın sorunlarıyla yüzleşmektedir.
Ne yazık ki, dindarlar adil bir toplum oluşturma yolunda örnek bir model geliştiremedikleri için, sürekli tarihe kaçıyorlar. Bugünün sorunlarına müdahil olamadıklarından dolayı, tarihsel tecrübeyi öne çıkarıyorlar. Sürekli tarihe kaçmak, aslına bakılırsa bugünün sorunlarıyla ilgisini kesmek demektir.
Bizler hayatın hangi alanında, hangi partisinde, hangi cemaatinde, hangi gurubunda yer alırsak alalım, öncelikle Müslümanız. Birbirimize karşı hangi ahlaki ilkelerle davranacağımız vahiy ve sünnette açıkça belirlenmiştir. Bir Müslüman bağlı bulunduğu gurubun, partinin, cemaatin çıkarlarını asla İslam’ın önünde olamaz. Kendi grubumuz, cemaatimiz, partimizi İslam’ın yegane temsilcisi görüp diğerlerinin yanıldığını iddia edemeyiz.
Gençlerin deizme veya başka bir ideolojiye yönelmelerinin veya dine kayıtsız davranmalarının asıl sorumluları karar mevkiinde olanlardır. Karar verici konumda olanların kendi sorumluluklarını gençlerin üzerine atmaları kuşkusuz ahlaki karşılığı olmayan bir kaçıştır. Bu konuda herkesin sorumluluğu üzerine alarak kapsamlı bir özeleştiri yapmalıdır.
ASTP:“Sudan’ın Yaralarını Sarma Vakti”
25.11.2025
'Cumhuriyet Muhafızı' biblosu yasaklandı
24.11.2025
Seyfettin Huca ile Derkenar
09.11.2025
Ulucanlar Cezaevi MEHMET YAVUZ AY 24.11.2025
İyi Öğretmen Kimdir? YUSUF YAVUZYILMAZ 23.11.2025
Ne Yapmalı? YUSUF YAVUZYILMAZ 09.11.2025