Sağlıklı bir iktidar eleştirisi yapabilmek için, iktidarın arkasındaki sosyolojisi iyi okumak gerekir. Bunca eleştiriye ve önemli bir ekonomik krize karşın neden hala birinci parti konumunda olduklarını anlamak ancak sosyolojik bir değerlendirme ile mümkündür. İktidara destek veren halk katmanlarının desteğini sadece iktidardan pay aldığına bağlamak naif bir açıklamadır. Çünkü iktidarı destekleyen kitlenin büyük bölümü toplumun alt katmanlarında yer almaktadır.
İktidara destek verenlerin davranışlarını yönlendiren asıl neden, muhalefetin, kazanımları konusunda eskiye döneceği konusundaki endişeleridir. Sanırım 1948 yılında CHP'nin, 1930 yılında kapattığı İmam -Hatip okullarını açmak zorunda kalmasını hatırlamak var. Dönemin MEB Tahsin Banguoğlu, halkın perişan olduğunu ve en çok şikayetin cenazelerinin yıkayacak imam bulamamaktan olduğunda yoğunlaştığını söylüyordu. Bakın halk ekonomik ve sosyal yönden perişan, ekmeğin karne ile verildiği bir dönemden çıkmış, ama içini en çok açıdan dini eğitim veren okulların kapatılması ve Arapça ezan yasağıdır. Halkın o koşullarda bile ne istediğine bakmak son derece açıklayıcıdır. Bunu anlamak halkın politik tepkileri konusunda bize bilgi verebilir.
Muhafazakar dindarların davranışlarını anlamak bakımından ulusalcı Kemalist “Sözcü Gazetesi”nin bir haberine kulak vermek gerekir: “Okulları bu hale getirdiler”. Gazetenin Bu hal diyerek eleştirdiği konu başörtülü bir öğretmenin derse girmesidir. Bu arkaik zihin AK Partiyi besleyen sosyolojinin tam da bu eleştiri tarzı olduğunu göremiyor. Eleştiri, alabildiğine toplumun değerlerine yabancı, alabildiğince faşist, alabildiğince dışlayıcı, alabildiğince otoriter ve baskıcıdır. Bu zihniyetin politik temsilcilerine, muhafazakar dindar halk neden oy versin? Galiba ekonomik krizin etkileri ve siyasal sonuçları konusu üzerinde düşünmekte yarar var. Bu noktadaki, anahtar soru şudur: Bunca ekonomik soruna karşın halk neden iktidarı desteklemeye devam ediyor? Hiç kuşku yok ki, bu soruyu doğru cevaplandırmak ve AK Partinin arkasındaki desteği değerlendirmek için sağlıklı bir Anadolu sosyolojisi okuması yapmak gerekmektedir.
Köyden kente göç, muhafazakar dindarların ekonomik hareketliliği ve çevreden merkeze doğru hareketlerini doğru okumaksızın sağlıklı bir analiz mümkün değildir.
AK Parti iktidara geldiğinde ABD, Avrupa Birliği ve halkı arkasına alarak Kemalist elitlere karşı başarılı bir mücadele verdi. 367 ve AK Parti'yi kapatma davaları ile Kemalist elitin karşı koyma çabaları sonuç vermedi.
Denklem, özellikle 2010'dan sonra, Türkiye’nin Ortadoğu politikasını Batı koalisyonu dışında oluşturmasıyla bozuldu. ABD ve AB, Cemaat destekli koalisyon ile Erdoğan'ın kalemini kırmaya çalıştı. 17-25 Aralık ile başlayan süreç muhalefeti de içine alacak şekilde genişledi. Bu koalisyon finali 15 Temmuz ile yapmaya çalıştı.
İşte bu aşamadan sonra yeni bir denge kuruldu. O zamana kadar Erdoğan'a ateş püskürten MHP ve muhafazakar dindarları temsil eden AK Parti arasında yeni bir koalisyon kuruldu. Ergenekon ve Balyoz davaları işlevsizlestirildi.
Artık demokrasinin önünde engel olarak görülen askeri elitleri de yanına alarak, 15 Temmuz ve NATO koalisyonu dağıtılmaya ve etkisizleştirilmeye çalışıldı, çalışılıyor. Her şey Türkiye'nin Ortadoğu’da oyun kurucu bir aktör olmaya çalışmasıyla başladı. Bir de Erbakan'ın dediği şey var galiba:" Her şey Türkiye'nin şeftali yerine motor üretmeye karar vermesiyle başladı."
Ancak bu koalisyonun demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve Kürt sorunu konusunda vereceği fazla bir şey yok. Denklem, büyük ölçüde güvenlik ekseni üzerine inşa edildi. Bu dönemin başlangıçtaki aktörleri Süleyman Soylu ve Hulusi Akar'dır.
Kuşkusuz bir siyasal proje salt güvenlik ekseni üzerimden yürüyemez. Siyasetin geleceği, demokrasi, hukuk devleti ve özgürlük açısından AK Parti'den daha ileri bir siyasal söylemin oluşması ve halkın değerleri ile buluşmasına bağlıdır. Nitekim ikinci kez başlayan ve öncekine göre daha profesyonelce yürütülen Kürt açılımı bu siyasete bir örnek olarak verilebilir.
İsmail Kara’nın ifadesiyle AK Parti “İslamcılıktan vazgeçtiğini beyan ederek kuruldu ve küreselleşme politikalarına, liberalizme uygun bir siyasi dil kurarak, bir program geliştirerek iktidara geldi. Uygulamaları da hususen 2013’lere kadar bu istikamette gitti. Sonra konjonktürün de etkisiyle milliyetçi damarlarını, statükoyu daha fazla hatırladı.”(İsmail Kara, Türkiye’de Ahlak Vurgusu Güçlü Olmadığı İçin Fikri de Gelişemedi, Perspektif, 18 Ekim 2020)
Kamuoyu yoklamaları AK Parti'nin hala birinci parti olduğunu gösteriyor. Bu oranın sadece baskı ortamıyla açıklanması mümkün değildir. AK parti seçmeni bu politikaları destekliyor. Peki neden? İşte bunu anlamlandırmak toplumdaki siyasal zihniyetin kökleri üzerine yoğunlaşmakla mümkündür. İşte tam bu noktada, AK Parti seçmeninin siyasal zihniyetini oluşturan Sünni siyasetin paradigmasınının ilkelerine yoğunlaşmak gerekiyor.
Sünni siyaset büyük ölçüde dış tehdit algısı ve bu tehdidin nasıl giderileceği üzerine şekillenir. ( Bu dış tehdit Haçlı Seferleri, Batınilik ve Moğol saldırılarıdır.) Dış tehdit algısı sonucu ortaya çıkan belirleyici faktör ise siyasal zihniyetin temelini oluşturan güvenlik algısıdır.
AK Parti seçmeni, muhalefeti büyük ölçüde dış tehdit unsurunun( PKK ve FETÖ/ Amerika ve AB) işbirlikçisi olarak okuyor ve siyasal anlayışını bu çerçeveye oturtuyor.
AK Parti seçmeni için muhalefet, Selçuklu Veziri Sadettin Köpek gibi düşmanla işbirliği yapanların devlet içindeki uzantısı gibidir. Peki, bu algı nasıl kırılabilir? Muhalefetin öncelikle Ak parti seçmenine bu algının yanlış olduğunu gösterme ve bu doğrultuda siyaset üretme zorunluluğu vardır. Diğer taraftan Ak Parti seçmeninde derin bir endişe de var: Ya bu algı olarak söylenen tez gerçek ise.
Gelinen noktada siyasetin adalet, insan hakları ve hukuk temelinde yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Ancak toplumda bu yönde güçlü bir irade gözükmüyor. Bu nedenle, toplumun sıkıştığı dönemlerde, görev toplumun önde gelen alim, aydın ve entelektüellerine düşüyor. Alim, aydın ve entelektüeller kendi düşüncesinden olan bir siyasal iktidar dahi olsa uyarı görevini yenine getirmeli, haksızlıkları dile getirmekten, adaleti ve hukuku savunmaktan geri durmamalıdır.
GENÇLERİMİZ NEDEN EVLENEMİYOR? / AHMED ALGAN
13.09.2026
Maduro'nun Eşinden Ev Hapsi Talebi
15.09.2026
Kur’an dervişi Kemal Kelleci vefat etti
16.09.2026
Kasıt ve Kusur: Süleymancılık AHMET GÜRBÜZ 24.08.2026
YENİ BİR EĞİTİM MODELİ ÖNERİSİ ORHAN GÖKTAŞ 26.08.2026
Ezherli Kuytul AHMET GÜRBÜZ 02.09.2026